Karneler alındı, çocuklar üç ay tatile girdiler. Şimdi tüm camilerde çocuk sesleri yükseliyor. Anneler babalar, çocuklarını, koca bir yıl dini eğitim alamadıkları için ellerinden tuttukları gibi camilere götürüyorlar. Hocalar da hazır çocukları bulmuşken ne verebilirsem kârdır diye bildiklerini verebilme gayretinde oluyorlar. Peki hiç sorduk mu çocuklarımıza; onlar gitmek istiyorlar mı? Tövbe estağfurullah, ne biçim kelam ediyorum ben öyle! Bu çocuk dinini, kitabını, peygamberini öğrenmesin mi? Öğrensin tabii ya, öğrensin de neden öğrendiğini de bilsin diyorum. Bak kızım, bak oğlum, tüm yıl çalıştın çabaladın, güzel bir karne getirdin. Sınavlarından iyi notlar aldın. İnşallah iyi bir meslek sahibi olacaksın fakat bu dünya okuldan ibaret değil yavrucuğum. İyi bir meslek sahibi olman bizi mutlu eder ancak ondan daha çok iyi bir insan olman daha çok mutlu eder. Okuldaki sınavlardan çok daha önemli bir sınav var. Bu sınavı geçebilmek için gerekli bilgileri öğrenmen lazım. Bunun için de bu yaz tatilinde şu camiye gitsen, hocanın dizinin dibine otursan ne güzel olur diyelim diyorum. Çocuklarımız eğitim sisteminin gerçekleriyle değil, inancımızın gerçekleriyle büyüsünler. Sizin isteğinizle nedenini bilmeden değil, kendi isteğiyle bilinçli bir şekilde gitsinler camilere.

Sonra eğitimcilerimiz de çocukları, camiye gelmekle ne kadar iyi bir şey yaptıklarına ikna etsinler. Kur’an’ı öğrenince ne olacak demesin çocuklar, Rabbimizin kelamı olduğunu, kalbe şifa olduğunu bilsinler. Hz. Peygamber’in hayatını tarihten ibaret sanmasınlar, O’nun üstün ahlakını bilsinler, örnek alsınlar. 32 farzı ezberlesinler ezberlemesine de ezberden ibaret kalmasın hani, hayata geçirebilsinler. E tüm bunlar da okul sistemi gibi ezberci zihniyetle olmaz. Ne olacak o zaman? Eğitimcilerimiz elbet ellerinden geleni yapıyorlardır da daha fazlası için gayret etseler. Mesela çocuk ruhlu olsalar biraz, yeri geldiğinde çocuklarla eğlenmeyi bilseler. Peygamber Efendimiz’in (sav) çocuk eğitimini bilseler. Mesela çocuklara yeni bir şey öğretecekleri zaman şu hadise gelse akıllarına;

Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz, bir gün Muaz bin Cebel’in elinden tutarak ona şöyle buyurmuştur:

“-Ey Muâz! Allâh’a yemin ederim ki, ben seni gerçekten seviyorum. Ey Muâz! Sana her namazın sonunda:

“Allahümme einnî ala zikrike ve şükrike ve hüsni ibadetik.”

“Allâh’ım! Seni zikretmek, Sana şükretmek ve Sana güzelce kulluk etmekte bana yardım et!” duâsını hiç bırakmamanı tavsiye ediyorum.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 26)

Sonra da eğitimin ilk şartının sevgi olduğunu hatırlasalar ve çocuklara onları ne kadar çok sevdiklerini söyleseler.

Bu eğitim üç ay yaz tatilinden ibaret olmasa. Yazın öğrendiklerini unutup bir dahaki yıl sıfır bilgiyle gelmeseler camilere. Kışın düzenli bir şekilde tekrar edebilmeleri sağlansa keşke. Anne babalar örnek olsalar. Hadi yavrum, yazın öğrendiğin yemek duasını yap da sofradan öyle kalkalım diyerek teşvik etseler. Evde cemaat olunsa, hep beraber kılınsa namazlar. Orucun, açın halinden anlamak olduğunu söyleyip iftar sofralarında karınlarımızı şişirip kandırmasak kendimizi de, çocuklarımızı da. Kapıya gelen komşuya annem evde yok, şu an uyuyor gibi şeyler söylemek zorunda bırakılarak çocukların doğru ve yalan arasındaki hassasiyetlerini zedelemesek. Müslüman, hep doğru sözlüdür diyebilse çocuklarımız. Hak ve adaletten dem vuran anne, babalarını, hocalarını haksızlık yaparken görmeseler. Tüm yaz hayranlıkla peşinden ayrılmadığı hocasını, öğrettiklerinin tam tersini yaparken yakalamasa çocuklar. Örnek olsak da üç aylık yaz tatiline sıkıştırmasak her şeyi…