İstanbul’da ülkemizin ev sahipliğinde, Rusya, Fransa, Almanya ve Türkiye’nin katılımı ile gerçekleşen zirve ve ardından yayınlanan barış mesajı özellikle bölgemizde çatışmaların bitmesi ve barışın hâkim olması açısından ümit verici bir gelişmedir. Barıştan yana olan her ülke de buna destek verir ve alkışlar. Ancak, barıştan söz eden yeryüzünde barışın hâkim olmasını istediklerini söyleyen bir takım ülke liderlerinin barıştan anladığı ile başta ülkemiz olmak üzere pek çok ülkenin anladığı farklı. Ortadoğu’da barış denildiği zaman Türkiye’nin anladığı ile ABD’nin anladığının aynı olduğunu söylemek mümkün mü? Bunun da ötesinde barış ve huzuru dillerinden düşürmeyen ABD yöneticilerinin barıştan maksatlarının bölgemiz ülkelerinin ufak parçalara ayrılması, ondan sonra gerekirse çatışmaların sona ermesi anlamına gelmiyor mu? Bölgemizde yıllardan beri devam eden çatışmaların körükleyicisi ve destekleyici ABD olduğuna göre söylenenlerin fazla bir anlamı olmuyor.

Bu hatırlatmaların ardından İstanbul’da 4 ülke liderinin katılması ile gerçekleştirilen zirve ümit verici olmakla birlikte bu zirveye ABD’nin katılmamış olması, bu ülkenin henüz barıştan yana olmadığını, çünkü bölgemizle ilgili planlarının tam olarak hayata geçmediğini düşündüklerini gösteriyor. Kısacası, dörtlü zirvenin ardından İstanbul’dan dünyaya verilen barış mesajı iyi niyetli bir hamle olmakla birlikte fazlaca ümitli olmamak gerekiyor. Artık tüm dünya biliyor ki, bölgemize yönelik terör örgütlerinin arkasında ABD var. Bunun artık gizli bir yanı da kalmadı. Çünkü herkes biliyor ki, ABD bölgemizdeki terör örgütlerine 10 binlerce TIR ağır silah göndermiş, göndermeye de devam etmektedir. Bunu niçin yapıyor sorusunun cevabı artık netlik kazanmıştır. Bu cevap bölgemiz ülkelerinin federal bir yapı içinde de olsa parçalara ayrılmasıdır. Böylece bölge ülkelerini kontrol altında tutmak, özellikle İsrail’e karşı bir birliğin oluşmasını önlemeyi amaçlanıyor. Kısacası, ABD bir yandan kendi çıkarlarını, öbür yandan İsrail’in güvenliğini garantilemeyi öngören planını tam olarak hayata geçirememiş durumda. Bu bakımdan bölgede barışa yönelik atılan adımlar ve yapılan toplantılarda ABD dışarıda kalmayı tercih ediyor. Böyle olmasaydı Suriye’de iç savaş şimdiye kadar sona erer, terör örgütleri de barınmak için kendilerine başka mekânlar aramak zorunda kalırlardı. Ne var ki, özellikle Türkiye, Rusya ve İran’ın bölgede çatışmaları önlemek için gösterdikleri yoğun çabaya yönelik girişimlerde ABD ortada görünmemeyi tercih ediyor. Yapılan toplantıların ardından fazla bir anlam ifade etmeyen, barış sözcükleri içeren açıklamalar yapmakla yetiniyor. Bu bakımdan İstanbul’da düzenlenen dörtlü barış zirvesi önemli bir adım olmakla birlikte bugünden yarına bölgemizde barışın hâkim olacağını, ülkemizdeki 4 milyona yakın sığınmacının kısa sürede ülkelerine geri döneceğini ümit etmek gerçekçi görünmüyor. Çünkü ABD, Suriye’de Irak benzeri bir Kürt bölgesi oluşturmanın peşinde. Bu ise o bölgelerden ülkemize gelmiş olanların geri dönmelerinin önündeki engel olarak ortada duruyor.

Bu noktada ABD’nin bölge söz konusu olduğunda NATO’yu da devre dışı bıraktığını unutmamak gerekiyor. Böyle olmasaydı ABD terör örgütlerini Türkiye gibi bir NATO müttefikine tercih eder miydi? İyimser olmayı, İstanbul zirvesinden bölgemizde barışın sağlanmasını sağlayacak bir sonucun çıktığını düşünmeyi gönülden istememe rağmen ABD’nin gelişmeleri uzaktan seyretmeyi tercih ediyor olması, ‘Siz istediğiniz toplantıyı yapın, istediğiniz kararı alın ben bildiğimi okurum’ anlamına geliyor. Bu bakımdan öncelikli olarak bölgemizden ABD’nin elini çekmesini sağlamak gerekiyor. Bu ise laf ve diplomasi ile olacağa benzemiyor. Diplomasi yolu ile olması için oluşacak masada ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin onaylanmasından geçiyor. Bu ise başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri açından imkânsızdır.