Sözü dolandırmadan; listeyi Saray mı yaptı, köşk mü,

polemiğine girmeden konuya direkt giriş yapalım. Dilerseniz evvela şöyle bir

soru yöneltelim: AK Parti nin gösterdiği adaylar beklentilere cevap verdi mi

Önce, beklentinin ne olduğuna bakmamız lazım. Bilindiği

gibi, bizim mahalleye şu hava hâkimdi: R. Tayyip Erdoğan yedi düvele karşı

amansız bir mücadele veriyor. İçeride de devlete sızan, millete kast eden, kökü

dışarıda tehlikeli yapılara savaş açmış durumda. Milli Mücadele gibi bir şey.

Eğer reis başarılı olamazsa ve de işler tersine dönerse, kazanımlar heba olur,

Türkiye geri gider... Yakın çevremizde bulunan bazı isimler, oluşturulan bu

havanın tesiriyle; Sayın Erdoğan ı yalnız bırakmayalım, biz de kendisine

yardımcı olalım, demeye başladılar. Davos Ekonomi Formumunda gerçekleşen One

minute çıkışı bu sürecin başlangıcı olarak kabul edilebilir. Sadece İsrail e

değil; AB ve ABD ye de kafa tutuyor, BM nin yapısını eleştiriyordu. Bütün bu

gelişmelerden dolayı; Tayyip Erdoğan Milli Görüş Gömleğini yeniden giydi,

yorumları yapılmaya başlamıştı. Beklentiler arttıkça artıyor; önümüzdeki

seçimler için Milli Görüşçü adayları tercih edeceği konuşuluyordu. Yaşananlar

neticesinde şu ana kadar AK Partiye mesafeli duran birçok insanımız

heyecanlandı ve adaylık başvurusunda bulundu. İktidar partisinin aday adayları

profiline bakıldığında bu durum rahatlıkla fark edilecektir.

7 Nisan akşamı adaylar açıklandığında, listelerin

beklentilere cevap vermediği ortaya çıktı. Milli Görüşçü adaylar için hayal

kırıklığı oluşturan bu durum, hareketi bölüp ele geçirdikleri potansiyeli

iktidar partisine peşkeş çeken acemi politikacılar için de aynı sonucu doğurdu.

Hele onlar için adaylık süreci tam bir hüsranla sonuçlandı. Halbuki

tanıdık-bildik birçok kişi aday adayı olmuştu. Çok heyecanlı bir adaylık

kampanyası yürütüyorlardı. Şurası çok açık: AK Parti de değişen bir şey yok

aslında. Her seçim döneminde benzer şeyler yapıyorlar. Uyguladıkları metot çok

basit. Her kesim için beklenti oluşturuyorlar ve beklentiyi iyi pazarlıyorlar.

Vadeyi de mümkün oldukça uzun tutuyorlar. 2023, 2050, 2071 gibi. Seçmen vadenin

uzunluğuna bakmadan beklentiyi satın alıyor, hepsi bu kadar. AK Parti

konjonktür Partisidir. Aynı zamanda bir takım dengeler üzerine kurulu bir

parti. Yola çıktıkları ilk günle bugün arasında anlamlı bir fark yok. Fark

zannedilen bazı şeyler konjonktürle alakalıdır. Her seçim dönemi bir bahane

üretiliyor, büyütülüyor, seçim yatırımı olarak kullanılıyor. Bu usulde de

değişen bir şey yok.

AK Parti nin kuruluşunda ve 2002 yılında girdiği ilk

seçimlerde yürütülen algı operasyonları hala hafızalardaki tazeliğini koruyor.

İlk yola çıktıklarında Hoca yı Cumhurbaşkanı yapacaklarını söylemişlerdi. Seçim

döneminde ise her evden bir oy Saadet e bir oy AK Parti ye sözü yayılmaya

başladı. Amaç belliydi; Milli Görüşçülerin oy verme anlayışını değiştirmek.

Seçimlere az bir zaman kaldığında ise, bu defa şöyle söylemeye başladılar: AK

Parti nin tek başına iktidara geleceği anlaşıldı. Oyları bu partiye verelim ki

anayasayı değiştirebilecek çoğunluğa ulaşsın. Şimdi soruyoruz: Bu yapılanlar

algı operasyonu değil de nedir Adaylık için müracaat eden, yola çıkan ve yolda

bırakılanların durumu da aynı değil mi Görünen odur ki, bu arkadaşlar da algı

operasyonuna maruz kaldılar.

AK Parti nin kurulduğu günden bugüne kadar koşulsuz

destek veren, her şartta savunanlar belki bir müddet daha devam edebilirler.

Ama onlar da yolun sonuna gelmiş bulunuyorlar. Seçimlere etki yapan bir gelişme

olur mu, bilemeyiz. Onların da gayri memnunlar safına katılacaklarında hiç

şüphe yok. Bekleyip göreceğiz.