Batılılar geldiler, burnumuzun dibindeki ülkeye çomak soktular.

Önce Tunus’ta, sonra Libya’da, Mısır’da güya özgürleşme operasyonları yaptılar. Azcık huzuru olan Müslüman topluluklar, bataklığın içine yuvarlandılar.

Batılı, kovanın içine çomağı soktuktan sonra, çekip gitti.

Arıların sokmasını, börtü böceklerin faaliyetlerini uzaktan seyretti.

Ellerini ovuşturarak, müslümanların birbirlerini öldürmesini, boğazlamasını, sokakların, şehirlerin dumana boğulmasını filme aldı.

Bana dokunmayın, cihad diyerek bana saldırmayın, birbirinizi yiyin politikasıyla, Ortadoğu’yu dizayn etme telaşına düştü.

Attığı her adım planlı programlıydı.

Başta Amerika olmak üzere, bütün Batılılar, Müslümanları zararlı ilan etmişler, gelecekleri için, Müslümansız bir topluluk öngörmüşlerdi.

Irak, Suriye, İran, Libya, Tunus, Yemen, Filistin… Birbirini yiyen Müslümanların memleketleri olarak ün salmıştı.

Bu listeye Türkiye de eklenmeliydi.

Bir tarafta PKK öbür yanda DEAŞ, bu umuda hizmet edebilirdi. Nitekim patlayan bombalar, öldürülen masum insanların kanında, bu programın ve planın izleri vardır.

Peki, birilerinin ifadesiyle, ÜST AKIL bunları aklederken, biz nerdeydik, biz ne yapıyorduk?

Niye Suriye bataklığına balıklama daldık? Diktatör devireceğiz diyerek, milyonlarca müslümanın ölmesine, nice müslümanın sürgün edilmesine neden hizmet ettik?

Derdimiz neydi? Neyi murad etmiştik böyle yapmakla?

İki müslüman kavga ederken, onları yatıştırmak, ayırmak varken, daha çok birbirlerini öldürmelerine nasıl yardım ederdik?

Üzüntü verici hadiseler yaşadık…

Yolun bir yerinde, Batılıdan yoldaş olmayacağını anladık anlamasına da, sağımız solumuz yaşanmaz olmuştu… Artık, atı alan Üsküdar’ı geçmişti. Suriye’deki Müslümanlar, yollarda, çoluk çocuk sefil bir yaşama mahkûm edilmişlerdi.

Batılıların kapısında, sığınacak yer arıyorlardı… Hepimizi utanç içinde bırakarak…

Ya şimdi… Şimdi ne yapıyoruz?

Astana’dayız. Astana Kazakistan’da… Masa kuruldu. Suriye’deki kavga son bulsun… İnsanlar, kendi evlerinde mutlu olsunlar, rahata ersinler diye taraflar buluşuyor…

Rusya ve Türkiye gözetiminde, muhalif Suriyelilerle, hükümet, Suriye hükümeti görüşecek… Silahlar sussun, beraber yaşansın diye çaba gösterilecek…

Doğrusunu yapıyoruz.

Bu coğrafyadaki her şey bizi ilgilendiriyor. Suriye bölünürse, bizim bölünmemiz söz konusu… Suriye rahatsız olursa, biz burada hasta oluruz.

Bu gerçeği gören hükümet, şu an doğru adımlar atıyor.

Suriye hükümetiyle resmen görüşmeler yapıyor… Yanlıştan dönmek erdemliliktir, kârdır. Bu sebeple, Astana’daki görüşmelerin, barış ve huzur getirmesini… Kan ve gözyaşının son bulmasını istiyorum.

Suriye politikasını değiştiren hükümet, kimi yanlışları yok etmede, dost kapılara kulak verirse, hepimiz kazançlı çıkarız… Ülke olarak, insanlık olarak, ümmet olarak…