Aile, yaşamın devamının sağlandığı sosyolojik bir kavramdan öte insanın vazgeçilmezidir. Geniş aile - çekirdek aile, kırsal – kentsel aile, ataerkil – anaerkil aile, modern – tutucu aile vb. pek çok şekilde adlandırılan aile aslında baba, anne ve çocuklardan oluşan bir topluluktur.

Hz. Adem’den günümüze varlığını koruyan ve Batılı olsun Doğulu olsun önemi herkes tarafından kabul edilen bir yapıdır aile. Son yüzyıl içerisinde özellikle kırsal yaşamın ya da diğer bir ifade ile köyde yaşayanların oluşturduğu birkaç kuşağın bir arada yaşadığı geniş aileler vardı. Dede ile torunun aynı sofraya oturduğu, tarlada bir yandan çapa yaparken diğer yandan kundaktaki bebeye bakan ninelerin olduğu bir aile yapısıydı bu! Zamanla ekilen toprakların miras veya başka nedenlerle giderek ufalması ailelerin bir arada olmasını da engellemeye başlamıştır.

Toprak azaldıkça geçim zorlaşmaya başladığından önce bir arada yaşayan çocuklar kendilerine ayrı ev açmaya başladılar. Tek tencerede pişen yemeği birlikte kaşıklayanlar önce yemek pişen tencerelerini ayırdılar. Tarımdan karınlar doymadığından civardaki başka işlere giden gençler bir müddet sonra civarda da çalışacak iş bulamadıklarından büyük şehirlere giderek rızıklarını kazanmayı düşünecek duruma geldiler. Önceleri ailelerinden uzakta kalmaya gözü kesmeyenler komşu çocuklarının bazılarının cesaretle gidip şehir hayatına alışması ve köye her geldiklerinde şehirden sitayişle bahsetmeleri üzerine cesaretlerini toplayıp birer birer köyden koparak şehirli olmaya başladılar.

Özellikle evin gelinleri hem çevrenin hem de geniş ailenin baskısından kurtuluşu şehirde yaşamanın gereği olarak gördüklerinden eşlerini teşvik etmeleri bu süreci hızlandırmıştır. Kimi lüks yaşantıya kimi şehrin albenisine kapılan gelinler köyden kente göçü tetikleyen en önemli etmenlerden biri olmuştur. Hanımlarının teşvikiyle cesaretlenen erkekler büyük şehre gelip iş imkânı bulma, karınlarını doyurma hayaline kapılmışlardır. Bir hayalle başlayan göçler önce hemşerilerinin yanına daha sonra gecekondu bölgelerine olan seyrüseferi başlatmış zamanla göç şehirler için büyük sorun olacak olan gecekondulaşmaya yol açmıştır. 1920’lerde her 10 aileden 8’i kırsal kesimde yaşarken günümüzde bu oran tam tersine dönmüş vaziyettedir. Ülkemizdeki ailelerin yüzde 80,7’si çekirdek aile, yüzde 13’ü geniş aile halindedir.

Günümüzde ülkemizde yaşayan nüfusun yaklaşık beşte biri İstanbul’da yaşamaktadır. Ankara, İzmir, Bursa ve Adana’yı da hesaba kattığımızda neredeyse nüfusun yüzde kırkı bu beş şehirde hayatına devam etmektedir. Bu şehirlerin şehircilik açısından yaşadığı sıkıntı bir yana ülkenin her yanından göç alması nedeniyle toplumsal sorunları da giderek artmaktadır. Sorunlar arttıkça haliyle aileler de bu sorunlardan oldukça etkilenmektedirler.

Aile çekirdekleşmeye başladıkça özellikle milli manevi değerlerde yozlaşma da beraberinde gelmektedir. Durmadan çalışan ana babalar çocuklarıyla yeterince ilgilenemediklerinden çocuklar ya sanal âlemin ya da bakıcıların elinde büyümekte bu da aileden almaları gereken temel eğitimde eksikliğe yol açmaktadır.

2011 yılında yapılan araştırmalara göre ülkemizde yaşayanların yüzde 81’i kendisini dindar olarak tanımlamaktadır. Oruç tutanların oranı yüzde 87 olarak belirtilmiş olsa da her geçen sene özellikle uzun günlere denk gelen Ramazanlarda oruç tutmayanların oranı daha da yükselmektedir. Namaz kılanların durumu ise daha ilginç bir vaziyettedir. Haftada bir Cuma namazı kıldığını ifade edenlerin oranı yüzde 63 ile oldukça yüksek gibi gözükse de geriye kalan 37’lik kesimin Cuma namazı dahi kılmadıkları gibi vahim bir sonucu da vermektedir. Her gün namaz kıldığını ifade edenlerin oranı yüzde 47’dir. Halkımızın yüzde 79’u dinin bu dünyaya değil ahirete anlam katan bir olgu olduğunu düşünmektedirler. Yani halkın önemli bir çoğunluğu için din, esas olarak ölümden sonrasına hazırlık içeren kurallar, törenler, ritüeller şeklinde algılanmaktadır. Bence bu tehlikeli bir algıdır. İslam dini diğer batıl dinler gibi sadece ahireti düzenleyen ve dünyevi işlere müdahil olmayan bir din değildir. A’dan Z’ye tüm hayatımızı belli kurallar çerçevesinde yaşamamızı isteyen, gerek ferdi gerekse toplumsal düzen ile ilgili hükümleri vazeden bir kurallar bütünüdür. Bu şekilde bilinmiyor olması ülkemizde dini hizmetler veren tüm kurum ve kuruluşların daha anlatacak çok şeylerinin olduğunu göstermektedir. Özellikle Müslüman olduğunu ve şuurlu bir mümin olarak hayatını devam ettirdiğini söyleyenler için tebliğ vazifesini ifa daha da önem arz etmektedir.

Bu anlayış devam ederse yakında aile de bireysel anlamda insanlar da yitip gidecektir. Aman dikkat!

Minik bir tebessüm Hacim nedir?

Karadeniz’in şirin bir köyünde öğretmen ders anlatmaktadır. Fen bilgisi dersinde konu hacimdir. Öğretmen çocukların derse ilgisini arttırmak için küçük Dursun’a:

- Hacim nedir? Bir örnek verebilir misin Dursun? Diye sormuş.

Dursun düşünmüş, düşünmüş birden gözleri ışıldayarak:

- Hacdan gelenlere hacim denir. Örnek Nasılsın hacim?

İlgilisine notlar: 

* “Bir milyon dolar kadar kazanmak isteyenler ticaret, bir milyar dolar kazanmak isteyenler siyaset, daha çok kazanmak isteyenler savaş yaparlar.”

* “Atalarının dindarlığı ile kurtulacağını sananlar babalarının yemesiyle doyacağını zannedenler gibidirler” İmam-ı Gazali

* “Bütün firavunların en büyük korkusu kundaktaki Musa’dır.”

* Sosyal medyada ya da telefonda saatlerce konuşmak bir bardak çay içimi süresince yapılan muhabbetin yerini tutmuyor a dostlar!