Bir düşünür, Doğu toplumlarının içine düştüğü vahim durumu açıklarken şöyle bir örnek verir: “Batı sömürgeleştirdiği Doğu toplumlarına -Siz soylu bir geçmişe sahipsiniz, atalarınız büyük zaferler kazandı, cenkten cenge koştular sizlere onurlu bir tarih bıraktılar, o nedenle sizin çalışmanıza gerek yok. Fakat bizim böyle bir şansımız yok, o yüzden çok çalışmalıyız” diyerek bu toplumları miskinliğe teşvik etti”

Bir toplumun köklerine bağlı kalması ve bu bağı sürdürmesi doğal bir şeydir. Fakat geçmişte yaşanmış başarıları hamasi bir ifade ile dillendirip bununla yetinmek birey ve toplumları miskinliğe sürükleyecektir. Geçmişte yaşanan haksızlıkları her seferinde dile getirmek ve yaşananlar üzerinden ilgi toplamaya çalışmak da bunun gibidir. Açıkçası, başörtüsü nedeniyle eğitim hakkı ellerinden alınmış, hor görülmüş belli bir mücadele vermiş bazı hanım kardeşlerimizin aynı hataya düştüklerini düşünüyorum. Onlar bugünün getirdiği avantajlardan faydalanıp, durumu kurtarmak ve gelecek nesiller için bir şeyler üretmek yerine bulundukları her ortamda “başörtüsü mağduruyum, geçmişte şu sıkıntıları yaşadım” demekle iktifa ediyorlar. Oysa bu, zaman kaybetmekten başka bir şey değildir.

Geçmişte birçok arkadaşımız üniversitelerde, kamu kurum ve kuruluşlarında büyük haksızlıklar yaşadılar ve birçoğu sahip oldukları haklardan vazgeçmek durumunda kaldılar. Fakat her iyi şeyin bir bedeli vardı ve bu kardeşlerimiz bu bedeli ödediler. Bu dönem hanım kardeşlerimizin çoğu alternatif çözüm yöntemleri aradılar, dil öğrendiler, çeşitli kurslara gittiler, İslami noktada kendilerini geliştirmeye çalıştılar. Bu süreci avantaja çeviren birçok hanım tanıyorum. Olaya biraz da bu tarafından bakabiliriz diye düşünüyorum.

Yaşananlar büyük haksızlıktı, bir neslin eğitim hakkı ellerinden alındı. Fakat geçmiş geçmişte kaldı. Artık bundan sonra neler yapabiliriz, çocuklarımıza neler verebiliriz diye sormalı ve arkamıza değil önümüze bakmalıyız. Bilmiyorum ben böyle düşünüyorum…