Geçen haftaki yazımızda 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’nde, nelerin yapılacağını üç aşağı beş yukarı tahmin ederek süslemiş idik. Yalnız bizi şaşırtan iktidar lideri ile ana muhalefet liderinin 3 Aralık Cumartesi günü ana muhalefet partisi liderinin İstanbul’da yapmış oldukları konuşmalarda geleceğe dair vaatleri, diğer taraftan da iktidar liderinin, Urfa’da yapmış olduğu konuşmadaki vaatlerle, bundan sonraki stratejilerinin anlatıldığı konuşmaları dikkatle dinledik. Ne iktidar liderini, ne de muhalefet partisi liderinin engellilerle alâkalı bir kelimesine dahi rastlamadık. Hele de üç Aralık’ta milyonlarca engellinin heyecanla beklediği EKPS’de (Engelli Kamu Personel Seçme Sınavı) sonuçlarına göre, kamuya atanması beklenen ve birkaç yıldır da geleneksel hale gelen bu organizasyonun yapılmaması, engelli dünyasını sükût-u hayale uğrattı.
Ülkemizde sayıları on milyonun üzerinde olduğu söylenen, aileleri ile birlikte otuz milyonu aşan bu kesimi yok saymak ne insani, ne ahlâki ve ne de vicdani bir durum arz etmemektedir. Şu kesin bilinmelidir ki, engelliler engelini çarşıdan pazardan satın almadılar ve isteyerek de engelli olmadılar. Bu İlahi kanunun tezahürüdür. Bu bir sosyolojik dengedir. Ayrıca, sağlıklı insanlara şükür ayetlerinin tefsirini hatırlatır. O halde, engelliler hususunu hiçbir kimsenin göz ardı etmemesi, insanlığın gereğidir. Hele de siyasilerin ihmal etmesi, tam bir gaflet ve basiretsizliktir. Kaldı ki bu engelliler, toplumun ayrılmaz bir parçasıdır. Sözde pozitif ayrımcılıktan dem vuruyorlar, ama hiçbir zaman ve hiçbir yerde konuya esastan bakılmıyor. Zira hep alt başlıklarda düşünülüyor. Bu da meselenin ehemmiyetsizliğini ortaya koyuyor. Bunun en bariz örneği ana muhalefet partisi liderinin ve iktidar liderinin 3 Aralık’taki tutum ve davranışlarıdır. Derler ya: Al birini vur ötekine.
Sadece engellilerin değil, bütün insanlığın huzura, refaha ve saadete kavuşması için hâl ehli, liyakatli, marifetli, milli ve manevi değerlerine bağlı, insanın eşrefi-i mahlûkat olduğunu bilen, ayrıştırmayan, üstünlüğün ancak takvada olduğuna inanan ve bu prensipleri ilke edinen insanlar, iş başına gelmelidir.
Aksine, en küçük bir hizmeti yaparken bile, partizanca bir ayrımcılık yapanlarla bu iş olmaz. Bu da nerden çıktı diyebilirsiniz ancak, yerel yönetimlerde buna sık sık şahit olmaktayız. Onun için engellinin şucu bucu değil insan olarak görülmeleri ve değer verilmelidir. Merhum halk ozanı MEVLUT İHZANİ ki kendisi de görme engelli idi; bir divanın dörtlüğünde şöyle diyordu:
“İnsanoğlu kâinatın yazısız kitabıdır,
Yeryüzünün yıldızıdır, mahlûkun mehtabıdır,
Gönüller Kâbe’ye benzer, Hak onun mihrabıdır.
Yıkma gönül sarayını sen insana dokunma.”
“ENGELLİ DE BİR İNSANDIR SAKIN ONA DOKUNMA.” VESSELAM...