Türkiye nin kimliğinin ne olduğu kurulduğu günden bu yana
hiç bu kadar tartışılmamıştı. Bugün iç ve dış politikada karşılaştığımız birçok
gündemi bir şekilde bu mesele ile ilişkilendiriyoruz ve tartışıyoruz. Bugün
anayasa süreci döndü dolaştı Türklük meselesine takıldı kaldı. Terör sorununu
çözme çabaları ile birlikte daha da fazla tartışılmaya başlayan mesele, ABD
Dışişleri Bakanı Kerry nin mesajında Türkiye vatandaşları söyleminin
kullanması ile daha da derinleşmişe benziyor. Ama hamdolsun ki hakkı söyleme
işi yine onun peşinden koşanlara nasip oldu. Bu doğrultuda Milli Gazete de ele
alınan Ahali-i İslamiyye yaklaşımı üzerinde durmayı fazlasıyla hak ediyor.
Kendimizi Millet Üzerinden Nasıl Tanımlarız
Batı da daha eskiye dayanmasına rağmen Türkiye de 90 lı
yıllardan beri kimlik siyasetinin siyasaya nasıl hâkim olduğunu çok net bir
şekilde görüyoruz. Millet kavramının bugün tartışmalarda kendisine hayat veren
en basit tanımı, insanların üzerinde tartışmaya asla yanaşmadıkları
kimlikleridir. Ortak koşullar, ortak kavramlar üzerinden kendisini tanımlayan
siyasal toplumsal grup olarak millet üyeleri hem kendi içerisinde bir
dayanışmaya hem de kendi dışındaki düşmanı tanımlamaya bu şekilde hayat
verirler.
Bugünün Tartışması
Bugün Türkiye de de tartışma bu minvalde ilerlemektedir.
Bize göre Türklük kavramına sıkı sıkıya bağlı kalanların bir kısmı haklıdır
bir kısmı da haksızdır. Haksız olanlar Türklük kavramını bir üstünlük
gerekçesiyle kullanmalarından ötürü haksızdırlar. Kimse kusura bakmasın
kavmiyetçilik üzerinden bir üstünlük iddiası biz Müslümanların içerisinde
bulunacağı tartışmalardan değildir. Ancak diğer yandan haklı olan bir kısım da
vardır. Çünkü yıllardır bizim için kutsal kabul edilen devlet bir millet ile
özdeşleştirilmiştir. Devlet ve ona sahip olan millet asla ayrı
tartışılmamıştır. Devlete tek bir millet ile meşruluk kazandırılmıştır.
Milyonlarca insan bu doğrultuda eğitim almış ve kimliğini bu doğrultuda
olgunlaştırmıştır. Bunun sonucunda insanların Türklük kimliğini bırakamamaları
doğruluğu yanlışlığı bir yana anlaşılabilir bir olgudur.
Kritik Nokta Egemenliğin Dönüşümü
Devlet ve millet nasıl yıllarca bir bütün olarak
düşünüldüyse aynı şekilde ikisinden de asla ayrı ele alınamayan bir diğer
kavram da egemenlik olmuştur. Bize göre hem ulusal hem de küresel anlamda
algılanamayan nokta egemenliğin dönüşümüdür. Eskiden asla geçirgen olmayan
sınırlara sahip olan ulus-devletler, doğal olarak egemenliği hiçbir şekilde
kimseyle paylaşmıyorlardı. Millet olmak demek bir devlete sahip olabilmek
demekti. Ancak küreselleşmenin de etkisiyle artık millet olmak kendi devletine
sahip olmakla aynı anlama gelmiyor. Tartışmanın dönüşmesiyle birlikte artık
devletin ve egemenliğin olmadan da millet olabilirsin deniliyor. Artık millet
olarak kabul edilmek isteyenler aynı zamanda bağımsızlık talep edenler olarak
görülmüyor.
Yine de Dikkatli Olunmalı
Türkiye de bir kişi bile yoktur ki adil bir toplumsal
düzenin kurulmasını istemesin. Ancak bir taraftan kendisini istediği gibi
tanımlamak isteyenlere arzu ettikleri serbestiyet tanınırken, İslam dünyasının
milliyetçilik yaklaşımı yüzünden paramparça haline geldiği de unutulmamalıdır.
Bugün bir yandan yeni bir düzen talep eden kesimlerin yanında, alışık oldukları
bir düzenin değişmesine alışık oldukları bir tepki ile karşılık veren bir
kesimin varlığı da unutulmamalı. Çünkü Türkiye de geç kalınmış olunsa da
devlet, rejim, sistem gibi her şeyin değişmesinin yanında, ait olma bilinci de
değişiyor. İşte kritik nokta tam da burasıdır.
Hangi Millet
Bugün sahip olduğumuz sorumluluklarımız sadece
çağdaşlarımıza değil, aynı zamanda geçmişte var olan ve gelecekte var olacak
üyelere karşı da söz konusudur. Bugün eskiden var olan ulusal kimlikleri aşmak
zorunda olduğumuz bal gibi ortadadır. Ancak bu kimliklerle mücadele ederken
ihtiyaçlarımızı karşılayacak bir literatürü oluşturamadığımız için millet
ilkesine de dayanmak zorundayız. Milliyetçilik teorilerinde ya güçlü devlet
iseniz milletinizi homojenleştirirsiniz ya güçsüz devlet iseniz parçalanırsız
ya da akıllı davranır ortak noktalar üzerinden bir birliktelik sağlarsınız. Çok
uzatmayalım bugün illaki bir millet inşa edeceksek bu İslam Milleti
olmalıdır. İslam milleti zaten vardır. Sadece yeniden yoğrulmayı beklemektedir.
Dünyadaki tüm Müslümanların hakkını savunan, hepsinin her an başvurabileceği,
ancak gayri Müslimlerin de İslam adaletinden yararlandığı bir millet tahayyül
etmek istiyorum.