Hayat, bir başkasının gönlünü hoş tutmak için kendi rahatından feragat edebilmektir. Bir ihsan, bir lütuf, bir inayet, iyilik olarak düşünmeksizin… Rahatını bozmaktan imtina edenler, bu dünyada edindikleri, bu dünyaya has kıldıkları rahatlık algısını yine burada bırakmaya mahkumdur. Kendi rahatının peşinden koşmak, sadece kendini düşünmek iflah olmaz bir fetiştir. Her açıdan bir başkasına dokunmak zorunda olan insanın her dokunduğundan sadece menfaat umması, aksi yönde reaksiyon gösterememesi olsa gerektir kendini düşünmek. Böylece dünyaya alışılır ve dünyanın döngüsü menfaat üzerine kuruludur, menfaatten ibarettir zannedilir.

İhtiyaç kabilinden kabul edilen her bir şey, kişiye özel olmayıp herkesin ihtiyacı olandır. Biriktirmenin, saklamanın, esirgemenin kokuşmuşluğu fark edilirse orada insanlık belirginleşmeye başlar. Aksi durumda herkesin düçar olduğu rahatsızlık kişinin bünyesine hakim olacaktır. Kendine hakim olmak değildir bu. Rahatsızlıkların, insanlık dışı şeylerin bünyede tahakküm kurmasıdır. Sonrası ise sefil bir esaretin pençesinde cebelleşmektir. Farkına, ayırdına bile varmaksızın bir lütuf olarak bahşedilen ömür çürütülür. Evet, ömür çürüyebilen bir şeydir. Oyun ve eğlence diye söylenene çok fazla kapılmamak ömrü diri tutacağı gibi, kapılmak da çürümeye delalet eder. Kokusunu ancak diğerkam bir ruha sahip olanlar fark edecektir. Bencil yine de koktuğunu kabul etmez. Nitekim bencildir.

Bütün ihtiyaçlar herhangi bir kategoriye dahil edilemeyecek şekilde anlıktır. Asgari ihtiyaçlar bağlamında ele alınan, insan yaşamı için gerekli olduğu saptanan yemek , içmek, barınmak gibi ihtiyaçlar dahi anlıktır ve geçicidir. İnsan bir an için acıkan, susayan ve belli süreyle sınırlı barınma ihtiyacı hisseden, korunmak isteyen bir varlıktır. Bunların fevkinde istenen, arzu edilen, ele geçirilen her şey farkında olunsun, olunmasın birer yüktür, külfettir. Elde edilmesi kadar elde tutulması, hatta inançsal olarak hesabını vermeyi düşünmek, külfeti göze almaktır. Sıradan insan işte böyle bir külfeti göze alabilecek kadar gözü karadır. Bu tür bir gözü karalık asla cesaret olamaz. Tanrının ifade ettiği şekliyle cehaletten ileri gelir. Yani cehalet insana meşakkat olarak döner.

Kişi kendi iradesiyle kendi rahatını bozmayı bilmek zorundadır. Eğer bunu yaşamıyorsa rahat denen şey de süreli olduğundan, dış faktör yahut aktörlerce bir şekilde bozulacaktır. Başkasının derdiyle dertlenmeyenin düçar olduğu yine dışsal faktörlerden kaynaklanan kendi derdidir. Bir başkasına ait sıkıntıyla hemdert olan kendi derdini unutmak ya da geçiştirmek durumunda kalır. Başkasında belirgin olarak görülen dert, kendi derdini basitsemeyi getirecektir. Böylece insan yönünü biraz daha insanlığa doğru kaydırabilmeyi başaracaktır.

Bireyin kendisi için istediği iyiliği başkaları için de istemesi sadece imanının değil insanlığının da gereğidir. Salt kendini düşünmek, geçiciliği ve beyhudeliği bilinen dünyaya alıştıracağı gibi, o dünyada konumlanışın bir lüzumu olarak insanlıktan da uzaklaştırır. İnsan, insanlığından uzaklaşarak bir başka varlık olmaz; öyle ucube, öyle belirsiz, arafta bir varlık olarak kalır.

Birinin müşkilini birine ısmarlamanız iyilik değildir. Elinizden geleni yapmıyorsanız, elinizde yapmadığınız kalıyorsa bu iyiliğe yanaşmak değildir. Aç birini doyurmaya çalışmak, imkan nispetinde yemek yedirmek yerine, konuyla ilgilenen bir yarabandı derneğini aramak iyilik değildir. Düşeni kaldırmak yerine ona acımak, onun için ‘Allah yardım etsin!” temennisinde bulunmak iyilik değildir. Allah rahmetiyle muamele eder de birine yardım etmek için teşvik edilen insandır. İnsanın Allah’ı yardıma teşvik etmesi, kendi eliyle düzeltmesi isteneni üstlenmemesi de hayli tuhaftır. Yine ‘’Yüzünüzü doğuya ya da batıya çevirmeniz iyilik değildir.’’ şeklinde tercüme olunan Tanrı buyruğunda olduğu gibi birinin feysbuk duvarına öpücük göndermeniz iyilik değildir. Birinin gönderisini layklamak, altına gülücük imocisi bırakmak iyilik değildir. İyilik laptopu kapatmak, tableti fırlatmak, telefonu cebine koyup birinin müşkilini gidermek üzere yola çıkmaktır. Hatta yola çıkmak da yetmez, yolu tamamlamak ve amaçlanan eylemi gerçekleştirmek gerekir. Bir başkasının rahatı için kendi rahatından feragat edemeyenlere ya dua etmeli yahut da lanet okunmalıdır. Eylemin erdemine inanarak bir kez daha söylemek gerekir ki konuşmak değil; iyilik, yapmaktır.