Yani Abdullah Müftüoğlu!
Her defasında ismini yazmak yerine A. M. diye anacağım.
O da kim, demeyin. Yazıyı okuyunca, siz de onu tanımış
olduğunuzu hatırlayacaksınız.
Yakinen bildiklerimi ve şahit olduklarımı yazacağım.
Liderimiz Erbakan Hocamız tarafından Avrupa Milli Görüş
Teşkilatlarımızın hizmetine gönderildi. 1982 yılından itibaren bu teşkilatların
organlarında çeşitli görevlere getirildi. A. M. kısa sürede etkili konuşmaları
ile tanınmaya başladı. Çalışkanlığı, aşkı “şevki” ve hiç kimseden “yılmaz”
oluşu ile öne çıktı.
1987-1991 ve 1994 yılı seçimlerine girdi ve Refah
Partisi’nden şirin bir ilimizin belediye başkanı seçildi. Bu tarihlerde A. M.
seçim kampanyaları dönemlerinde Türkiye’ye gelir, çeşitli konuşmalar yapardı.
Sadece kendi aday olduğu seçim bölgesi değil, yurdun her yerinde düzenlenen
programlarda konuşmalar yapardı. Sivri dilliydi. Haddini ve maksadını aşan
ifadeler kullanırdı. Alkış bol geldikçe coşar, coştukça da kantarın topuzunu
kaçırır, hedefindeki kişilere belli fiillerinden dolayı, p..ç ya da p..enk
benzeri nezaket ve nezahetten uzak sıfatları yakıştırmaktan çekinmezdi.
Programları kalabalık olurdu. Ama dikkat ettiğinizde birçok dinleyicinin, o
nereye giderse tekrar tekrar onun peşinden gidenler olduğunu görebilirdiniz.
Yine dikkat ettiğinizde, tanımadığınız ve camiadan olmadığı her halinden belli
olan kişilerin, konuşmayı baştan sona kadar banda aldıklarını görürdünüz.
Sadece kendisini değil, dinleyenleri de çekmekte oldukları aşikardı.
O seçimlerin tamamında İstanbul ilinde İl Başkanımız Recep
Tayyip Erdoğan başkanlığında, partimizin mali komite ve seçim malzemeleri
tedarik ve dağıtım başkanlığını yürüttüm. İl Seçim Koordinasyon Merkezi olarak
zaman zaman toplanır, bu ve benzeri kişilerin konuşmalarının başımıza işler
açabileceğini müzakere eder ve konuşturmama kararı alırdık. Lakin bu kararımızı
her zaman yürütmek mümkün olmaz, ilçelerimizin yoğun isteklerini kıramaz, bazen
gelmelerine göz yummak zorunda kalırdık.
Yine yaptığımız toplantılarda seçim bürolarımızda onun
kasetlerinin izlettirilmesine yasaklar koyardık ama bu yasakları uygulamayı
hiçbir zaman tam olarak başaramazdık. Çünkü onun fanatikleri yasak falan
dinlemezlerdi. Bunun üzerine seçim bürolarında arama tarama yapıp, bu tür
kasetlere el koymak üzere komiteler kurar ve fiili tedbirler de alırdık. Bu tür
komisyonlarda başta Mehmet Ali Şahin, Ekrem Erdem ve Ünal Kaçır gibi, bugün
parlemantoda bulunan arkadaşlarımız görev yapmışlardır. Nitekim ne kadar haklı
olduğumuz 28 Şubat sonrası belli olmuştur.
Bu zatı muhterem, gerek öncesi ve gerekse belediye
başkanlığı döneminde böyle sorumsuz konuşmalarına devam ettiği için, oluşan
dosyalardan hapse girme tehlikesi belirdiğinden, Liderimiz tarafından 1995
seçimlerinde belediye başkanlığından istifa ile milletvekili olması için
talimat verildi. Ama o Meclis’te de sorumsuz konuşmalarını emrivaki usüllerle
devam ettirdi. Lider tarafından kendisine yapılan ikazları hep kulak ardı
ediyordu.
28 Şubat süreci malum şekilde başladı. Milli Görüş en çok o
ve onun gibilerin geçmişte yaptıkları sorumsuz konuşmalarına dayanılarak haksız
uygulamalara hedef oldu ve bu süreçte Avrupa’ya hicret söz konusu oldu.
Başta Liderimiz olmak üzere birçok kişi, bu arada da bu zatı
muhterem ABD güdümündeki yetkililer tarafından haksız ve hukuksuz bir şekilde
mağdur edildi, yasaklı oldu, hakları gasp edildi… Avrupa veya başka yerlere
hicret etmek zorunda kalan Milli Görüşçüler, maalesef yakınlarının cenaze veya
düğünlerine bile katılma imkanı bulamadılar. Bu da savundukları davada
başlarına gelmesi muhtemel zorluklardı ve önceden bilinerek yola çıkılmıştı.
Liderimiz Prof. Dr. Necmettin Erbakan bu şekilde hicrete
mecbur olan Milli Görüşçülerin, gittikleri yerlerde mağdur olmamaları için
tedbirler alınmasını emretmişti. Bu emre uyan Avrupa’daki Milli Görüşçüler,
kendi harçlıklarından fedakarlık yaparak bu şahıslara maddi ve manevi gerekli
desteklerde bulunuyorlardı. Mesela A. M.’ye
her ay 2050 (yazı ile: İki bin elli) Euro maaş vermeye başladılar. Ayrıca
avukatlık ücretleri, telefon faturaları ve oturdukları evlerin kiraları da bu
kardeşlerimiz tarafından karşılanıyordu. Derlemiş olduğu kitabı ücretle sattığı
halde, basım ve yayım masraflarını karşılamış olan bu fedakar insanlara bunu
bile ödememiştir. Bütün bunların bilgileri de muntazaman Liderimize ulaşıyordu.
Tuhaftır, bu zatı muhterem, yurt dışında bulunduğu 6-7 yıl
süre içinde her gittiği yerde, her önüne
gelene, Erbakan’ın kendisine sahip çıkmadığı, arkasında durmadığı “yalan”ını
alenen söylüyordu. Sadece yalanla da kalmıyor, zor durumda olduğunu, aç
kaldığını, kendisine hiç yardım yapılmadığını beyandan sonra, acındırma ortamı
meydana getiriyor, kendisi için para toplama gibi “dolan” fiilini de işliyordu.
Dediğim gibi bütün bunlar Lidere muntazam olarak rapor ediliyordu. Bu
raporlarda enteresan bir çok bilgi bulunmasına rağmen, bu yazının hacmi bu
bilgileri aksettirmeye yeterli değildir. Ama ihtiyaç olursa başka yazılarımızda
bunları açıklayabiliriz.
2004 yılında Türkiye’ye döndüğünde, yurt dışındayken
işlediği yalan dolan fiillerine rağmen, Lidere giderek teşkilattaki görevinin
bundan sonra ne olacağını soruyordu. Kimbilir belki “genel başkanlık” bile
gözlüyor da olabilirdi. O eşiz nezaket sahibi olan Erbakan Hocamız yaptığı bu
uygunsuz fiilleri onun yüzüne vurmuyor, sadece şunu söylüyordu:
-Siz bu dönemde evinizde ebeveyninizle meşgul olun. Onların
hayır dualarını alın!
İşte kahramanımızın dili bu süreçte açılıyor, yeni yüzü ile
milletin içine çıkıyordu. Her gittiği yerde Liderin aleyhinde bulunuyor, önceki
savunduğu fikirlerin tam zıddı fikirler savunmaya başlıyordu. Geçmişte
kendisinin de dahil olduğu Milli Görüşçülerin, Din’i kullanarak istismar
ettiklerini söyleme garabetini bile gösteriyordu. Olayları yakinen takip
edemeyen Milli Görüşçülerde şok üstüne şok yaşayanlar oluyordu. Nasıl olur da
bu insan Lider ve Milli Görüş aleyhine olan söylemleri ile varolan “şevki”mizi
kırabilirdi Nasıl olurdu da hiçbir şeyden ve hiçbir kimseden “yılmaz” olarak
bildikleri bu kişi, içinde bulunduğu yeni şartlardan “yılan” bir karaktere
bürünebilirdi Ama önceki yalan ve dolanları bilenler bu duruma hiç
şaşmıyorlardı.
Yine çok tuhaftır ki, aynı A.M, Liderin 2011 yılında
vefatından sonra tekrar çark ediyordu. Bu defa da Erbakan’a olan sevgi ve vefa
seli karşısında onun aleyhinde bulunmanın ters tepeceğini anlamış olmalı ki,
onu methetmeye başladı. Lakin onun fikirlerinin, yine onun talebeleri olan
Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşları tarafından temsil edilmekte olduğu yalanını
yaymaya başladı. O lider ki, hayatında televizyon ekranlarında defalarca “Milli
Görüş’ün tek partisi Saadet Partisi’dir, bunun dışında Milli Görüşçü olduğunu
iddia edenler palyaçodur…” diye ifade
etmesine rağmen…
Hep aklımı kurcalamıştır: Bu ve benzeri şahıslar, zamanında
Milli Görüş kuluçkasının altına maksatlı konulmuş yabani yumurtalar mıdır,
yoksa bunların başını yükseklik duygusu mu döndürmektedir
“Yalan, dolan” ile malul ve ortamdan “yılan” bir karakterde
bulunan bu şahıs, neler söyleyecek de, etrafındaki insanları inandıracak
Şaşıyorum.
BÜYÜK DEĞİŞİM
Nasıl unuttu Milli Görüş’ü
El öpüyordu dün yalar gibi...
Sisli bir ormanda ilerliyor,
Sanki büyülü dünyalar gibi...