Yazar Ayşe Can, kitaphaber sitesinde, “Ali Haydar Haksal’ın Öykü Dünyasında Bir Arayış” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

Ayşe Can, Ali Haydar Haksal’ın "Güneşe Koşan Adam" öykü kitabından yola çıkarak, Haksal’ın hikayelerinin iç dünyasına yolculuk yapıyor.

Şu satırlar dikkat çekici;

“Haksal'ın öykülerindeki kişiler, alışılmış anlamda büyük maceraların kahramanları değil. Çoğu, gündelik hayatın içinde yaşayan, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen insanlar. Bu insanlar, geçmişle bugün, isteklerle sorumluluklar ve ait olma isteğiyle yalnızlık arasında sıkışıp kalmışlar. Bu nedenle öykülerdeki asıl hareket karakterlerin zihninde ve ruhunda gerçekleşmekte.”

İşte o yazı;

"Yürüdüğüm yol alıp götürüyor, diğeri çekiştiriyor, ben ise ikisini yürümekten çekinmiyorum." (s.14)

Bir öykü kitabının adı, bazen kitabın dünyasına girmeden önce okuyucuya küçük bir ipucu verir. Ali Haydar Haksal'ın "Güneşe Koşan Adam" adlı kitabında da böyle bir durum olduğunu düşünüyorum. "Güneş" kelimesi bana aydınlığı, arayışı ve insanın karanlıktan çıkma isteğini çağrıştırırken, "koşan adam" ifadesi bu arayışın henüz tamamlanmadığını düşündürüyor. Zaten kitaptaki tüm öykülerde, okurunu soruların derinleştiği bir iç yolculuğa çıkarıyor.

Kitabın ilk baskısı 2013 yılında yapılmış ve eser aynı yıl Ömer Seyfettin Hikâye Yarışması'nda ödüle değer görülmüştür. Daha sonraki yıllarda İz Yayıncılık tarafından yeniden yayımlanan kitap, 128 sayfadan oluşmaktadır. Eserde toplam 14 öykü yer alıyor. Bu öykülerde yalnızlık, yabancılaşma, aşk, ölüm, düş ile gerçek arasındaki sınır ve insanın anlam arayışı gibi konular öne çıkıyor.

Ali Haydar Haksal'ın öykücülüğünü anlamadan Güneşe Koşan Adam'ı anlamak güç olabilir. Haksal, lise yıllarında öykü yazmaya başlamış ve ilk öyküsünü -Tıkırtı- 1975'te yayımlanmış. Daha sonraki yıllarda Mavera, Yönelişler, Yedi İklim, Hece gibi dergilerde yazmış. Sesim Bana Yetmiyor adlı eseriyle 1987 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından "Yılın Hikâyecisi" seçilmiş, 2014 yılında ise Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi tarafından Sezai Karakoç ile ilgili çalışmalarından dolayı "Yılın Edebiyatçısı" ödülünü kazanmıştır.

Ali Haydar Haksal, öykü, roman, deneme, inceleme, eleştiri gibi farklı türlerde eserler vermiş bir yazardır. Bu çalışmaların ortak noktalarından birinin de insanın kendisini ve hayatı anlamlandırma çabası olduğunu ifade etmiştir. Güneşe Koşan Adam kitabında yer alan öykülerden anlaşılan da olayların kendisinden çok aslında insanın içinde bıraktığı izler önemlidir. Onun kelimeleriyle, bir ayrılık, geçmişten gelen bir hatıra, kısa bir karşılaşma ya da uzun bir bekleyiş, karakterin kendi iç dünyasına açılan bir kapıya dönüşebilir.

Haksal'ın öykülerindeki kişiler, alışılmış anlamda büyük maceraların kahramanları değil. Çoğu, gündelik hayatın içinde yaşayan, dışarıdan bakıldığında sıradan görünen insanlar. Bu insanlar, geçmişle bugün, isteklerle sorumluluklar ve ait olma isteğiyle yalnızlık arasında sıkışıp kalmışlar. Bu nedenle öykülerdeki asıl hareket karakterlerin zihninde ve ruhunda gerçekleşmekte.

Haksal'ın modern hayatla ilişkisi de bu noktada önem kazanıyor. Şehir, onun öykülerinde sadece insanların yaşadığı bir yer olarak kalmıyor. Kalabalığın içinde insanın kendisini daha yalnız hissetmesi, sürekli hareket halinde olmanın insanı kendi iç sesinden uzaklaştırması gibi durumlarda şehir hayatının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Teknolojinin ve modern hayatın sağladığı imkânların artması, insanın iç dünyasındaki eksiklikleri kendiliğinden ortadan kaldırmıyor. Yazarın öykülerindeki huzursuzluğun nedenlerinden bir de bu çelişki bana göre.

Ancak Haksal'ın bu yaklaşımını yalnızca bir modernizm eleştirisi olarak görmek doğru olmaz. Yazar aslında geçmişi idealize edip bugünü bütünüyle reddetmiyor daha çok değişen hayat şartları içinde insanın kendisine ait bazı temel dayanakları kaybetmesiyle ilgileniyor. Aile, çocukluk, tabiat, inanç, gelenek ve hatıra bu nedenle öykülerinde önem kazanıyor.

Kitapta dikkatimi en çok çeken özellik ise dış dünyadaki bazı unsurların karakterlerin iç dünyalarıyla birlikte düşünülmesi. Güneş, ada, düş, gül gibi imgeler hem anlatılan olayın parçalarını oluşturuyor hem de öykülerin anlam alanını genişletiyor. Özellikle ada imgesi, insanın kalabalıktan uzaklaşıp kendi sesini duyma isteğini düşündürüyor. Fakat Haksal'ın dünyasında bir yere uzaklaşmak, insanın kendisinden kurtulması anlamına gelmiyor. İnsan nereye giderse gitsin geçmişini, korkularını ve yaşadıklarını yanında taşıyor.

Bu nedenle kitaptaki yalnızlık bana basit bir kaçış duygusu gibi gelmedi. Tam tersine yalnızlık karakterlerin kendileriyle karşı karşıya kaldıkları bir zaman haline geliyor. İnsanın çevresindeki gürültü azaldığında kendi içindeki sorular daha fazla duyuluyor. Bu noktada Haksal'ın öykülerindeki manevi ve metafizik yön de belirginleşiyor. Ölüm, aşk, ayrılık, pişmanlık ve fanilik gibi konular da insanın hayatını yeniden düşünmesine yol açan deneyimlere dönüşüyor.

Kitaba adını veren Güneşe Koşan Adam öyküsü ise bütün bu arayışların merkezinde duruyor. Güneş, doğal olarak ışığı ve aydınlığı çağrıştırırken aynı zamanda yakıcı bir tarafı da var. Dolayısıyla güneşe doğru koşmak sadece aydınlığa ulaşma isteği olarak okunmamalı. İnsan aradığı şeyin bedelini de göze almak zorunda. Hakikati aramak da biraz öyle değil mi?

Haksal'ın anlatımında zaman da düz bir çizgide ilerlemiyor. Geçmişte yaşanmış bir olay, bir hatıra ya da küçük bir ayrıntı bugünün içine birdenbire girebiliyor. Bir kelime yıllar önce yaşanmış bir olayı hatırlatabilirken, bir koku bizi çocukluğumuza götürebilir. Rastgele yanından geçtiğimiz bir yer bazen unuttuğumuz bir acıyı gün yüzüne çıkartabilir.

Haksal'ın dili, bu zihinsel hareketliliğe uyum sağlıyor. Onun cümleleri bazen bir düşüncenin peşinden başka bir düşünceye sürüklüyor okuru ve gerçek ile düş birbirine yaklaşıyor. Bu tercih, kitabın temel meselesiyle biçimsel olarak da örtüşür. Çünkü insanın iç dünyası düzenli, keskin ve cetvelle çizilmiş sınırlar içerisinde hareket etmez. Ruhun akışı, zamanın akışından farklıdır.

Bütün bu konuları bir araya getiren kelime ise muhtemelen "arayış". Kitabı yalnızlık, modernizm eleştirisi, tasavvuf, aşk veya ölüm üzerinden okumak mümkün fakat bunların hepsinin altında insanın kendisine ve yaşamanın anlamına ulaşma isteği bulunuyor. Bu sebeple de Haksal'ın karakterleri çoğu zaman huzura ulaşmış insanlar değil. Onlar hâlâ yol üzerinde. Eksikleri, çelişkileri ve yenilgileri var. Ancak bu eksiklikler onları değersizleştirmiyor. Tam tersine, kitabın insana yakın taraflarından biri de burada ortaya çıkıyor. Çünkü insanın hayatı da çoğu zaman kesin cevaplar yerine çokça arayışla ilerliyor.

Güneşe Koşan Adam, sadece olay anlatan bir öykü kitabı değil. Okura, insanın dünyadaki yerini, geçmişiyle ilişkisini ve dünyayı bütünüyle terk etmeden ondan uzaklaşmayı, hayatın içinde kalırken hayatın anlamını yeniden düşünmeyi öneriyor.”

Kaynak: HABER MERKEZİ