7 Haziran seçimleri öncesi ittifak görüşmeleri sağda solda, gizli aşikâr sıkça dillendiriliyordu. Seçmenin önemli bir kısmının beklentisi de MHP -SAADET- BBP ittifakıydı. Aynı 1991 yılı benzeri bir havanın oluştuğu görülüyor ve bu ittifakın ülkenin tıkanan siyaset damarlarını açacağına dair yorumlar yapılıyordu. Adı geçen diğer partiler ne düşünüyordu bilmiyorum ama iddialara göre MHP buna sıcak bakmıyordu. Gerekçesi ise seçimlerin ardından Saadet’in iktidarla birlikte hareket etme ihtimaliydi. AK Parti ’ye destek anlamına gelecek en küçük şey bile MHP’yi rahatsız etmeye yetiyordu. Ancak gel gör ki, Saadet Partisi iktidarla birlikte olur diye ittifaktan uzak durduğu söylenen MHP, seçimlere iki yıl gibi bir süre kalmış olmasına rağmen 2019’da AK Parti ile hareket edeceğini en yetkili ağızdan deklare etmiş oldu. MHP tarafından yapılan bu son açıklama bana tekrar 7 Haziran seçimlerinin akşamını hatırlattı.

O gece MHP koalisyonla ilgili bütün kapıları kapatmış ve sonuçlar resmen ortaya çıkmadan beklenmedik şekilde tekrar sandığı işaret etmişti. Aslında o günkü koşullarda gerçekleşmesi mümkün olan neredeyse tek seçenek AK Parti-MHP koalisyonu idi. Madem bugünler yaşanacaktı, MHP iktidar ortağı olsaydı daha doğru olmaz mıydı? Belki o zaman MHP bugün yaşananların birçoğuyla yüzleşmeyebilirdi. İktidarda olan bir partinin içinden yeni bir parti çıkma olasılığı çok daha düşük olacağından kendi partisini de son tartışmalardan uzak tutabilirdi. Ancak gelinen siyasi atmosfer itibariyle MHP’nin 7 Haziran’da aldığı yüzde 16’lık destek bir yana, 1 Kasım’daki yüzde 12’yi bile tekrar alma ihtimalinin çok zor olduğunu gösteriyor. Referandum sonuçları da, 2019’un iktidarıyla, muhalefetiyle kimse için çantada keklik olmadığını ispat ediyor.

Sinema, Dizi, Televizyon ve Eğitim

Hollywood’un hangi amaçlar için kullanıldığını bilmeyen yok. Bilim kurgu filmlerden tutunuz da, tarihi filmlere kadar hepsinde stratejik bir plana göre yapımların ortaya çıkarıldığını anlamak için sinema tarihçisi olmanız da gerekmiyor. Türk sinemasında bir asrı geçen sürede zaman zaman başarılı eserlerin altına imza atıldığı muhakkak. Ancak son yıllarda gişe rekorları kıran filmlere baktığımızda, sinemanın estetik ve sanat kaygısından uzak sadece hâsılat odaklı bir noktaya taşındığını görüyoruz.

Gülüp geçiyoruz ama geçti sandığımız şey aslında bir süre sonra bizi esir alıyor. Hayata bakışımız, olayları yorumlamamız da o denli sığlaşıyor. Yahya Kemal’in, “Her halk kendi ikliminin lisanını söyler” sözünden yola çıkarsak filmlerin bizleri hangi iklime taşıdığını anlayabiliyor muyuz bilmiyorum.

Bununla birlikte yukarıda ifade ettiğimiz gerçeklerin yanında, son yıllarda ilgiyle takip edilen Diriliş, Payitaht gibi dizilerin başarılı birer prodüksiyon olduklarına ben de katılıyorum. Ancak bu yapımların ortak özelliklerinin hep tarihi olaylar ve şahsiyetler olması bazı sorunlar içeriyor. Şimdi tarımı, hayvancılığı, aileyi, gençliğin sorunlarını, sanayileşmeyi, teknolojide gelişim bilincini öne çıkaracak, destekleyecek yeni dizi ve sinema eserlerine ihtiyaç var. Bizim asıl sıkıntılarımız buralarda. Nostaljinin fazlası insanı bugünden koparıyor. Bizler tarihi şahsiyetler üzerinden manevi tatmin yaşıyoruz ama sektörü ellerinde bulunduranlar atı alıp Üsküdar’ı geçiyor, biz de arkalarından seyretmek zorunda kalıyoruz.