Rahmetli Özal 1991 yılında Irak’a müdahale edilmesine itiraz eden Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay’ı emekliye sevk etmiş, Misak-ı Milli’ye ulaşmanın heyecanıyla (!) “bir koyup üç almanın” hesaplarını yapıyordu. Ona göre bu tarihi bir fırsat idi ve kaçırılmamalıydı. Kerkük ve Musul mutlaka geri alınabilirdi. ABD söz vermişti. Saddam gittiğinde her şey yoluna girecekti. Ancak bunların hiçbirisi gerçekleşmedi. Aradan tam 26 yıl geçti. ABD kurduğu tuzakların sonucunu istediği gibi aldı. Bize ise namlunun şakağımıza dayanması anlamına gelen, 25 Eylül Kuzey Irak bağımsızlık referandumu kaldı. ABD bu süre zarfında tabiri caizse tavşana kaç, tazıya tut diyerek bizimle ve bölge halklarıyla oynadı.

Öyle bir duruma getirildik ki, daha dün devlet protokolü ile karşıladığımız Barzani, yaptığı son açıklamalarla neredeyse bize karşı savaş ilanına varacak derecede ileri laflar etmeye başladı.

Kimse bana felaket tellalı demesin. Yanılmak için dua ediyorum. Ancak referandum gerçekleşir ve sonuçta bağımsızlık kararı çıktığı söylenirse, herkes bilmeli ki, bu durum bizim için ‘dönülmez akşamın ufku’ dur. Suriye’deki gelişmeleri de dikkatlice incelediğimizde bu referandumun öylesine alınan bir self-determinasyon kararı olmadığını rahatlıkla görürüz.

Bölgede Bağdat ile sorunlu, Türkiye ve İran’ın karşı olduğu bir devlet nereden nefes alabilecek? Suriye’de yaşananlar, Irak’ın kuzeyindekilerden bağımsız olabilir mi? Rusya tarafından Deyr ez Zor’da üst düzey DAEŞ’lilerin ABD tarafından bölgeden kaçırıldığına dair açıklama, DAEŞ’in ne amaçla araziye sürüldüğünü göstermiyor mu?

ABD-PYD ilişkisi de bu doğrultuda kurgulanan bir işbirliği değil mi?

Bu arada Rusya ve İranlı üst düzey askeri yetkililerin ülkemize yaptıkları ziyaretler sorunun çözümü açısından önemli ve umut verici idi. Ancak İran’ın olası referandum ile ilgili kanaatini az-çok biliyoruz ama Rusya’nın tutumu ise kafa karıştırıyor. Lavrov’un “Bizim Arap ve Kürtlerle tarihi ve çok iyi ilişkilerimiz var. Bu ilişkinin tarihi bir geçmişi var. Geçen yüzyılın 40 ve 50’li yıllarında Kürtlerin büyük evladı Mustafa Barzani, arkadaşlarıyla birlikte ülkemizdeydi. Bugün de Irak Kürtleriyle çok iyi ilişkilerimiz var. 2007’den beri Erbil’de konsolosluğumuz var. Moskova’da otonom Irak Kürdistanı’nın temsilciliği var. Irak Kürdistanı’ndaki bütün siyasi hareketlerle ilişkilerimizi destekliyoruz. Bunu, Irak hükümetiyle olan ilişkilerimizi olumsuz etkilemeyecek şekilde yapıyoruz.” açıklamasından sizce hangi sonucu çıkarmalıyız?

Bütün bu gelişmelerin yanında Suriye’deki rejimin kimyasal silah kullandığına dair haberleri ajanslar bütün dünyaya yeniden geçmeye başladılar. Hatta İsrail Suriye’de kimyasal silah deposu olduğunu iddia ettiği Hama yakınlarındaki bir üsse hava saldırısı düzenledi.

Peki, bir anda bu konunun tekrar gündeme getirilmesinin maksadı neler olabilir?

Kanaatimce bunun iki nedeni var. Birincisi Irak’ın kuzeyinde yapılacağı söylenen referandumu dikkatlerden kaçırmak. İkincisi ise Suriye’de Türkiye, İran ve Rusya arasındaki kısmi anlaşmayı kimyasal silah iddiaları üzerinden uluslararası kamuoyunun gözünde boşa düşürmek. Şimdi de aşağıdaki sorulara cevap vermeye çalışalım.

Turgut Özal Irak’ta ABD’nin ipiyle kuyuya inerek istediklerini alabildi mi? Hayır!

Mevcut iktidar Irak’ta, Suriye’de ABD işbirliğiyle herhangi bir sonuç elde edebildi mi? Hayır!

Hatta bu yapılan yanlışlar şimdi ülkemizin milli güvenlik tehdidi açısından en başta gelmiyor mu? Evet! ABD’liler şimdi stratejik müttefikiz ama ortak değiliz diyorlar.

Yani anlayacağınız, ‘Menfaati bitenin muhabbeti de bitiyor.’

Sonuç olarak bütün bu yaşadığımız tecrübelerden hangi sonuçları çıkarmalıyız?

Bir; kargalardan kılavuz olmaz.

İki; Amerika’nın ipiyle kuyuya inenler, kuyudan çıkmak için tekrar ABD’nin ipine sarılırlarsa, bir önceki kuyudan daha derine itilmişler ve daha zorlu belalara duçar olmuşlar demektir.