Hiç kuşkusuz tarih, hangi dönemde olursanız olun, durduğunuz

yeri, konumu, eğilip bükülmenizi, dik duruşunuzu satır satır not ediyor.

Özellikle gazetecilik mesleğiyle iştigal edenler, bu ülkenin sosyal, kültürel

yapısına nasıl müdahale ediyorlar, insanların zihinlerini nasıl dönüştürmeye

çabalıyorlar, demokratik bağlamda nasıl yalpalıyorlar, tarih her şeyi

unutulmamak üzere sayfalarına kaydediyor. İster uzak dönem olsun, ister yakın

dönem olsun, bazı kavramları eğip bükerek, insanların kılık kıyafetlerini

dillerine dolayarak toplumsal korku imparatorlukları oluşturmaya çalışan, korku

dehlizleri üretenleri hepimiz çok yakından biliyoruz, tanıyoruz.

Star Televizyonu’nda anchourmanlik yapan, kanalın

satılmasının ardından sade gazeteciliğe yönelen Uğur Dündar’ın tekrar ana haber

bülteni sunuculuğuna döneceğine dair bir haber vardı geçtiğimiz günlerde bir

gazetede. İzmir’de bir panele katılan Uğur Dündar, demiş ki, “Tarih bugünleri

yazıyor. Tarih kanaat notunu veriyor. Hepimiz her gün sınavdan geçiyoruz.

Gazeteciler tarih önünde not alıyorlar. Bu notlar hepimizin siciline

silinmeyecek kalemlerle yazılıyor.”

Dündar, meslekteki herkesin not aldığını, bu notların

sicillere silinmeyecek kalemlerle yazıldığını söylemiş… Peki, habercilik

yöntemini, şeklini, üslubunu ve toplumsal dönüşüm mekanizmalarıyla ilgili

algıları belli olan Uğur Dündar’a siz not vermiş olsaydınız, bu notunuz 10

üzerinden kaç olurdu

Hatırlatalım: 28 Şubat sürecinde demokrasiyi askıya almak

için mücadele eden meslek güruhunun içinde Uğur Dündar, söyledikleriyle,

eylemleriyle, haberleriyle, tavırlarıyla tam manasıyla bir garnizon demokratı

duruşu sergiledi. Bu çok açık bir görüntüydü…

Ve hepimizi yaralayan Hürriyet gazetesinde yayınlanan habere

gelelim… Bir hastanede başörtülü olarak röntgen çeken hanımefendinin “tesettür”

hassasiyeti dolayısıyla, bir hastanın röntgenini çekmediğini, bundan imtina

ettiği haberini, “Tesettür faciası” başlığıyla yayınladı.

Aslında böyle bir şey yoktu… Uğur Dündar özür bile dileme

gereği hissetmedi…

Uğur Dündar ve onun gibi düşünenler, ellerindeki medya

gücüyle toplumu dönüştürebilmek, belli bir görüşün içine hapsedebilmek ve

zihinleri bulandırabilmek için bu tür haberler yapmaktan hiçbir zaman geri

kalmamışlardır. Onların tıynetleri budur…

Toplumsal vicdan, demokrasi, din ve vicdan hürriyeti onlar

için hiçbir anlam ifade etmez.

Onların bildikleri tek şey, herkesin kendileri gibi

düşünmesi, herkesin kendileri gibi olması, herkesin kendileri gibi giyinmesi,

herkesin kendileri gibi yaşamasıdır. Bunun için ellerindeki medya gücünü bir

manivela gibi kullanarak, toplumun genetik kodlarına müdahale ederler, sosyal

dokuyu zedelemek, insanların “özgür yaşam hakkını” engellemek için çabalarlar.

Tarih elbette not ediyor… Tarih, herkese not veriyor…

Bu arızalı zihniyeti temsil eden, bizleri kendi dünya

görüşleri karşısında hiç sayan Uğur Dündar gibilerine “tarihin vereceği” not,

10 üzerinden 1 bile değildir.

Onların demokrasi algıları arızalıdır… Vicdan hürriyeti

kavramı arızalıdır… Yaşam hakkı kavramı arızalıdır… Farklı olabilmek, farklı

düşünebilmek kavramı arızalıdır…

Tek tip düşünce, tek tip anlayış, tek tip yaşantı…

Türkiye, özgürleşecek… Zihinler özgürleşecek… Vicdanlar

özgürleşecek…

Üstelik, Uğur Dündar gibilere rağmen!