17 Aralık tan bu yana devam eden derin kriz , etkisini dış politikada da hissettirmeye başlamış durumda. İç siyasetteki gerginliğe paralel olarak daha da artması beklenen bu husus, ilk olarak kendisini Türk-Amerikan ilişkilerinde göstermiş bulunuyor.

Bu bağlamda Büyükelçi Ricciardone bunalımı , sıkıntılı sürecin bir öncü dalgası olarak ön plana çıkıyor. Asıl ya da tamamlayıcı nitelikteki kriz dalgalarının Avrupa Birliği (AB) kanadından gelmesi bekleniliyor. AB den gelecek artçı dalgalarla birlikte Türkiye deki sürecin bir siyasi depreme dönüşmesi ihtimali her geçen gün ağırlık kazanıyor.

Nitekim basına kabaca bir göz atıldığında bile, AB kanadından son bir hafta içinde gelen uyarı adı altındaki küçük çaplı tepkiler-eleştiriler dikkatlerden kaçmıyor.

Örneğin, Avrupa için Liberaller ve Demokratlar İttifakı Başkan Yardımcısı Lambsdorff, Genişleme ve Avrupa Komşuluk Siyaseti nden sorumlu üyesi Füle nin sözcüsü Stano, Avrupa Parlamentosu nun en büyük ikinci grubu Sosyalistler, Sosyalistler ve Demokratlar İlerici İttifakı tarafından yapılan açıklamalarda ya da hazırlanan raporlarda Türkiye nin AB den uzaklaşmaya başladığı hususuna vurgular yapılıyor.

Batı Treni Yerine Şark Ekspresi mi

Bu kapsamda, Başbakan R. Tayyip Erdoğan ın yaptığı son açıklamalarla Türkiye yi AB den uzaklaştırma niyetini açıkça ortaya koyduğunu iddia eden bu çıkışlarda iç siyasete yönelik çağrılar da dikkatlerden kaçmıyor. Hatta Türkiye yi kaybetmemek adına Sosyalistlerin Grup Başkan Yardımcısı Roucek in yaptığı; reformları hızlandıracağı için Türkiye ye de üyelik tarihi verilmesi gerektiği çağrısı bile hatırlatılıyor.

Endişeler, sadece iç politika bağlamında yaşanan bir takım gelişmelerle ilgili değil. Yeni Türkiye sürecinin daha milli-bağımsız bir dış irade sergileme kararlılığı ve bu doğrultuda yeni oluşumlara yeşil ışık yakması da Batı yı derin bir endişeye sevk etmiş durumda...

Bu kapsamda, Ankara dan Şanghay İşbirliği Örgütü ve Rusya nın başını çektiği Gümrük Birliği ne yönelik üyelik sinyalleri, Çin ile çok boyutlu stratejik işbirliği arayışları ve Halkbank operasyonuyla birlikte bir kez daha gündeme gelen İran ile derin ilişkiler ,  Türkiye nin Batı dan kopma ve Doğu ya yanaşma girişimleri olarak değerlendiriliyor.

Batılı başkentlerde son dönemde kendisini daha derinden hissettirmeye başlayan otoriterleşen Türkiye, otoriter bloğa kayıyor kaygısının temelinde de bu son gelişmeler yatıyor. Bu husus, adem-i merkeziyetçi bir süreci AB reformları ile sonuna kadar savunan hükümetteki merkezci sapmalarla ve Putin kıyaslaması ile kendisini daha net bir şekilde gösteriyor.

Yeni bir bağımsızlık savaşı mı

Burada, Başbakan Erdoğan a yönelik Putin benzetmesi bir tesadüf olmasa gerek. Sosyal medyada da yer alan şu iddia oldukça dikkat çekici: Putin in Erdoğan a önemli bir sözü var bağımsızlık mücadelenizi destekliyoruz. Türkiye ilk defa zincirleri kırmaya yaklaştı.

Bu noktada Türk-Rus ilişkilerindeki kırılma noktaları ve Batı nın burada oynadığı rol oldukça önemli. Rusya, İkinci Yalta sürecinde adeta Batı dan 1947 ya da 1952 nin rövanşını almak istiyor.

Rusya nın Orta Asya-Kafkasya-Karadeniz üzerinden yakın çevresine keskin bir dönüş yaptığı ve bu çerçevede Türkiye ile de derin işbirliğini esas aldığı (Kasım 2001 tarihli Avrasya İşbirliği Eylem Planı ve Mayıs 2010 tarihli Üst Düzey İşbirliği Konseyi-ÜDİK) bir dönemde, 1921-1938 ruhunun tekrar canlandırılabileceğine yönelik çıkışlar da dikkatlerden kaçmıyor.

Bir diğer ifadeyle Rusya, Türkiye yi Batı ya itmek suretiyle uzun vadede kaybettiği mücadeleyi, Türkiye üzerinden Türk-İslam dünyasını kazanmak suretiyle telafi etmek istiyor. Zaten, Batı cenahındaki bir takım endişelerin temelinde de bu korku yatıyor.

Esas korku: Türkiye yi kaybetmek ...

Burada hiç kuşkusuz ABD nin tavrı oldukça belirleyici bir yere sahip. Ankara-Washington hattındaki büyükelçi buhranı şimdilik dondurulmuş olsa da, ABD den gelen mesajlar bu krizin devam edeceği yönünde...

Nitekim, Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Psaki tarafından yapılan yazılı açıklamada şu ifadelere yer veriliyor: Türk medyasının bazı unsurlarında büyükelçimiz, diğer üst düzey Amerikalı yetkililer, uluslararası medya temsilcileri ile özel Amerikan vatandaşları ve grupları hakkında devam eden temelsiz saldırıları derinden rahatsız edici buluyoruz.

ABD li yetkililerin şu ifadesi de, bu bağlamda gündeme bomba gibi düşmüş durumda: Makul olmayan bu açıklamaların iki ülke ilişkilerini zehirlenmesinden endişe ediyoruz. Washington kaynaklı haberde, Türk-Amerikan ilişkilerinin geleceğinin tehlikeye girdiği ne yönelik vurgu da bir o kadar önemli.

Çin i çevrelemeye çalışan ve bu kapsamda Rusya ve İran la yeni bir dönem başlatmaya çalışan ABD nin böyle bir zehirlenme olasılığına karşı endişe etmenin dışında başka arayışlar içerisinde olup olmadığını da göreceğiz; her ne kadar Perşembe geliyorum dese de...