Başlığa bakar bakmaz hemen yeni asgari ücrete yönelik bir eleştiri yapacağım akla gelebilir. Aslında eleştirecek pek çok sebep de var ancak maksadım yeni belirlenen asgari ücret rakamını eleştirmekten çok artık asgari ücretin manasının yeni şartlara göre yeniden ele alınması gerektiğine dikkat çekmek. Çünkü asgari ücretin manası insanlara ister devlet iste sektör olsun çalışanlara verebilecekleri en az ücreti ifade ediyor. Bu mana bugün de değişmiş değil. Ancak, diyebiliriz ki, söz konusu asgari ücret genelde sadece verilebilecek en az ücreti değil, genel geçer bir rakamı ifade etmeye başladı. Kısacası, işçilere verilecek en az ücret belirlenirken, çalışanların büyük bir bölümü bu rakamı alır bir noktaya geldi.

Bunun ötesinde asgari ücret verilebilecek ücretin alt sınırını belirlerken bu alt sınırın açlık sınırı rakamının bile altında kalıyor olması ülkemizdeki ücret politikasındaki çarpıklığı da gözler önüne seriyor. Çünkü açlık sınırı rakamının altında belirlenen bir asgari ücret, çalışanların halini tespit bakımından da çelişki oluşturuyor. Bu bakımdan bu köşede birkaç kez dikkat çekmeye çalıştığım bu her ay başta bazı sendikalar tarafından yapılan araştırma sonuçlarına göre belirlenip ilan edilen açlık ve yoksulluk sınırı rakamlarının ilan edilmesi bile milyonlarca çalışanın açlık sınırı altında bir rakama mahkum edildiğinin ilanı anlamına geliyor. Bu bakımdan her ay ilan edilen açlık ve yoksulluk sınırı rakamları bu ülkeyi idare edenlerce doğru bulunuyorsa o zaman işin doğrusunun ne olacağının toplum ile paylaşılması gerekiyor. Çünkü sene başında asgari ücret yüzde 50 artırılmasına rağmen açlık sınırının altında kalmış, bunun da ötesinde yapılan yüzde 50 artış çok geçmeden eriyip gitmişti. Şimdilerde yapılan yüzde 30’luk artışa rağmen asgari ücret açlık sınırının altında kaldığına göre bu çelişkilere bir son verilmesi gerekiyor. Bir bakıma ülkemizde uygulanan ekonomik çözümler genellikle dar ve sabit gelirliye değil, nedense zengini rahatlatıyor. Bir başka ifadeyle uygulanan ekonomik sistem fakirden alıp zengine veriyor. Sonuç olarak fakirler giderek yoksullaşıyor. Bu sebeple olsa gerek zaman zaman yapılan değerlendirmede ülkemizde ifade edilen büyüme rakamları fakirleşerek büyüme olarak nitelendiriliyor.

Sonuç olarak son olarak 5 bin 500 lira olarak belirlenen asgari ücretin de açlık sınırı rakamının altında kaldığını söylemek yapılan artışı eleştirmekten çok bir durum tespitidir. Yapılan durum tespit de toplumun zenginler ve fakirlerden oluşan iki grubu ayırmış olduğunu gösteriyor. Çünkü giderek fakir daha da fakirleşirken, hatta orta sınıf da fakirler arasında yerini alırken zenginler daha da zenginleşiyor. Bu ise gelir dağılımındaki dengesizliği sürekli artırıyor.

Son olarak Türk-İş’in açıkladığı rakamlara göre açlık sınırı 6 bin 319 lira, yoksulluk sınırı ise 20 bin 818 liradır. Açıklanan bu rakamlara yönelik bir itiraz, daha doğrusu bu rakamların yanlış olduğunu ortaya koyacak veriler toplumla paylaşılmadığına göre son belirlenen asgari ücret rakamının da çalışanları açlığa mahkum eden rakam olmaktan öte geçemediğini göstermez mi? Bu arada 20 bin lirayı geçmiş olan yoksulluk sınırı rakamını hiç düşünmemek gerekiyor. Çünkü ülkemizde söz konusu bu yoksulluk sınırı rakamını aşan bir ücret alanlar çalışanların yüzde kaçıdır sorusunun cevabının resmi rakamlarla açıklanması gerekiyor. Açıklansa ne olur sorusu akla gelebilir. Hemen belirteyim ki ülkede çalışanların içine sürüklendiği durumu net olarak görmemizi sağlayacaktır.

Buna ihtiyaç var mı? Bana göre var. Çünkü işin vahameti ve toplumdaki dengesizliğin net bir şekilde görülmesi gerekiyor. Çünkü sorun net olarak tespit edilmeden soruna çözüm bulmak zorlaşıyor. Belki de bu sorunun cevabı verilmediği için insanlar sadece açlık sınırı rakamı etrafında fikir yürütüyor, yoksulluk boyutu pek fazla akla gelmiyor. Halbuki, açlık sınırının üzerine çıkılması yoksulluğun gündemden çıktığı/çıkartıldığı anlamına gelmiyor.