1. Dünya Savaşı’nın başlamasının nedenlerinin başında, bir Sırp milliyetçisinin Avusturya-Macaristan veliaht prensini öldürmesi gösterilir. Oysa bu suikast başlı başına savaşın sebebi değildir. Bu olayla sadece patlamaya hazır bombanın pimi çekilmişti. Yani savaşın bir gerekçeye ihtiyacı vardı. Sırp suikastçı da bunu sağlamıştı. Bugün de aynı risk ile karşı karşıyayız. Dünyanın her tarafı patlamaya hazır mayınlarla dolu. Terör örgütleri üzerinden yürütülen Vekâlet Savaşları, bütçelerden silahlanmalara ayrılan paylar, ekonomik daralmaların oluşturduğu baskı, küresel planda köşe kapma girişimleri yani insanlık bir bilinmeze doğru gidiyor. Her an beklenmedik bir haberle uyanabiliriz. Aynen Sırp milliyetçi gibi Trump da acaba bu biriken gazın tıpasını elinde tutan kişi mi diye düşünmeden edemiyoruz. Balistik füze denemesinin hem bölgeye hem de ABD’ye tehdit olduğunu öne sürerek, İran’a yaptırım kararı alması böyle bir sürecin başlangıcı olarak kabul edilebilir mi acaba? Bu deneme bölgeyi tehdit ediyor demesinden kastı NATO’da müttefik olduğu Türkiye’yi korumak değil tabi ki.  Ayrıca Trump’ın “İran ateşle oynuyor - Başkan Obama’nın onlara çok “iyi” davranmasının kadrini bilmiyorlar. Ben (o kadar iyi) değilim!” demesi bilinçsizce dile getirilmiş ifadeler gibi de görünmüyor. İran’la yapılan nükleer anlaşmayı da aptalca bulan ve iptalini savunan Trump’ın askeri seçenek dâhil her şeyin masada olduğunu söylemesi ciddiye alınmalı mı?

Bunların yanında Arap Baharı’nın artık BOP’un ete kemiğe bürünmüş hali ve planın son aşaması olduğu gerçeğinde herkes ittifak ediyor. Öteden beri Irak sonrası hedefin Suriye, devamında İran ve nihai olarak da Türkiye olduğu biliniyor ve söyleniyordu. Türkiye’nin özellikle Suriye’deki hatalarından sonra İran ve Türkiye sıralamada yer değiştirmiş, Türkiye’ye dönük her türlü tehdit öne çıkmaya başlamıştı. Mesela ABD-PYD ilişkisinin müttefiklik olarak açıklanması da aslında Türkiye’ye bu doğrultuda verilen bir mesajdı. 

Peki, Trump İran’a saldırmak gibi bir macerayı göze alabilir mi? Bu mümkün. Bu zamana kadar çizdiği profil bu ihtimali güçlendiriyor. Ancak İran’ın Irak’a benzemeyeceğini birilerinin Trump’ın kulağına fısıldaması lazım. Hem İran’ın iç dinamikleri, hem de Rusya ve Çin’in İran ile yakın siyasi ve ticari ilişkiler içinde olmaları, saldırıyı lokal bir çatışma alanı olmaktan çıkarabilir. Bu durumda İran’la beraber bölgede bundan en çok zararı kim görür? Tartışmasız Türkiye. Peki, biz bu saldırıyı engelleyebilir miyiz? Az da olsa böyle bir gücümüz var. Aslında bugüne gelene kadar İran ve Türkiye’nin karşı karşıya gelmesi için her şey yapıldı. En başta toplum “Ha İsrail, Ha İran” denilerek tepkisizliğe hazırlandı. Mezhep farklılıkları yeni keşfedilmiş gibi çatışma alanları yeniden tahkim edilmek istendi. Dün Saddam’ın olmayan kitle imha silahları bahaneydi. Bugün İran’ın balistik füzeleri gerekçe gösteriliyor. İslam ülkelerinin kendi ayakları üzerinde durmaları, savunma araçlarını geliştirmeleri ve bir araya gelerek ayrı bir güç dengesi olmaları ırkçı emperyalizmin en büyük korkusu. Hep söyledik. Irak bizim için hikâyedeki “Sarı Öküz”dü. Onu verince rahata kavuşuruz, bir daha bize ilişmezler zannettik. Oysa Irak ilk kurbandı ama son olmadı. Yemen, Libya, Suriye, Mısır her birisi kendi dertlerine düşmüş durumda. Son yapılan MGK’nın ardından “Ülkemizin karşı karşıya bulunduğu asimetrik saldırılara karşı, yurt içinde ve yurt dışında her türlü tedbir alınacak” denilmesi tehlikenin boyutlarını gözler önüne seriyor. Bu açıklamada Suriye ve Irak’ın toplantının merkezinde olduğu belli! Allah korusun, bu halkaya bir de İran eklenirse, bu artık bölgemizin ve Türkiye’nin geri dönülemez bir yola girdiğini tescil eder. Şimdi her şeye rağmen diplomatik açıdan taarruz zamanı! Şimdi bölge ülkeleri olarak ortak hareket alanlarını çoğaltma zamanı. Şimdi yeni bir savaşı birlikte engelleme ve bölgemizin yeniden bir ateş topuna döndürülmesi girişimlerine hep birlikte dur deme zamanı.