Kimsenin olmadığı, kimselerin hâl hatır sormadığı o karanlık günler… İşkenceli saatlerde, içe dönüşler yaşardım.
Coplar inerdi avuçlarımıza… Sövgüler gırla giderdi. Gece ile gündüz birbirine karışırdı. Zulüm, iklim olup üstümüze abanırdı.
Şehrin orta yerinde çığlıklar yükselirdi, duymazdı insanlar.
Hücre içinde yapayalnızsınız… Duvar, yer yatağı, bele kadar indirilmiş tuvalet siperi… Uzaktan gelen marş sesleri… İşkence hırıltıları… Ve her şeye kadir Rabbim.
Namazlar ne de lezzetli olurdu o anlarda. Falakanın bitimiyle başlayan abdest faslı… Sonrasında miraca yükseldiğimiz saatler… Allah’a sığındığımız zaman dilimleri.
Ne de mutlu olurdum. Allah görüyor diye ibadete çalıştığım, dualar okuduğum günler…
Allah için yaşamak demişti; Allah yolunun yolcusu… O görüyor diye yaşarsan, o biliyor diye bakarsan dünyaya, dünya güzelleşir, adalet kavi olur, insanlar zulmetmezler, zulme uğramazlar, diye levhalaştırmıştı sözlerini.
Kireci beyaz duvarı keşfetmem, Mamak mahpushanesinin hücresinde zuhur etti; coplar avucuma, sırtıma inerken, ben hem kireci beyaz duvardan dışarıya çıkar, ötelere, daha ötelere kendimce dünyalar kurardım.
Umutsuzluk yoktu.
Yarına ait kaygı hiç yoktu.
Hele idamlar başladığında… Seneler sonra, idamlar gazetelere yansıyınca, havalandırma alanında, bütün arkadaşlarımın renginin beyazlaştığını, gözlerinin bulandığını hatırlıyorum… Bende de aynı hâl belirmişti.
İnsandınız nihayetinde.
Cesaret de korku da sizin için.
Her an idam edilebilirdiniz.
Beş kişinin… Darbeci beş generalin iki dudağı arasındaydı geleceğiniz. Hele Kenan Evren’in, bizden birine bir şey olursa, içerdeki tuttuğumuz mahpusları kurşuna dizeriz, demesi, aklımızı daha beter karıştırmıştı…
Ama teslimiyet ve kabul, endişeleri, korkuları azaltıyor, yok edebiliyor.
Ölüme de alıştığımızı söyleyebilirim… Kabullenmek yani.
Dönüp dünlere… Keşkeleriniz çoğalıyor… Daha çok ibadet, daha çok hizmet, iyilik alanı oluşturulabilseydim, diyorsunuz.
Allah için yaşamanın ne güzel bir hâl olduğunu o an daha iyi görüyorsunuz.
Allah için yaşamak… Adalet üzere olmak… Başkasının nefsini kendi nefsi bilmek… Duygudaşlık. İyilikleri çoğaltıp kötülükleri azaltma ameliyesi. Daha yaşanır bir dünya… Zulümden azade bir hayat… Mazlumun kalmadığı bir istikbal… Eşit bölüşüm… Kimsenin kimseye kabadayılık etmediği, güç kullanarak hizaya getirmediği bir hayat tarzı…
Allah için yaşamak… Malıyla, canıyla fedakârlık yapmak O’nun yolunda.
Sadece Allah’a kul olabilmek… Sadece onun önünde eğilmek… Kaygıları, endişeleri, dünyalık hesapları bir kenara iterek, Allah’a verilecek hesabı hesap etmek…
Mümkün mü? Elbet.
Mamak hücresinde, bütün bunları yaşayan biri olarak yazıyorum… Mümkündür.
Hücrede yaşamak kolay, dışarıda elbet zor… Ama Allah’ın boyasıyla boyanırsak, hücre ile dışarının farkı kalmaz diye düşünüyorum.
Velhasılıkelam, Allah için yaşamak, aslında hür olmaktır… Hür yaşamaktır.