Dönüp maziye bir bakmak gerekiyor. Belki de hep maziye
bakmak gerekiyor. Zira mazi, sadece mazi değildir. Bizimle beraber yürüyen,
yaşayan hafızamızdır. Dönüp yoklamalıyız hafızamızı, biz bu hâle nasıl geldik
diye. Bize ancak geçmişimiz yol gösterecektir. Geçmişimiz yoksa önümüze nur
olacak rehberimiz de yok demektir. Geçmiş, gelecek demektir. Yahya Kemal in
deyişiyle biz, kökü mazide olan âtî yiz.
Neydi bizi bu hâle getiren Kendi köklerimizin artık bize
özsuyu, bengisuyu vermeyeceğini vehmettiren. Özsuyumuzun bizi zehirlediğini; bu
suyla beslendiğimiz takdirde, dallarımızın kuruyacağını; meyve veremez hâle
geleceğimizi, sonunda da kuruyup gideceğimizi vehmettiren.
Ne oldu, nasıl oldu da böylesi düşünceler yer etmeye başladı
zihnimizde. Akıl felci denilen olgu nasıl gerçekleşti İslâm milletinin
vücudunda. Bu vücudun tâ kendisi olan Anadolu coğrafyasında.
Batıya karşı savaş meydanlarında mağlup olmaya
başladığımızdan itibaren, diyaneten de geride olduğumuzu zannettik. Batı
kendine ait bir dünya kurdu. Kurduğu bu dünyada galip gelmek için her şeyi
mubah gördü. Kendi heva ve hevesini putlaştırdı. Kazanabilmek için, her türlü
kötülüğü yaptı. Hiçbir sınır tanımadı. Bu hâl karşısında elbette mağlup
olacaktık. Batı, âfâkını, sınırlarını
cesetlerle ördü. Bu cesetlerin kimisi kendi inanç dünyasında yaşayanlara aitti,
kimisi de cehennem bildikleri diğer inançlardan insanlara aitti. Batının ve
Amerika nın yapıp ettiklerini anlatmaya sayfalar yetmez. Kızılderililere ve
Afro-amerikalılara yapılanlar ortadadır. Suriyeli mültecilere karşı Anadolu
insanı ile Batılıların yaptıkları, aramızda keskin bir sınırın olduğunu ortaya
koymaktadır.Batı bu duruma pragmatik aklını kullanarak adım adım erişti. Bize galip
geldi. Biz de maalesef hayatın gaye ve amacının sefer değil zafer olduğunu
zannederek, uğradığımız mağlubiyetlere sebep olarak kültürümüzü,
medeniyetimizi, akleden kalplerimizi, en nihayetinde diyanetimizi gördük.
Her şey değişmeliydi. Eskiye ait ne varsa atılmalıydı.
Eskiyi unut yeni yolu tut, Türklüğe umut sen ol çocuğum teraneleriyle büyüdü
nesiller. Hâlbuki bizi kurtaracak olan tarz-ı cedit değil, keşf-i kadim idi.
Bilemedik.
Batının tek silahı vardı, değişim adını taşıyan. Bu işlerin
nasıl yürüdüğümü öğrenmek için öğrenciler gönderdik Batıya. Haluklar gitti.
Asımlar gitti. Haluklar zangoç oldu. Dinlerini diyanetlerini unuttular. Her
şeref yapma, her saadet piç/Her şeyin ibtidâsıâhiri hiç dediler. Asımlar din
ve diyanetlerini kaybetmediler fakat Batı gibi ilerlemek gerektiğini
savundular. Batının ilmini almak gerektiğini söylediler. Yitik malımızı,
hazinemizi(!) buldular Avrupa da. Onu getirmek için seferber oldular.
Teknolojiyi üreten akıl, bir müddet sonra, teknolojiyi
kullanan aklı da değiştirdi. Görgümüz, düşüncemiz, hareketlerimiz ve dahi hayat
tarzımız Başarılar elde edince sevindik, doğru yolda olduğumuzu vehmettik;
eski-mez yolu unuttuk. Fakat tuttuğumuz yeni yolun bizi nereye sürüklediğini
göremedik. Uçurumun kenarındayız şimdi
Sezai Karakoç, Masal adlı şiirinde bu hâli veciz bir şekilde
ifade eder. Bizler, Batıya giden Doğudaki babanın çocukları gibiyiz. Yedinci
oğul değişmemek için canını feda etti. Ancak diğer altı oğul değişti. O değişen
oğullarız. O oğulların bir kısmı geri döndü Batıdan, kendi kültürüne yabancı
olarak. Bugün yaşadığımız akıl tutulması, siyasetten kültüre, diyanetten
edebiyata her yeri işgal etmiş durumda. Halkın değerlerini küçümseyenler, dinin
afyonlaştırıldığını iddia edenler, Batı kültürünün gönüllerine, dimağlarına
zerk ettiği öldürücü şurubun farkında değiller. Her yeninin değerli olduğunu
zannettik. Batı kulağımıza sen gelişmemiş değilsin, az gelişmişsin diye
fısıldadı, Cemil Meriç in ifadesiyle. Sevindik, gelişme yolunda ilerliyorduk.
Kendimize ait bir hayat tarzımızın olduğunu unuttuk. Aklımıza yön verenin
kalbimiz ve vicdanımız olduğunu. Vicdanımızın Rabbimizin sesi olduğunu. Sürekli
ölümü ve öte dünyayı içimizde yaşadığımızı. Hayat ve ölümün bizim için dairesel
çizgide aynı noktaya tekabül ettiğini Unuttuk. Çünkü zamanımızı yitirdik.
Ahmet Haşim in dediği gibi ezanî saatti bizim saatimiz. Müslüman saati
diyordu Haşim buna. Fecir ile başlayıp gurûbla sona eren, ezana ayarlı bir
zamandı bizim zamanımız. Zamanımızı yitirdik. Aklımızı, kalbimizi, şarkılarımızı,
ilahilerimizi, Yunus Emrelerimizi yitirdik. Ve dahi evimizi, vatanımızı,
dilimizi yitirdik. Elde ne kitap kaldı ne peygamber. Varsa yoksa büyük
insanlık ideali , pragmatik ve analitik akıl
Dün bu kadar yaygın olmayan akıl tutulması, bugün itibariyle
post-modernizmin yani her aklın söylediğinin kendine ait alanlar dâhilinde
doğru olduğunun iddiasındaki felsefenin itkisiyle artan kanallar vesilesiyle;
artık akl-ı selim ve feraset sahibi olduğunu düşündüğümüz halkı da zehirliyor.
Değişimi tek iktidar ve yönlendirici güç kabul ederek, değişmeyen tek şey
değişimdir diye mugalata yapanlar Hakikatin ne göklerde ne de köklerimizde
olmadığını; yerlerde olduğunu, paramparça olduğunu iddia edenler Bizi habl-i
metin olan Kur an a ve sağlam ipi bizlere uzatan o kudretli ele olan
itikadımızı bozmaya çalışanlar Elbette mağlup olacaksınız. Zira lâ
gālibeillallâh Allahtan başka galip yoktur