Bir kurumda birbirlerine ağza alınmayacak hakaretler

yağdıran ana oğul buradaki görevliler tarafından sakinleştiriliyor. Annenin

gözlerinde derin bir öfke var Neden diye soruyor ve başlıyor anlatmaya:

Babasıyla yollarımızı ayırdığımızda oğlum üç yaşında bir çocuktu, çaresiz

kalıp çocuk esirgeme kurumuna vermiştim. Bir yıl önce onu yanıma aldım. İkinci

evliliğimi yapmıştım artık bir de kızım dünyaya gelmişti. Oğlumu da alır mutlu

bir hayat yaşarım diye düşünmüştüm. Onun bana saygıda kusur etmeyeceğini, benim

koyduğum kurallara riayet edebileceğini, beni üzmeyeceği düşünmüştüm. Ama

yanılmışım. Akşamları eve geç geliyor, evimin kurallarına uyum sağlamıyor,

benimle tartışıyor bana saygı göstermiyor o yüzden yeniden yurda bırakmaya

karar verdim Annenin bu ifadelerini öfke ile dinleyen genç ellerini hızla

sıkıp duvarı yumrukluyor: Sana en fazla ihtiyaç duyduğum bir dönemde beni

yurda bıraktın, arkadaşlarımın ailesi geldiğinde ben başımı eğer sessizce

ağlardım. Bana vermen gereken sevgiyi vermedin, ama benden sevgi bekliyorsun.

Beni evine aldığında büyük hayaller kurmuştum. Artık mutlu bir yuvam, annem

kardeşim var demiştim. Ama hayatımı kontrol etmeye kalktın, bana güvenmedin her

hareketimi sorgulamaya başladın. Hayatımı mahvettin, seninle kalmaktansa yurda

gider ve orada tek başına yaşamaya devam ederim

Anne oğlun ifadeleri işitince olduğu yerden kalkıyor ve

ona şiddetli bir tokat vuruyor. Ana oğul arasında yaşanan bu kavga ortamın

huzurunu bozuyor ve her iki taraf da görevliler tarafından ikinci kez sakinleştiriliyor

Anne kendisine en fazla ihtiyaç duyabileceği bir yaşta

çocuğunu yurda bırakıyor. Çocuk burada yaşamının en kritik dönemlerini anne

özlemiyle geçiriyor. Çocuk kanatlarını kendi imkânları ile çırpıp uçmaya

çalışıyor fakat çelimsiz kanatları buna imkân vermiyor. Anne bir gün kendisine

ulaşıyor ve onu evine almak istediğini belirtiyor. Çocuğun gözleri parlıyor ve

hayallerinin yelpazesini değiştirerek anne ile birlikte eve geliyor. Fakat anne

umduğunu bulamıyor ve büyük bir düş kırıklığı yaşıyor. Oğlunun zihninde

şekillendirdiği genç figürüyle hiç uyuşmadığını görüyor. Ve var gücü ile oğlunu

bu şablona uydurmaya çalışıyor. Ona göre bir genç büyüklerin bütün kurallarına

şartsız tepkisiz uyum göstermeli. Fakat yurtta büyüyen oğul kuralları hiç tanımıyor.

Ana ile oğul arasında kurulmaya çalışılan bağ daha başlamadan bitiyor ve oğul

yoluna tek başına devam etmek zorunda kalıyor.

Anne oğlun elinden tutmak yerine onu yalnızlığa terk

ediyor. Anne hiç emek vermeden ürün elde etmek istiyor. Bunun mümkün olmadığını

görünce de sorumluluktan kaçıyor. Anne oğlu daha yaşamının başında kurban

ediyor