İnsana ve insanlığa kin ve düşmanlığı bir inanç esası olarak kabul eden, ırkını bu esas ile özdeşleştiren Yahudilik kültü, tarih boyunca hak ettiği sürgünlüğünü "İsrail" teşkilatlanmasıyla durdurdu. Daha doğrusu durdurmuş göründü. Ama bu durma, her ne kadar "İsrail devleti" tabiriyle alenileştirilmek, meşrulaştırılmak istendiyse de, 1948 den bugüne kadar bu isteğin tam yankı bulduğu söylenemez. Bunun bizzat İsrail tarafından, kabul edilmeyişlerinin derin inkisarının göstergesi hâlâ bir anayasaya sahip olmamasıdır. Bugünün dünyasından anayasaya sahip olma devlet kabul edilmenin ve meşruiyet kazanmanın olmazsa olmaz şartıdır.

Bu açıdan İsrail, Avrupa, Amerika, BM, diğer devletler ve uluslararası kuruluşlar tarafından ilişki kurulan taraf olmasına rağmen, devlet olarak zımnen kabule mazhar olamamanın aşağılık duygusunu yaşamaktadır. Sahip olduğu imkanları (para, basın, aydın vb.), kin ve düşmanlığı doğrultusunda kullanmadaki ısrar ve ustalığı, Avrupa da, Amerika da, BM de, diğer devlet ve kuruluşlar da göze alamadıkları için, İsrail e "devletmiş" gibi davranıyorlar. Ama İsrail, kin ve düşmanlık duygusunun demirden temellere dönüşen kaidesi üzerinde yükselttiği güvenmeme ukdesi ya da içtepisiyle akıl almaz şımarık davranışlara, sözlere, söylemlere başvuruyor. İnsandaki normal ve anormallik bir İsrailli için sahip olunamayan niteliklerdir.

Nitekim Filistin ülkesine İsrailli olarak adım attıkları andan itibaren, "yahudilik"ten de her geçen süre uzaklaştıkları için, hem Filistin ülkesi ve halkına, hem Ortadoğu ve giderek dünyaya, hem de dünyanın çeşitli bölgelerindeki yahudilere dünyayı zehir etmişler, artarak kan kusturur hale gelmişlerdir.

Tarihte bir çok fitne, fesat hareketlerini kışkırtmalarına rağmen, "yahudi" olarak kaldıkları sürece müslüman toplumlar arasında ve yönetimleri altında himaye görmüş, insanca muameleyle karşılanmışlar, haksızlığa, zulme uğradıklarında, bizzat Peygamberimiz döneminden itibaren siyanet edilmişler, korunmuşlardır. Hıristiyan, daha önce Roma imparatorluğunda maruz kaldıkları zilleti, aşağılanmayı, müslümanlardan görmedikleri halde, içlerinde zehir tortusu gibi biriktirdikleri akıl almaz kin, garez ve düşmanlığı dışa vurmuşlardır.

Filistin ülkesinde, İsrailli kimlikleriyle, onurlu Filistin halkına yapıp ettikleri, en acımasız, en insafsız muameleler olarak altmış yıldır süregelmektedir. Üstelik bunun adını "Filistin sorunu" şeklinde dünyaya kabul ettirmişlerdir. Evet Filistin halkı böyle bir sorun yaşamak zorunda bırakılmıştır, ama Filistin ve Ortadoğu müslüman halkının önünde "İsrail sorunu" bulunmaktadır. Son cezaevinin basılarak yıkılması, yargılanmak üzere tutulan Filistinlilere yapılan muamele, İsrail in nasıl bir sorun olduğunu gözler önüne sermiştir. Bırakınız insana, hayvana dahi yapılamayacak bir muameleyi, cezaevinde adeta tutsak aldığı savunmasız ve korunmasız insanlara yapmaktan çekinmemiştir. Yahudilerin Austwitz kampında yaşadıklarını iddia ettiklerinin aynen benzerini İsrailliler Filistinlilere karşı gerçekleştirmiş olmuyor mu

Sadece bu son cezaevi baskınına bakıldığında bile İsrail in devlet değil, adeta bir terörist teşkilat gibi hareket ettiği söylenebilir. Ne evrensel hukuk kuralları, ne uluslararası hukuk hükümleri, ne de BM nin aldığı kararlar İsrail i durduramamaktadır. Şiddet, terör, işkence İsrail in adeta varolma şartı gibidir. Makul olan her şey İsrail in nezdinde anormaldir. Güç ve ölüm, yakıp yok etme, hile ve desise, şiddet ve terör onun bildiği, anladığı tek şeydir.