Elbette anlamı çok geniş ahlak kavramının!
Ahlak nedir sorusunun cevabı ne olmalı?
Ancak genel olarak ahlak kavramının nasıl anlaşılması ve algılanması üzerinde düşünmemiz gerekiyor…
Hele hele bu ortamda…
Yolsuzluklar…
Vurgunlar…
Dolandırıcılıklar…
Soygunlar…
Usulsüzlükler…
Rüşvetler…
İrtikâplar (görevi kötüye kullanma)…
Adam kayırmalar…
Liyakat eksikliği…
Akrabayı kollama…
İhale oyunları…
Çalışmadan kazanmak ve zengin olmak…
Tüm bu kötü hasletler, ahlak ve maneviyata gereken değer verilseydi ortaya çıkar mıydı?
Peki, ama ahlak denilince ne anlamalıyız?
“AHLAK VE MANEVİYAT YALNIZCA SÖZLE DEĞİL, FİİLİ ADIMLARLA HAYATA GEÇİRİLMELİ”
Milli Gazete yazarı Ömer Arif Hoca, günümüzde sıkça vurgulanan “önce ahlak ve maneviyat” söylemi üzerinden önemli mesajlar verdi.
Konuşmasında Milli Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’ın “Önce ahlak ve maneviyat” anlayışına atıf yapan Hocaefendi, bu ilkenin dinin özünü oluşturduğunu ifade etti.
Toplumların ancak iman ve ahlak temelli bir yapı üzerine inşa edilebileceğini belirten Ömer Arif Hoca, “ahlak olmadan aile, eğitim ve toplum düzeni sağlıklı şekilde var olamaz” dedi.
Peygamber Efendimizin “Mizanda en ağır gelecek amel güzel ahlaktır” hadis-i şerifine de değinen Hocaefendi, güzel ahlakın hem bireysel hem toplumsal hayatın temel taşı olduğuna dikkat çekti.
Konuşmasında ailelere, eğitimcilere ve yöneticilere de seslenen Ömer Hoca, ahlak ve maneviyatın yalnızca sözle değil, fiili adımlarla hayata geçirilmesi gerektiğini vurguladı.
“Önce ahlak ve maneviyat anlayışı hayatın her alanında uygulanırsa, toplum hem maddi hem manevi olarak daha güçlü bir seviyeye ulaşır” ifadelerini kullandı.
“PEYGAMBER EFENDİMİZ (SAV) NE YAPTIYSA AYNISINI YAPMAMIZ LAZIMDIR!”
Mutasavvıf ve mütefekkir Ömer Tuğrul İnançer, toplumumuzun kanayan yaralarının başında gelen ahlak konusuna dair gazetemize çok özel değerlendirmelerde bulunmuştu. İşte o değerlendirmelerden bir bölüm;
“Bir tek maddeden ibarettir; ahlak-ı Muhammedî ile ahlaklanmak. Bunun için Resulullah’ı (sav) tanımamız lazımdır. Herkese sorduğumuzda “Ben Peygamber’i (sav) çok severim.” der. Ama Peygamber Efendimiz’in (sav) en yakınları olan zevcelerinin adlarını dahi saymaktan acizdir. Halbuki Peygamber Efendimiz’in (sav) zevceleri müminlerin anneleridir. Biz annesinin adını bilmeyen Müslümanlar olarak nasıl bir ahlaka sahip olabiliriz, Efendimiz Hazretleri’nden nasıl örneklenebiliriz, işte en büyük soru işareti o. Çünkü Allah bizim içimize aynen bedenimizdeki aletler gibi birtakım duygular koymuştur. Bunlar herkeste vardır. Bir tanesi mesela yaratıcısını arayıp bulmaktır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim’n (as) hikâyesinde bu anlatılıyor. Yıldızları, ayı görüp tanrı zannetmesi sonra güneşi görüp tanrı zannetmesi... Sonra güneş de batınca “Böyle doğup biten şeyden tanrı olmaz, olsa olsa bunları doğurtan batırtan kudretin sahibidir tanrı.” diye düşünmesi... Cenab-ı Allah bunu hikâye olarak anlatmıyor, bir şeyler öğrenelim diye anlatıyor. Nedir o öğrenmemiz gereken nokta? Allah bütün yeryüzündeki halifesi olan insanlara kendisini arayıp bulma duygusu ve yeteneği vermiştir. Bunu kullanmak lazım. Bir de doğruya, iyiye, güzele misal olabilecek yüksekliklere meyil ve bunları beğenme duygusu vermiştir. Efendimiz’in (sav) hayatı incelendiğinde bu duygu harekete geçer. Çünkü Efendimiz’in (sav) hayatında Allah’ın rızasına uygun olmayan, insan yaradılışına uygun olmayan bir tek fiil yoktur.”
* “Ne kadar bize saldırsalar, ne kadar kötülük yapsalar Efendimiz Hazretleri’ne (sav) yapılanın zerresi değildir. Sair peygamber efendilerimiz de böyle... Yahya Aleyhisselam’ın başını kestiler, Zekeriya Aleyhisselam’ı ağaçla birlikte bıçkıyla biçtiler. Peygamber Efendimiz’e (sav) neler yaptılar; başına işkembe geçirmekten yanağına ok atmaya varıncaya kadar, canına kast etmeye varıncaya kadar... Biz bu kadar zorluklara, ahlaksızlıklara, hücumlara maruz kalmıyoruz.”
* “Efendimiz (sav) ne yaptıysa aynısını yapmamız lazımdır. Biz cihadı bize düşmanlık yapanlarla yapmak durumundayız. Bize en büyük düşmanın nefsimiz olduğunu bilmeden harbi, darbı cihad zanneder hale geldik. Dolayısıyla bize yapılan hücumları, Efendimiz (sav) kendisine yapılan hücumları nasıl def ettiyse biz de öyle def edebiliriz. Her işin başı Resulullah’tır (sav), ortası da O’dur (sav), sonu da O’dur (sav). Ama biz kendimiz miktarınca, kapasitemiz kadar yapabiliriz.”
* “Baz Resulullah’ın (sav) hayatıdır. Yani hastalıktan tedaviye, düşman şerrinden halasa, kötülükten iyiliğe, gençlikten yaşlılığa her türlü halden hale geçmek için yegâne örneğimiz Efendimiz’dir (sav). Ben Efendimiz (sav) tanındıktan sonra hiçbir derdin devasının olmadığına inanmıyorum.”
TERK EDİLEN, YİTİRİLEN BİR KAVRAM: AHLAK!
İşte günümüzde ucuzlaştırılan, terk edilen, yitirilen bir kavram: Ahlak!
Neymiş ahlak; "Bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kuralları. İyi nitelikler, güzel huylar." (Türk Dil Kurumu, Güncel Türkçe Sözlük)
Ahlak, Arapça hulk kelimesinin çoğuludur. Hulk ise; huy, adet, alışkanlık, mizaç, insanın ruhsal-zihinsel halleri anlamındadır.
Ahlak, hayat gayemizi tayin eder. Yani rehberimizdir. Ahlakı esas alınarak yaşamak, yaşatmak, zor ve çetin olan bu yolda ahlak ile ahlaklaşmak…
Ne diyor Bernard Shaw: "Ahlak, bir milletin dişleri gibidir. Çürüdüğü nispette acısını hisseder."
Biz de çekmiyor muyuz o acıyı?
Eskiden, ahlaklı-ahlaksız tanımlamaları vardı. Şimdilerde o bile yok. Kavram olarak dahi terk ediyoruz onu. Gerçi, dünya da kaybediyor onu yavaş yavaş... Çünkü mevcut düzenin ahlaka tahammülü yok. O kiraladığı kafalarla, satın aldığı ruhlarla yaşıyor. Ahlak sahiplerinin varlığına tahammül edemiyor. Neslinin tükenmesi bekleniyor. Ahlaka karşı sansür uygulanıyor.
Ahlak artık ne ölçüt, ne ölçü? Ahlak üç beş "geri kafalının" dilinde pelezlenmiş içi boş bir kavram. En azından onlara göre böyle? Eskiden ahlak bekçiliği diye bir laf vardı. Şimdi onu da yediler, yuttular, unutturdular. Ahlakımızın bekçiliğini terk etmeyelim. Ahlak bekçiliği yapmayı bırakmayalım.
Mutasavvıf İsmail Emre efendiye sormuşlar: "Ahlakın, ahlaklı olmanın yolu nedir?"
Demiş ki: "Ahlak ve edep küle benzer. Odunla kül arasındaki yegane yol ateştir. Yani odun ateşte yanmadıkça kül olamaz. Bizim fena huylarımız da aşk ateşinde yanmadan edep hasıl olmaz."
AHLAKI ARIYORUZ, ANIYORUZ!..
Bir toplum ahlaksızlar yetiştirirken, ahlaksızlar el üstünde tutulurken, ahlaksızlık moda olmuşken o toplumun ayakta durabilmesi nasıl beklenebilir ki? Öyle ki her yeri işgal etmişler. Konuşamıyorsun, haykıramıyorsun, yazamıyorsun? Belki de bu, ahlaklıları tepkisizleştirme harekatıdır. Tepkisiz ahlak sahibi, ahlakını nasıl koruyabilir ki?
Ahlaklı olmak, aynı zamanda yürekli, haysiyetli olabilmektir.
Sahip olduğumuz kültür, ahlakı esas alır. Ahlakla birlikte, kardeşleşme üzerine kurulmuştur. Bizim de her toplum gibi değer ölçülerimiz vardır. Biz bu değer ölçülerine, o meşhur çokbilmiş aydınlar(?) gibi uzak duramayız. Horlayamayız. Aşağılamayız. Biz bu toprağın yerlileri olarak, yabancılaşmış bir ruh ile bu toprağın ahlaklılarına karşı sansür uygulayamaz, savaş başlatamayız. Onları görmezden gelemeyiz. Aşağılık sıfatlarla onlara hitap edemeyiz.
Yaşamak ve yaşatmak için ahlaka sahip çıkanlardan, ahlaklı olanlardan olmalıyız.
Onu başkaları gibi alaya değil, ciddiye alıp ruhumuzda yer etmesini sağlamalıyız.
Önce ahlak diyeceğiz!
Ahlaksız insanların yetişmesine fırsat vermeyeceğiz.
Olmazsa olmazımız olacak yeniden? Gelecek nesillere bırakacağımız büyük hazinemiz olacak.
Şimdilerde değerini daha iyi anlıyoruz. Onu arıyoruz, anıyoruz, ruhumuzda yer edinmesini istiyoruz.



