Başta HAMAS olmak üzere Filistin direniş örgütleri tarafından gerçekleştirilen 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonundan bugüne yaşanan süreç ümmet olarak kendimizi geniş çaplı bir muhasebeye tabi tutmamız gerektiğini ortaya koymuştur. İslam ümmeti olarak gerekli muhasebeyi yaparak bu süreçten almamız gereken dersleri alırsak, 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonu, şehid Yahya Sinvar’ın ifade ettiği gibi İslam ümmeti için yeni bir milat olabilir. 7 Ekim Aksa Tufanı operasyonundan bugüne kadar gelinen süreçte Gazzelilerin ortaya koyduğu destansı direniş ümmet olarak almamız gereken çok sayıda ders barındırmaktadır. Ancak bu konu başka bir yazının konusu olsun. Bugünkü yazımızda 2 milyar ümmet olarak 8 milyonluk İsrail’in karşısında yaşamaya mahkûm edildiğimiz zilletin temel nedenleri üzerinde durmak istiyorum.

Her şeyden kendisine ortak ideal ve kimlik inşa etmiş bir düşmanla paramparça halde olan bir ümmet olarak karşı karşıyayız. Siyonist İsrail’in dünya genelinde oluşturduğu güç algısının temelinde Siyonizm’in tüm dünyada oluşturduğu Yahudilerin birliği algısı vardır. Filistin asıllı ünlü akademisyen Edward Said, ırkçı ve emperyalist bir ideoloji olarak Siyonizm’in ortaya çıkış sürecini anlatırken Siyonist anlayışın yaygınlaşması için atılan ilk adımı; Siyonistler ilk olarak tek, ortak bir Yahudi kimliği inşa etmek ve Yahudilerin Siyonist idealler etrafında birleşmiş bir topluluk olduğu fikrini inşa etmek istediler. “Yeryüzündeki tüm Yahudiler birdir ve hepsi vadedilmiş topraklar üzerinde bir Yahudi devletinin kurulması ideali uğruna mücadele eder dediler şeklinde ifade etmektedir. Yani yeryüzündeki birçok Yahudi’nin Siyonizm’den haberi dahi yokken ilk iş olarak Yahudi kimliği ve birlik algısının inşa edilmesi hedeflenmiştir. Bu algının yerleşmesi ile birlikte bugün dünyada küçük gruplar halinde yaşamakta olan azınlıktaki anti Siyonist Yahudiler haricindeki Yahudi mevcudunun önemli bir kısmı Siyonist ideallere inanmış ve bu sapkın ideallerin gerçekleşmesi için mücadele eder durumdadır. Diğer yandan baktığımızda ise Allah (C.C.) emri gereğince birlik içerisinde hareket etmesi gereken Müslümanlar, ümmet olarak iki asırdan fazla süredir yaşadığımız bunca felaket ve sıkıntıya rağmen hâlâ bir ümmet kimliği inşa edememiş, paramparça bir şekilde varlığını devam ettirmeye devam etmektedir. Bugün gözümüzün önünde 20 aydır yaşanan İsrail katliamlarına rağmen, koşulsuz bir şekilde baştan beri her türlü tehlikeyi göze alarak Gazze’nin yanında duran Yemenli Müslümanların bugün coğrafyamızda hâlâ mezhepleri üzerinden değerlendiriliyor olması ümmetin paramparça halinin ve Gazze’nin neden yalnız kaldığı sorusunun cevabı niteliğindedir. Birliğimizi tesis ederek ortak strateji ile hareket etmeden içinde bulunduğumuz zillet durumundan kurtulmamız mümkün değildir.

Diğer yandan bugün yeryüzünü ifsad eden, Gazze’de katliamlara imza atan ve savaşı genişleterek kendilerince vadedilmiş topraklar olarak kabul ettikleri tüm bölgeyi ele geçirmeyi hedefleyen Siyonistler, kendi sapkın inançlarına ilişkin mücadelelerini sistemli bir yapı ile sürdürmektedir. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulan iktisadi ve siyasi düzen bugün 8 milyonluk İsrail’in dünyaya meydan okumasını sağlayan güç olarak ifade edilebilir. İsrail ekonomisi, yaşanan savaşın maliyetini karşılayacak durumda olmamasına rağmen kurulan uluslararası düzende Yahudi sermayesi ve Yahudi lobileri tarafından yönlendirilen ülkelerin desteği ile savaş devam ettirilmekte, İsrail bir günde birkaç İslam beldesini vurabilecek gücü bu sayede bulabilmektedir. Müslüman topluluklar ise İsrail’in büyük teknolojik gücüne rağmen destansı bir direniş gösteren direniş gruplarına fiili veya mali destek olabilecek, cihadı desteklemek için toplanan fonları direniş gruplarına aktarabilecek bir sistemden dahi yoksundur. Bu durum merhum Erbakan Hocamızın siyasi hayatı boyunca neden “Yeni Bir Dünya” ideali peşinde koştuğunu ortaya koymaktadır. Erbakan Hocamızın yeni bir dünyadan kastı; hak ve adalete dayalı yeni bir sistemdi. Aksa Tufanı operasyonundan sonra yaşanan süreç yeni bir sistem alternatifinin Müslümanlar tarafından ortaya konulmasının kaçınılmaz ihtiyaç olduğunu bize bir kez daha göstermiştir. Böyle bir sistem inşa edilmeden yeryüzünün farklı noktalarında yaşanan zulmün önlenmesi mümkün olmayacaktır.

Aksa Tufanı operasyonu 300 yıldır mahkûm ve madun olan ümmetin ayağa kalkması için bir milat olabilecek nitelikte büyük bir adımdır. Ancak bu süreçte kendimizi esaslı bir muhasebeye tutarak düşman karşısındaki konumumuzu görmek ve atmamız gereken adımları atacak vizyon, azim ve kararlılığı ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Aksi halde bir avuç Siyonist İslam dünyasına meydan okumaya ve Siyonist terörist başı 57 İslam ülkesinin liderine “Oturun yerinize” diye had bildirmeye devam eder. Bizler de İslam ümmeti olarak yüreksiz liderlerimiz gibi imtihanı kaybetmeye devam ederiz.