Şu test belasından nasıl kurtuluruz diye herkes birbirine soruyor. Kimse “gerçekten kurtulmak isteyen var mı?” diye sormuyor bile. Yeni düzenlemeyle bundan böyle sınavların sadece bir tanesi çoktan seçmeli olacakmış, geri kalan sınavlar ise yazılı yoklama şeklinde yapılacakmış. İyi de bu nasıl olacak, sınavların hangi ucu açık olacak, ucu açık olan soruyu öğretmen sınav kağıdını okurken nasıl kapatacak?... Yanıtlanmayan daha bir sürü soru var böyle. Şayet ortaöğretim kurumlarında açık uçlu sınav sistemine geçilirse YGS-LYS sınavları da peyderpey aynı değişiklikten nasibini alacaktır. Meseleyi test mantığı çerçevesinde çözmeye çalışalım. Ne de olsa karşımızda test ile tost arasına sıkışmış bir öğrenciler topluluğu var. Öyle ise şu sorudaki doğru şıkkı bulup işaretleyiniz:
Dershaneler yeniden başka adlarla dört bir yanda pıtrak gibi açılmaya devam ederken. Bütün liselerin 10. sınıftan sonrası derslerde ve teneffüslerde nefes almaksızın günde bilmem kaç yüz tane soru cevaplayıp test çözüyorsa sizce açık uçlu sınav düzenlemesi neyi ifade eder?
Öğrencilerin eski ile temaslarını sağlayarak tarih bilinci aşılamak.
Aslında düzenlemede yer alan “açık uçlu” değil “acık uçlu” şeklindedir, kamuoyuna böyle yansımıştır.
Uç bir konu ile gündemi değiştirmek.
Testhaneleri ve de dershaneleri açık uçlu sistemle şirin mekânlar haline dönüştürmek.
Eğitimde radikal hamle yapılması yerine öğretimde uç önlemler alarak zevahiri kurtarmak.
Tahmin edeceğiniz gibi doğru cevap (e) şıkkı. ‘Diğer şıklardan da doğru cevap sayılabilecek şıklar var’ dediğinizi duyar gibiyim. Bunu da ‘açık uçlu test”e örnek sayıverin gitsin. Son şıkkı işaretlemek her zaman daha şıktır.
CAMİLERDE ŞU PARA TOPLAMA İŞİ BİTSE ARTIK
Diyanet İşleri Başkanı Sayın Mehmet Görmez’in hem fikri hem de icraata yönelik ortaya koydukları bu memleketin daha önce pek şahit olmadığı nitelikte şeylerdir. Ne kadar teşekkür etsek kendisine azdır. Bu köşede Sayın Başkan’la ilgili birçok kez yazılar yazmıştım. Ortaya koyduğu o ne dediğini bilen, münevver bir kişilik hem diyanetin imajına olumlu anlamda etki etmekte hem de memleket insanının doğru kanallardan doğru bir üslupla dinini öğrenmesinin yolu açılmış olmaktadır. Diyanet’in camiler üzerindeki çalışmaları da ayrıca takdire şayan. Gençleri camilerle buluşturmak, hanımların camiye gitme haklarının korunması bu güzelliklerden sadece ikisi. Daha başka şeyler de var kuşkusuz. Fakat bir konu var ki üzerinde şu ana kadar esaslı bir şekilde durulmadı. Camilerde her namaz çıkışı para toplanması ve bu para toplama işinin Cuma hutbesinin bitişinde hatip tarafından defalarca vurgulanması meselesinden bahsediyorum. Cami ihtiyaçlarının ne olduğu cemaate ayrıntısıyla anlatılması gerekli. Toplanan paraların nereye gittiği konusundaki oluşan şüpheleri hiç hesaba katmıyorum. Velev ki ihtiyaca binaen olsun bu para toplama işleri, yine de güzel bir manzara değil. Din hizmetlerinin görüldüğü yerler neden hep sadaka ile birlikte anılırlar. Sonra, neden bu ihtiyaçların bir sonu gelmez, sanki namaza eklentili bir dini vecibe gibi sürüp gider. Birçok caminin alt katları ticarethanelere kiralanıyor. Buna rağmen para toplama alışkanlığı her fırsatta devam ediyor. Camilerin ticarethanelere ayrılan bölümleri bir tür “Halk Dinî Eğitim Merkezleri’ olabilir, gençlik kültür, spor merkezi veya kütüphane, ihtiyarlar için sohbet ve dinlenme mekânları oluşturulabilir. Sayın Başkan’ın bu hususları da planlayacağından hiç şüphem yok. Mesele yardım etmek değil, yardım yapmanın biçimi. Bir kere de boş geçmeyin yerine ‘boş geçerek geçebilirsiniz’ denilse ne olur ki?!