İlim şehrinin kapısı Hazreti Ali Efendimize atfedilen ve benim çok hoşuma giden o anektodu herkes bilir:
Devrinde karışıklıklar sürerken, gelir sorarlar: Neden senin zamanında oluyor bütün bunlar Önceki halifelerin devrini yaşadık, biliyoruz.
Hazreti Ali Efendimizin cevabı yürek yakıcıdır: Hazreti Ebubekirin yanında Hz. Ömer vardı, Hz. Osman vardı, ben vardım. Hz. Ömerin yanında Hz. Osman vardı, ben vardım. Hz. Osmanın yanında ben vardım. Benim yanımda ise siz varsınız!
Birlikte olmayı, uyum içinde birlikte olmayı anlamakta güçlük çekenler için bir missal daha vermek isterim, haddim olmayarak...
Bir Cumhuriyet gazetesi yazarı (adını hatırlamıyorum) 1973 yılındaki bir makalesinde soruyordu: Peygamber neden dua etti Ömerler için Cevabı da yazısında vardı: Bir dava arkadaşla kazanılır.
Anlamakta güçlük çekenlere mecburen yaptım bu girişi. Anlamakta güçlük çekenler ve hala anlamayanlar. Gerçi benim onların anlayışını geliştirmek, onları anlayışlı kılmak gibi bir niyetim/işim/görevim yok ama, ve hatta onları muhatap almak/muhatap kabul etmek istememe ragmen, meydanın boş olmadığını ve köyü, mahalleyi bekleyenlerin de olduklarını bilmelerini isteriz.
Ondan çok çekenlerin, ondan bizar olanların ve onun yüzünden mağdur olanların, onu havale edilmesi gereken yere havale edip adını anmamalarını ve bugünlerde başlayan 28 Şubat soruşturmalarını fırsat bilerek şevkini ortaya koyanlardan başlamak isteriz sözümüze:
Gazetelere "Hocaya sert konuştum!" gibi başlıklar attırmış önce ve devamında sıralamış Çin işi incilerini:
"Hükümet olmaya mecbur değiliz. Kaldıramayacağınız yükten sorumlu değiliz. Daha fazla zorlama hocam!"
Ee sonra
"Son defa konuşuyor ve grubu terk ediyorum, dedim!"
Yiğidim, aslanım orda konuşuyor!
Şevki vurmuş kartel meydasına...
Refah Partisine oy veren insanlar, tv düğmelerini açarlarken ve gazete bayiilerine vardıklarında içlerinden şu cümlenin geçtiğini birbirlerine çok söylemişlerdir.
"Bugün konuşmuş olmasa bari... Bugün malzeme olmasa bari..."
Kod adı "malzeme" olmuştu, umut insanlarının dillerinde.
Bir önceki görevlerini başaramayanların, ellerine yüzlerine bulaştıranların neden hesabı görülmez de bir üst makama taşınır bedenleri siyaseten Bu soruyu çok insan için çok kere ve hala sorar milli Görüşün sakinleri.
Neden ben, hep ben Sorusunu soramayanlar kendilerine, bugün kalkıyorlar Rahmetli Hocamıza hesap sormak gibi bir saygısızlıkta saygısızlığında da bulunduklarını itiraf ediyorlar; marifet sandıklarından/saydıklarından.
Refah Partisinin grup toplantısını düşünün ve hayalinizde canlandırın. Milli Görüş davasının erleri ve rahmetli Hocamızın yol arkadaşları, bildikleri bu kişiyi orada saygıya davet etselerdi ne olurdu "Sen kim yük kaldırmak kim Sırtın hiç yerden kalkmıyorki senin." Kartel meyyasına bir kez daha malzeme olurdu En iyi başlığı bulmak hiç zor değil. Saçmalıklarına RP Grubu da tahammül edemedi!
Hani karşı taraftan sürekli sorarlar bize: Siz neden muhasebe yapmıyorsunuz Nerede hata yaptığınızı tartışmıyorsunuz Bilmezlerki biz hergün kendimizi hesaba çekmekten sorumluyuz. Birilerinin bugün bunları konuşuyor olması ise bir karalama kampanyasının ucudur, kenarıdır. 28 Şubat soruşturulmasına, yargılamasına yapılmak istenen çirkin bir müdahalenin ayak sesleridir.
"RP iktidar olmasa idi, 28 Şubat olmayacaktı!" itirazları ve iftiraları burdan başlıyor.
Ben Hocaya "Mecbur değiliz dedim."
Peki sen, o gün içinde bulunduğun partiye oy verenlere, sempati duyanlara, umutlu olanlara ve hatta muhalefet edenleri üzecek saygısızca demeçler vermeye, fotoğraflar, pozlar vermeye mecbur mu idin
Mecbur mu idin kartel gazetelerinin sayfalarını Yeşilçamın bayan sanatçılarından daha fazla işgal etmeye
Hocamızın ve RPnin anlatmak istedikleri, yapmak istedikleri ve icraatları görülmesin, okunmasın, tartışılmasın, seni yazan haberlerin gölgesinde mi kalsın istiyordun
Sen kimsin, sen kimdin, sen kim oldun
Şevkinin kartel medyasına vurması, bir düğmeye basma işaretidir/bir düğmeye basıldığının işaretidir.
RPnin iktidar olmasını Amerika istedi, yazılarının da şevkinin şevki olarak yansıması gazetelere tesadüf mü
Dertleri şu: RP iktidar olmayacaktı, Hoca başbakan olmayacaktı! Oldu, hata oldu!
Terbiyesizliğin, utanmazlığın doruk noktasıdır bu iddia. Sandıktan çıkan tercih hakkına daha nasıl saldırı olsun, bu iddianın ötesinde
Kartel medyasının "Halk Anayol istedi" manşetini, bu ülkeyi sevdiğinden attıklarını kim söyleyebilir
T.Özalın artığı ANAP, Mesut Yılmazın oyuncağı ANAP, geriden takip ettiği yarışta iktidar sayılacak...
Demirelin "Arkama bakmam" dediği ve fakat sürekli içini karıştırdığı DYP, sonraki olmasına rağmen iktidara taşınacak... Bu ülkenin insanlarının tüm beklentilerine cevap verecek kapasite ve programı ve hayalleri ile birinci parti olan RP kenarda bekleyecek...
Daha sonra güçlü gelebilirmiş... O andaki gücünden kim rahatsız ya da farkında değil ABD ve yörüngesindekiler ve içimizdeki işbirlikcileri... "Şimdi gücünü göster ve icraatını yap. Hiç gitmeyeceksin!" O gün RPnin durduğu yer işte bu nokta idi.
Bu hesabı, bu planı görenler yapmadı mı 28 Şubatı
O gün onlara varlıkları ile hal ve hareketleri ile ağızlarından kontorlsüz çıkanlarla destek olanlar, bugün tövbekar olmamışlarsa, özür beyan etmemişlerse, 28 Şubatın hala sürdüğünü sanmalarındandır.
Not: Yanındakiler diyorki: Başbakan Erdoğanı kendine tanık göstermesi siyasi ahlaksızlıktır.
Yavrum Mesut Ve The Şapgalı Baba
Trumpun büyüğü Heybede
- Alo! The Şapgalı baba neredesin Ben seni arıyorum yahu.
- Burdayım yavrum Mesut burdayım. Binaenaleyh ben senin aramana fevkalade seviniyorum.
- Çok üzgünüm the Şapgalı baba. Bu bana yapılır mı yahu
- Sana yapılan ne yavrum Mesut Binaenaleyh yine suratına yumruk izi mi yaptılar Beni fevkalade canın yanınca mı arıyorsun yavrum Mesut.
- Şey diyorum yani, the Şapgalı baba. Beni görünce kaşınıyordu. Başkasına Trumpunu gösteriyor yahu.
- Kim yapıyordu yavrum Mesut Binaenaleyh ne yaptılar sana. Senin fevkalade üzülmen benim üzülmem demektir.
- Hâlbuki ben ona başbakan olunca hemen koşmuştum yahu.
- Elbette ona kaşacaktın yavrum Mesut. Binaenaleyh seni görünce kaşınması gelen o adamın sana fevkalade başlıkları olmuştur.
- Ama Trumpunu başkasına açtırdı yahu.
- Üzülme yavrum Mesut üzülme. Binaenaleyh alt yapısını sen hazırlamıştın. Ben de fevkalade çağdaş Türkiye demiştim, unuttun mu
- 9. Senfoni çalmıştı, unutmadım yahu.
- Kimin ne çaldığını hatırlamak fevkalade hatadır, yazıktır, günahtır. Binaenaleyh düdük çaldı diye başka çalanlardan hesap sormanın manası ne
- Sen kime ne diyorsun the Şapgalı baba. Ben çok üzülüyorum yahu.
- Üzülme yavrum Mesut üzülme. Binaenaleyh Trumpun büyüğü heybede. Fevkalade kaşınacakları geldiğinde buralarda ol.
- Bana yine tanklara mı baktıracaksın the Şapgalı baba.
- Mahkeme dosyalarına bakacaksın, uzaktan trumplara bakacaksın. Binaenaleyh bana bakacaksın. Bakıcı parası alacaksın, fevkalade bakıcı parçası olacaksın. Anladın mı yavrum Mesut.
Kulesine vardım
Demirel, gıyabında Aydın Doğana sitem etmiş; Trump açılışı için..
"Bizim zamanımızda yaptın da biz açmadık mı "
Buna hakkı yok Demirelin.
Sizin zamanınızda neyi yapmasını istiyorsanız onu yaptı.
Hem sonra, arsası ve alt yapısında mutlaka zamanınızın payı vardır. Siz de onunla avunun.
Amerikalılar da ironi yaparmış
Amerika fırsatlar ülkesi derler.
Aydın Doğanın, Başbakanın açılışını yaptığı yüksek binaları için ülkemizde olan The Trump başkanı demişki:
Türkiye, ABDden daha fazla fırsatlar ülkesidir!
Bir Aydın Doğana bakarak, onu inceleyerek (ki Nihat Doğanı tanısa da hesaba alacağını sanmıyoruz) bunu söylemişse bir Amerikalı, kimse onun ülkesini küçümsediğini, alaya aldığını sanmasın, demek istediği şudur: Haketme değil, fırsata konma.
O bir Mesut Özalıdır
Dikkat, dikkat!
Bu yazı hem 28 Şubat ne zaman başladı tartışmalarına ışık olsun, hem T.Özal anmacıları onu iyi anlasınlar diye yazılmıştır.
Tercüman gazetesinin merhum sahibi Kemal Ilıcakı anlatan "Dost Kemal Ilıcak" kitabını okuyan ve okudukça şaşkınlıklarını gizlemeyip köşelerine aktaranlardan duyduk. (Nagehan Alçı-Akşam gazetesi)
Ahmet Özal telefon etmiş Yavuz Donata: Gazeten böyle yazmaya devam ederse (Semiranım ve ünlü kızı haberleri) batırırız!
Sen kim oluyorsun itirazına ise cevap şu: Babamın oğluyum. Al onunla konuş. Telefonun ucunda T.Özal vardır: Ahmetin söylediklerini onaylıyorum. Ona ben dedim, konuş diye...
Ahmet Özal, T.Özalın oğlu, gazetelere telefon etme bakanı, Amerikadan prens sıfatlı ve engin civanlı arkadaşlar getirme görevlisi...
Gazetelere telefon ederek tehdit etmeler, istediklerini yazdırmalar demekki bu ülkede halkı T.Özalla, demokrat T.Özalla başlamış.
28 Şubata nerede başlamışmış
Bu günler T.Özalı anma günleri...
Oğul Ahmet Özal dolaşıyor gazeteleri, dergileri "Babam zehirlendi" diyor. Halbuki telefon etme alışkanlığı varmış. Babamın zehirlendiğini yazın, dese olmaz mı Bugün de yanında anası var. Ne farkeder
T.Özalı anıyorlar ve arıyorlar... Onu arıyoruz diyen, diyene...
O yoksa yerine bıraktıkları var. Oğulları var, kızı var, şuraya bir kaset koy da neşemizi bulalım, dediği Semranım var, yavrum dediği Mesut var, Avrupalardaki Dalan var... Var oğlu var, lakin anma törenlerinde yoklar. Neden acaba
Bu ülkede T.Özalı anmak görevinde olan ilk iki kişi Mesut Yılmaz ve Bedrettin Dalandır. Varlıklarını ona borçlu oldukları için... T.Özalı unutmayanlar/unutamayanlar onları neden unutuyor Haksızlık bu!
Görünmez adam
Bu ülkede ana muhalefet partisi yok mu
Var!
Onun bir başkanı yok mu Var! Adı da Kılıçdaroğlu..
Peki, nerdeler
Yani bugün bu sayfada niye yoklar
Doğru diyorsunuz. Biz de hiç farketmemiştik.
Neyin karşılığında
Sarmusak onbaşının elde ettiği BÇG belgesi normal seyrinde en son rahmetli Erbakanın elinden Cumhurbaşkanı Demirele ulaşıyor.
"Gereği yapılsın!"
Olayın tanığı gazeteciler bugün diyorlarki: Demirel o belge ile elini güçlendirdi.
Yani askere verilen ve gereği yapılmayan o belge ile Demirel elini güçlendirmiş.
Karşılığı ne olmuş o belgenin
"Yeğenim Muratın da bir bankası olsun" arzusu filan mı
Sen neye benzemişsin
Güngören Belediyesi Merteri Milanoya benzetecekmiş.
Olabilir.
İstanbula benzetmek kültür ister, aidiyet ister zira.
Sıfır
50.000 gencimiz YGSde sıfır çekmiş.
Sıfırcı gençlik, diye başlık atmış gazeteler.
İstikballeri iyi ama, sayıları çok fazla.
Ben senin yanında sıfırım, diyen bir kişi bakan oldu bu ülkede.
Dam üstünde!
Konya Valisi İzzet Paşa Konyaya geldiği zaman, şehrin tanınmış mübarek adamlarını ziyaret arzu etmiş, kendisini Şeyh Abdülgafur Efendi isminde birisine götürmüşler.
Abdülgafur Efendi evinin damında imiş.. Vali paşaya ısrar etmiş, dama çıkarmış.
(Konya evlerinin damları topraktır, senede bir defa tamir edilir, dövülür, bu suretle yağmur ve kardan muhafaza olunur.) Şeyh efendi, hem valiye teşekkür eder hem de lakırdıya tutarak damda dolaştırırmış.. Nihayet demiş ki:
- Paşam, sizi buraya davet edişimin sebebi, bizim evlerin damları toprak olduğu için tüfeyli nebatlar yetişiyor ve köklenip dam toprağını çatlatıyor, hükümet adamlarının bastıkları yerde ot bitmez derler de, onun için sizi böyle lafa tutarak gezdiriyorum!
Hamiş: O günlerden Trumplar açılışı yaptırılan bu günlere...
Emreder siniz
Fenerbahçeli Emre, Trabzonsporlu Zokoraya demişki:...
Nerde demiş, kim duymuş
Zokora dedi diyor, Emre demedim diyor.
İnanma tercihimiz ..
Dudak okuyucular var.
Yassıadada da kafa içi okuyan savcı vardı.
Çok ceza peşindeki Trabzonsporlu yöneticilere biri eski başkanları M.Ali Yılmazı hatırlatsa ne olur.
Trabzonlu olmayanların, Trabzonporlu olmayanların Trabzon sevgileri/Karadeniz sevgileri olmasın mı istiyorlar
Başka sorum yok!
Dedemin küpeleri
Dedem rahmetli, bizlere derdi;
"Keskin sirkeyi koymayın küpe"
Bak öfke günün en büyük derdi,
Dedemin sözü, kulağa küpe!..
Arıza
Nüfus cüzdanında ismi; Ali Rıza
Telefona bakar servisi arıza
A nokta Rızadır, imzasının şekli,
Bir gün nokta solmuş, okunmuş; ARıza...
Ekrem Şama