AMERİKA’DA nice zamandır çok tuhaf gelişmeler oluyor. “Gizli bir el” korkunç bir politikayı devreye koyuyor. Ha bire Müslüman kanını dökmeye ve döktürmeye, ha bire İslâm beldelerini işgal etmeye ve ettirmeye çalışıyor. 1990’dan bu yana o gizli elin telkiniyle ve provokasyonlarıyla milyonlarca Müslüman hayatını kaybetti, milyonlarca Müslümanın hânesi harap oldu.

Amerikan halkı ise, o gizli elin yazdığı senaryo çerçevesinde oynanan oyunları sessizce seyrederek bütün yapılan zulümlere doğrudan veya dolaylı ortak oldu. Zulm ile âbâd olan kahr ile berbâd olur.

Bakınız 10 Şubat 2015’te Amerika’da üç Müslüman genç öldürüldü. Bütün Amerika dut yemiş bülbül gibi lâl kesildi. Fransa’da bazı kimseler esrârengiz bir şekilde öldürülünce dünyanın dört bir yanında gümbürtü koparılmıştı. Onlarınki can da bu üç Müslüman gencinki can değil mi

Amerikan halkına, olup bitenler karşısında etraflıca düşünmelerini tavsiye ediyoruz. Dünyanın en candan, en güzel insanları olan Müslümanları hedef gösterenler kimlerdir Bu sorunun cevabını bulmak ve dünyada cereyan eden bütün esrârengiz hâdiseleri çözmek için İngilizlerin tâkip ettikleri siyasete bakmak lazımdır.

İngilizler, uzun yıllar işgal ettikleri ülkelerde akıllara durgunluk verecek tarzda paralel yapı veya yapılar kurdurmuşlardır. Bunun en tuhaf örneği Hindistan’dır. İngiltere yıllarca bu ülkeyi sömürmüş, kanını iliğini emmiş, bütün zenginliklerini yağmalayıp ülkesine taşımıştır. Ama tıpkı filmlerde tecâvüzcüsüne âşık olanlar gibi, Hindistan’da muazzam bir İngiliz sempatisi vardır. Adamlar kendi dillerini konuşmaz, İngilizce konuşur.

Amerika uzun yıllar İngiliz işgâlinde kalmıştı. İngilizler bu kıtada 13 koloni kurmuştu. İngiltere Krallığı ağır vergilerle Amerikan halkının kanını iliğini sömürüyor, İngiliz kanunlarıyla halka nefes aldırmıyordu. Sonunda dayanamayan halk İngilizlerle mücâdele etmeye karar verdi. 4 Temmuz 1776’da George Washington ile Thomas Jefferson’un kaleme aldığı “Bağımsızlık Bildirgesi” ile savaşın fitili ateşlendi ve Amerikan halkı ile İngilizler arasındaki savaş altı yıl sürdü. Neticede İngilizler yenildi ve geri çekilmek zorunda kaldılar ve 1783 yılında imzaladıkları Paris Antlaşmasıyla 13 koloninin bağımsızlığını kabul ettiler.

Biz Amerikan halkının İngilizlerle olan bu mücâdelesini “Teksas” çizgi romanından bilmekteyiz. 1954yılında İtalya’nın EsseGesse çizim stüdyosunda hazırlanan bu çizgi romanda bütünüyle Amerikan halkı ile İngiliz askerlerinin mücadelesi anlatılmaktaydı. Çelik Blek isimli halk kahramanı, arkadaşları Rodi ve Profesör Oklitus ile beraber “Kırmızı Urbalılar” dedikleri İngiliz askerlerine baskınlar yapmakta, onlara Amerika’yı dar etmekteydi. Amerikan halkı o günleri ve İngilizlerin kendilerine yaptıklarını ne çabuk unuttu

İşte yıllarca Amerika’yı sömüren İngilizler şimdi yeniden devrede. Bu defa yalnız değil. Evet, kendileri “şeytana pabucunu ters giydirir” ama yanlarına Kur’ân-ı Azimüşşân’da “Şeytanın akıl hocaları” diye tavsif edilen Yahudileri almış durumdalar. Silah fabrikaları, elektronik ve haberleşme sanayii, finans kuruluşları, basın-yayın kuruluşları onların kontrolünde. Öyle olunca Amerikan kamuoyuna ve siyasetine dilediklerince yön verebiliyorlar. Bu çifte şeytanların hedefi ise Müslümanlar…

Amerikan halkı, olup bitenleri anlamaya başlamak için hayâlen işte o bağımsızlık günlerine gitmeli ve İngilizlerin kendilerine yaptıklarını hatırlamalıdır. Bunu yapınca yılanın başını ve kuyruğunu göreceklerdir. Ondan sonra şayet insanlık damarları bütünüyle ölmemişse, politikacılara ve idarecilere: “Artık Müslümanlarla uğraşmayı bırakın! Elinizi Müslümanların yakasından çekin! İki şeytan koca ülkeyi felâkete sürüklüyor. Bunu görün!” diye sesleneceklerdir.