Ah İdlib, Ah Halep, Kobani, Ankara Gar, Ah İnsanlık

Abone Ol

Yakınmalar ve ahlarla geçiyor ömrümüz. Bu yakınış, üzülüş, çırpınış çaresizliğin bir yansıması. Elimizden bir şey gelmiyor gibi davranmanın sonucu.

Müslümanların üzerinde oyunlar oynanıyor. Oyunlara gelen, oyunu oynayan da Müslümanlar. Kukla Müslümanlar, tetikçi Müslümanlar, çıkarcı Müslümanlar, ilgisiz, nemelazımcı, sorumluluğu olmayan Müslümanlar.

Geçmişten bugüne oyun hep aynı, yaşananlar aynı. Değişmeyen bir şey var Müslümanların çaresizlikleri ve yakınmaları. Belli yerlere, kişilere odaklanması ve öfke patlamasında bulunması.

Her dönemin bir hedef tahtası var. Kimse yaşananların arka planı üzerinde durmuyor. Bu, Enver Sedat’tır, Beşar Esad, IŞİD, DEAŞ, Saddam Hüseyin, PKK, PYD vs. bu kuklaların, tetikçilerin güç merkezi nedir, kimdir, neden bunlar oluyor ve yaşanıyor? Müslümanları birbirine acımasızlaştıran duygu nedir?

Üzerimize abanan, bizi yönlendiren bir yere odaklayan dikkat nedir? Asıl üzerinde durulması gereken de budur.

Fakat çok ilginç bir durum var ki kimse buralara yoğunlaşmıyor. Çok uzun bir zaman önce değil bir hafta önce ABD uçakları bir sivil merkezi vurdu, çocuklar dâhil çok sayıda insan öldü. Rusya uçakları vurdu ölen çok insan oldu. Suriye bir savaş alanı her gün onlarca insan ölüyor. Irak durulmadı. Pakistan’da sürekli patlamalar var. Bunların gerekçeleri de az değil. İsrail Filistinli çocukları öldürüyor, hapishanelerinde yüzlerce çocuk bulunuyor. İlginçtir ki bu güç merkezleri birden mazlumların yanında gibi görünebiliyorlar. Özellikle İdlib’deki zehirli gaz olayında birden bire İsrail çocukların hamisi ve koruyucu olarak ortaya atıldı. Bunun üzerine kamuoyu oluştu. Bu olay öne çıktı.

Suriye karmaşasındaki boğuculukla sağlıklı düşünülemez asla. Çünkü bir olay olunca bir patlama olunca dikkatler belli bir yere odaklanıyor. Anında öfke patlaması bir yere, yöne olabiliyor. Asıl olayın merkezi göz ardı oluyor. İnsanlık, gerek medyanın ve gerek reklâm amaçlı yönlendirmelerin etkisinde. Hiçbir zaman sağlıklı düşüme diye bir durum söz konusu olamaz. Bir plağın takılan iğnesi gibi aynı hat üzerinde dönüp duruluyor cızırtılı bir ses ile. İnsanların kulaklarını tırmalayan ama bıkılmayan uslanılmayan bir ses döngüsünde. Başlangıç olayları birbirinin benzeri ama sonuçları hep aynı. Müslümanlar içine düştükleri tuzakların farkına bile varamıyorlar.

Türkiye’deki intihar saldırılarında ölen yüzlerce masum insanın sorumluları kim, sadece tetikçiler midir? Onların arkasındaki güçler neden söz konusu bile olmuyor. Savaşımız sineklerle, bataklıkla değil.

Halepçe katliamı hala belleklerimizde. Saddam’ın Amerika yanlısı olduğu, onların desteğiyle İran’a karşı savaştığı bir dönemde. Emperyalizm sonra da tetikçisini ve diğerlerini imha etti.

Emperyalizmin körüklediği “Arap Baharı” diye tanımlanan dalga sonrasında Mısır’da ölen binlerin üzerine inşa olunan Amerikan tipi darbe demokrasisinin Sisi’si ak/pak.

İsrail Filistinlilerin evlerini yıkıyor, çocuklarını öldürüyor, Kudüs’te ezan okunmasını yasaklıyor, goygoycular sus pus. Aman iktidar zarar görmesin, zedelenmesin, çıkarlara zarar gelmesin duygusu ağır basıyor.

Şu içimizi yakan, ruhumuzu kavuran İdlib katliamı ne zalimleri, ne onların tetikçilerini göz ardı etmemizi gerektirir. Asıl sorunumuz, sonuçların ne olacağı ve nereye varacağı konusu.

Türkiye tam bir kapanın içinde. Rakka, Musul, Kerkük, Fırat Kalkanı olaylarında duvara toslanıldı. İçinden çıkılamaz bir durum söz konusu. Suriye bataklığından sonra bölgedeki durumumuz ve konumumuz ne olacak? Biz ne kadar söz sahibiyiz ya da olacağız, sorun bu.

Elbette içimiz yanıyor. Bırakın Müslümanları insanlığın bütün acıları bizi ilgilendirir. Dünyanın bir ucunda mazlum kim ise onlar bizim acı yanımız.