“1099 yılında Kudüs ve Antakya, Urfa dahil tüm kutsal topraklar Latinler tarafından ele geçirildikten sonra her şey güllük gülistanlık olmamıştır. Önce kendi aralarında iktidar mücadelesine başlamışlardır. Zaman zaman Bizans’a, Danişmentlere ve Selçuklulara sataşmaları onlara çok kere pahalıya mal olmuştur.”

Geçtiğimiz yıl vefat eden, Sabah Gazetesi’nin ünlü yazarı Hıncal Uluç, 23 Kasım 2014 tarihinde üstadı Raci Dikici’den alıntıladığı yazısına bu paragrafla başlamış.

Devam ediyor:

“O sıralar Latin hakimiyetinin en zayıf noktası Urfa’dır (Edassa). İyi yönetilmediği gibi şehri savunmayı sağlayacak kadar yeterli güçleri de yoktur. Bunu fark eden Musul ve Halep emiri İmadettin Zengi, 1144 Aralık ayı başında Urfa’yı kuşatır. Şehir 1144 yılının Noel gecesi düşer. Savunma yapan güçlerin dışındaki tüm Latinler de kiliselerde Noel ayinine katılmışlardır. İmadettin Zengi ayırım yapılmadan herkesin kılıçtan geçirilmesi emrini verir.

Urfa’nın Müslümanların eline düşüşü ve Noel gecesi kiliselerin kan gölüne dönüşü ile ilgili haberler Batıya ulaştığında müthiş bir infiale sebep olur. Adeta yer yerinden oynar. Bunun üzerine Papa III. Eugenius hemen yeni bir Haçlı seferi için çağrıda bulunur.”

İyi yönetilemeyen, savunma gücü yetersiz zayıf Urfa vurguları gözlere sokulduktan sonra, karalanacak Müslüman emirinin imajı şöyle bir sallanır: “Bunu fark eden İmadettin Zengi...”

Fakat asıl maksatları, fırsatçı ve zayıflara güç yetirici gibi anlatmak değildir bir Müslüman Fatihini; merhum Uluç’un ve eserinden alıntı yaptığı üstadının. “Kiliselerde Noel ayini”, “Herkesin kılıçtan geçirilmesi’’, “Kiliselerin kan gölüne dönüşü” gibi cümlecikler, bir tek soru oluştursun isterler insanların dimağlarında:

Daha zalim kim var?

Şu anda, Sabah Gazetesi’nin merhum yazarının bu anlatımı, müsaadeli TV kanallarını dolaşarak Filistinlilerin var olma mücadelesini, üretilmesinde pay ve onay sahibi oldukları terör örgütlerinin kanlı şovlarına benzetenleri hatırlatıyorsa Kudüs ve Filistin için içi yananlara; o yazıcı ve anlatıcılar aynı merkezde eğitilmiş demektir.

“24 Aralık 1144’te Urfa’daki Haçlıları yenerek Urfa Kontluğu’nun varlığına son verdi. Bu zafer Haçlılara karşı Müslümanların ilk büyük başarısı olarak kabul edilir.”

“Özgür ansiklopedi Vikipedi” böyle yazmış İmadettin Zengi’yi.

Atatürk Üniversitesi dergisinde “Selçuklu Hükümdarı Melikşah’ın çocukluk arkadaşı ve büyük Türk komutanlarından Aksungur’un biricik oğlu’’ diye kayda alınan İmadettin Zengi’yi “İslam Ansiklopedisi”nin aynı adlı maddesinden de biraz tanıyalım.

“Şehir üç piskopos idaresindeki zayıf bir garnizon tarafından savunulmaktaydı. Zengî’nin teslim olma teklifi reddedilince Urfa, Türkmen birlikleriyle takviye edilen ordu tarafından şiddetli bir şekilde kuşatıldı. Surlar büyük mancınıklarla dövülürken 26 Cemâziyelâhir 539’da (24 Aralık 1144) lağımcıların surlarda açtığı gediklerden içeri giren Türk askerleri 26 Aralık’ta iç kaleyi de ele geçirdiler. Şehirdeki yerli hıristiyanlara adaletle muamele eden Zengî, Haçlılar’ın tasfiyesi hususunda çok şiddetli davrandı. Ali Küçük’ü Urfa valiliğine tayin edip emrine yedi kumandanla birlikte kuvvetli bir garnizon verdi.

İmâdüddin Zengî, Urfa’ya girdikten sonra şehrin tahrip edilmesini önlemiş, esirlerin serbest bırakılmasını, alınan ganimetlerin iade edilmesini istemiştir. Urfa’nın fethi Haçlılar’a o zamana kadar indirilen darbelerin en ağırı ve en anlamlısı idi. Urfa’nın hıristiyanlar için taşıdığı önemi farkeden ve Haçlılar’ın burayı üs edinerek el-Cezîre ve Suriye müslümanlarına büyük zarar verdiklerini bilen İslâm dünyası bugünü bayram ilân etmiş ve İmâdüddin Zengî’yi hediye ve unvanlara garketmiştir. Urfa’nın fethini Bedir Gazvesi’ne benzeten İbnü’l-Esîr ve diğer bazı tarihçiler şehrin fethiyle ilgili bazı kerametlerden bahsederler (Târîḫu’l-bâhir, Ebû Şâme el-Makdisî,).”

İmadettin Zengi ve Urfa’nın fethini Sabah yazarı merhum Hıncal Uluç’un reklam ettiği alıntılardan “Algı’’layanlardan ve AKP’nin uzun iktidar günlerinde ünlendirilmiş, önü açılmış, okşanarak büyütülmüş, Youtuber yapılmış (Ne demekse ve kimin ne ihtiyacı ise) bir kişi, Bülent Arınç’ın Filistinlilere patlama sinyalini ışılatmış bir twit yazısıyla, tahmini zor olmayan merkezlere.

“Filistinliler, aç gözlü dedelerinin sattıkları topraklar üzerine kurulmuş İsrail’e intihar saldırısı yaptı.”

Hiç üstüne vazife değilken, bir twit yazdırılarak kullanılan TV’ci O. Uğur’un özellikle kullandığı “İntihar” anlatımını, Sayın Bülent Arınç, taraftarlarının gözünde canlandırıyor:

“Her defasında da onlara söylüyorum yanlışlık şurada; senin ne gücün var? Senin gıdanı bile dışarıdan gönderiyoruz, senin teknik aletlerini, ihtiyaçlarını dışarıdan karşılıyoruz. Sen 2 tane uydurma füze atıyorsun, İsrail’de sinek vızıltısı gibi geliyor ama onlar diyor ki, ‘HAMAS bize hücum etti’, senin başına bomba yağdırıyor. Sana olan oluyor ve sen onlara haklılık payı kazandırıyorsun. Niye bunu yapıyorsun? Burada çıkarımız ne bizim? Dinlemiyorlar!”

Sayın Arınç’ın üst tabakadan aşağılayıcı bir dille yaptığı bu konuşmasını dinleyen veya okuyanların aklına, “İyilik etmeden başıma kakar” yakınmasının seslendirildiği “Muhanet” türküsünün yanında o ünlü fıkra da düşer.

Suyun yukarısındaki kurdun, kuzuya ‘’Suyumu bulandırıyorsun’’ tehdidini haklı sayan, haklı bulan, haklı kabul eden bir ifade, Sayın Arınç’ın anlatımından farklı olabiliır mi?

Gücün yok, seni biz besliyoruz, sinek vızıltısı gibi iki füze atıyorsun, menfaatimiz olmuyor. Suçlamalarından daha acı olan ise Sayın Arınç’ın İsrail’i savunmasıdır.

‘’Onlara haklılık kazandırmak..’’ ifadesinin içine gizlenen…