Suriye krizinin Banyas da gerçekleştirilen katliam,

Reyhanlı da patlatılan bombalar ve akabinde devam eden olaylarla gündemin en

üst sıralarına tırmandığı bir dönemde gerçekleştirilen Amerika ziyareti, hiç

kuşkusuz bundan sonraki süreç açısından büyük bir ehemmiyet taşıyor; özellikle

de, Türkiye nin bölgedeki yeni pozisyonu ve ABD hegemonyasının geleceği

açısından.

Bu kapsamda, söz konusu ziyaretin stratejik işbirliği ve

hedefleri boyutuyla sadece Suriye ya da Ortadoğu ile sınırlı olmadığının altını

şimdiden çizelim. Filistin, Irak ve İran dan başlayan ve Afganistan a kadar

uzanan geniş bir yelpazede; Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya, Güney Asya ve

Rusya yı da içine alan bir jeopolitik alandan bahsediyoruz burada.

Bir diğer ifadeyle küresel güç mücadelesinin seyrini

büyük ölçüde belirleyecek bir güç boşluğunun yaşandığı, ABD nin zaruri

ifadesiyle yeni bölgesel-küresel ortaklıklara gebe bir bölgeden... Ya da

Yükselen Çin ile Yeni Amerikan Yüzyılı projelerinin çatıştığı, bundan

istifade edilebildiği takdirde Yeni Bir Dünya projesinin hayata

geçirilebileceği bir jeopolitik alandan...

Bu çerçevede, Türkiye yi bölgesinde aşamalı , fakat

kontrollü bir şekilde ön plana çıkartmaya çalışan ABD iradesinin bu yöndeki

kararlılığının bir kez daha ortaya konulduğu bu ziyarette, Ankara ya

sınırları ve sınırlılıkları hatırlatılmış gibi. Bir diğer tabirle, krizde

tam gaz giden ve eksen kayması belirtileri ortaya koyan Türkiye nin başta

yeni Suriye süreci olmak üzere bölgesel-küresel çapta yeni Amerikan

stratejisine uyumlaştırılması , gazının alınması ve eksenin düzeltilmesi

şeklinde bir durum söz konusu.

Nasıl mı Bunun için ziyaret öncesi Türkiye-ABD hattında

yaşanan son gelişmelerde ön plana çıkan hususlara ve Ankara nın verdiği

mesajlara bakmamız gerekiyor.

Öncelikle sorun alanlarını sıralayalım: Suriye, Irak,

İran, İsrail ve Filistin. Bu sorunların önemli bir kısmında politik hedefler

bağlamında bir sorun bulunmazken, bazılarında ve liste dışı ülkelerde,

alanlardaki (örneğin Rusya, Pakistan, Afganistan ve hatta İran gibi ülkeler ile

enerji, terör, yeni siyasi yapılanma vb. hususlarda) görüş ayrılıkları;

söylem-yöntem-araçlar bağlamında kendisini göstermekteydi.

Örneğin, Suriye konusunda temel politik hedefte ciddi

anlamda bir sorun olmamakla birlikte, yöntem ve araçlar bağlamındaki

ayrışma ve bu kapsamda ABD nin ortaya koyduğu bir takım çıkışlar-itirazlar

dikkatlerden kaçmamaktaydı.

2012 Haziranından bu yana ABD li üst düzey yetkililer

tarafından ısrarla gündeme getirilen bu hususlar şu şekilde sıralanmaktaydı: 1.

Suriye deki radikal grupların faaliyetleri, bunlarla ilişkiler, Esad sonrası

süreç açısından taşıdıkları riskler-tehditler ve Türkiye nin burada oynadığı

rol; 2. Esad ın devrilmesiyle ilgili olarak askeri yöntemler yerine

siyasi-diplomatik araçların kullanılması ve Türkiye nin bu kapsamda Cenevre

sürecine mesafeli, hatta soğuk duruşu; 3. Bu kapsamda Türkiye nin daha radikal

yöntemlerin hayata geçirilmesi noktasında ısrarla önerdiği uçuşa yasak bölgeler

ile güvenli alanlar (tampon bölge) oluşturulması talepleri; 4. Türkiye nin

süreçte daha aktif bir şekilde yer alma arzusu ve Yeni Ortadoğu nun

hamiliği-sahipliği noktasındaki zamansız çıkışları ve bunun oluşturduğu ters

etki; 5. Türkiye nin F-4 hadisesi ve Mısır örneklerinde de görüldüğü üzere,

Yeni Ortadoğu sürecinde manevra alanını genişletmeye yönelik hamleleri.

Bunların dışında Ankara nın Erbil ile Kürt Petrolleri

noktasındaki bir takım çıkışları ve bunun Bağdat ta meydana getirdiği tepkilere

Washington un verdiği destek de iki ülke arasındaki bir diğer sorun alanı

olarak kendini göstermekteydi.

Kuşkusuz bu maddeler daha da çoğaltılabilir.

Diğer taraftan, burada Türkiye nin ABD ile ilişkilerinde

daha özel nitelikte ön plana çıkan bir takım taleplerini de göz ardı etmemek

gerekiyor. Örneğin, AR-GE-inovasyon desteği ile ABD ve AB arasında yakında

görüşmelere başlanacak olan Serbest Ticaret Anlaşması dışında kalmak istemeyen

Türkiye nin bu konuda Washington dan istekleri gibi...

Peki, sonuç mu Şu şekilde özetleyebiliriz: 1. Türkiye,

ortak politik hedef in dışında, yöntem ve araçlar noktasında da ABD ile

uyumlu hareket edecek; 2. Bu kapsamda suyu bulandırma girişimi olarak

adlandırılan Cenevre süreçlerine (ikincisi de yolda) destek verecek ve hatta bu

kapsamda Rusya ile bir görüşme de gerçekleştirecek; 3. Dolayısıyla Türkiye,

Suriye krizinde Moskova tarafından ortaya konulan tez çerçevesinde şekillenen

son ABD-Rusya yol haritasının dışına çıkmayacak; 4. İran, İsrail ve Filistin

mevzularında daha yapıcı bir rol oynayacak; 5. Serbest Ticaret Anlaşması

yerine şimdilik Üst Düzey Komite ve bir takım inovasyon destekleri ile idare

edinilecek...

Şimdi asıl merak konusu, Türkiye nin bu yeni yol

haritasını özellikle de Suriye özelinde, terörist gruplar olarak adlandırılan

gruplar üzerinde nasıl hayata geçirilebileceği ve bu grupların buna nasıl bir

tepki vereceği

Açıkçası şu an Türkiye nin önünde nur topu gibi yeni

bir sorun var. Suriye krizinde ani fren yapmak zorunda kalan Ankara nın yeni

bir strateji geliştirmesi gerekiyor. Aksi takdirde Allah hepimizin yardımcısı

olsun!