Sultan Hamit, sadece siyasa dünyasını şekillendirmemiş,

aile hayatında da kuvvetli bir sevgi ve bağlılık oluşturmuştur.

Kendisinden önceki padişahlar gibi hayatında fazla kadın

da yoktur.

Haşin bir portre olarak sunulsa da, ülkesine, halkına,

ailesine, çocuklarına çok düşkündü.

Çocuklarının sayısı 17 idi, ancak 4 ü çocuk yaşta vefat

etmişlerdi.

Hele ilk çocuğu Ulviye Sultan ın vefatı, Sultan

Abdülhamit i çok üzmüştür. Şehzadeliğinde dünyaya gelen bu ilk çocuğuna fazlası

ile bağlanmıştı. 1842 doğumlu padişahın bu çocuğu 1868 de doğduğuna göre, bir

padişah için 26 yaş, baba olmak için geçtir. Zira şehzadeler çok erken yaşta

baba olmakta idiler.

Bu yüzden midir Ulviye Sultan ı çok sever ona ziyadesi

ile bağlanır. Okumaya başlayan ve devam ettiği tahsilinde bir hayli ilerleyen

Ulviye Sultan, babasının gözbebeğidir. Fakat çocuk yedi yaşına geldiğinde

talihsiz bir olay yaşanır. Ulviye Sultan o gün çok şık tül elbiseler

içerisindedir. Fakat her çocuk gibi tehlikeli şeylerle de ilgilenmektedir.

Kibritle oynamaktadır fakat nasıl olduysa kibritin alevi,

saçlarını ve naylon tülden elbisesini tutuşturur, feci şekilde yanar. Yavrucak

hemen oracıkta vefat eder. Babası şehzade Abdülhamit koşup geldiğinde çocuğunu

o halde görünce fenalık geçirmiş, düşüp bayılmış. Kardeşleri onu oradan

kaldırıp bir başka mahalle götürüp uzaklaştırmışlar. Abdülhamit uzun bir süre

kendine gelememiş.

Ömrü boyunca da bu acıyı unutmamış, ilk evladını bu

talihsiz kaza ile kaybedişini, hayatının sonuna kadar acı ile anmıştır. Yakın

çevresine; Bundan sonra Ulviye m kadar hiçbir evladıma düşkünlük

göstermeyeceğim dese de çocuklarından biri rahatsızlandığında telaşlanır,

hekim çağırır ve Allah sizleri bana bağışlasın dermiş.

Daha sonra küçük bebeği Hatice Sultan hastalandığında

onun kurtulması için çok dua etmiş fakat yine evlat acısı yaşamıştır.

Hatice bebeği de kaybedince tefekkür etmiş, bir padişah

bile evladını kurtarmaya güç yetiremiyorsa ya garip gureba neyler diye çocuk

sağlığı üzerine uzun uzun düşünmüş. Başka babalar evlat acısı görmesinler deyip

bir hastane yaptırmaya karar vermiş. Bunun sonucunda ülkemizde ilk modern çocuk

hastanesi olan Hamidiye Etfal (Çocuk) Hastahanesi ni, şimdiki adıyla Şişli

Etfal Hastahanesi ni bu çocuğunun hayrına yaptırmış. Bu hastane büyük bir

hayrat olmuş ve pek çok çocuğun hayatı kurtulmuş.

Padişahın çocukları okul çağına gelince, anne sultan

padişah olan eşine durumu bildirirmiş. Onlara yine saray bahçesinde olan Harem

ve Selamlığın dışında bir sınıf açılır, oraya özel hocalar gelir ve eğitime

başlarlarmış. Tabii her çocuk gibi onlar da büyük bir özenle giydirilip

kuşandırılır ve ders görecekleri yere Allah zihin açıklığı versin! diye

dualarla uğurlanırmış. 2. Abdülhamit in kızlarından biri olan Ayşe Osmanoğlu,

ablası Şadiye Sultan la ilk mektebe nasıl başladıklarını şöyle anlatır:

Mektebe gitmeden önce annem beni karşısına almış,

hocalarımıza itaat edeceğimizi, sözlerini dinleyip çalışacağımızı, hoca

hakkının ana ve baba hakkından büyük olduğunu birçok misallerle anlatmış,

epeyce öğütler vermişti.

Hocalarımız bizi bekliyorlardı. Onları hürmetkarane

selamladık. Rahlelerimizin önüne oturup Besmele-i şerif i çektik. Birkaç harf

okuduk. Yazı hocamız da birkaç harf yazdırdı. O günkü dersimiz bitmişti.

Hocalarımıza çok iyi çalışacağımızı vaad ederek doğruca babamın dairesine

gitmiştik. Bu sırada babam Harem deki büyük salonda bulunuyordu. Onu daima

meşgul görürdük. Ya kâğıt okur yahut birisiyle görüşürdü. Annemde orada

bulunuyordu.

Annem: Efendiciğim! Sultanlar geldiler. İlk derslerini almışlar.

Efendimizin elini öpmek istiyorlar dedi. Babam, gelsinler emrini verince,

Şadiye Sultan önde, ben arkada, ellerimizi kavuşturarak girdik. Doğruca bir

temenna ederek elini öptük. Çenelerimizden okşayarak kendine çekti.

Alınlarımızdan öptü.

Bugün okudunuz öyle mi İnşallah iyi çalışırsınız,

göreyim sizi, dedi. Biz de, evet, efendimiz, çalıştık dedik. Güldü. Pekâlâ.

Aferin, işte böyle olmalı dedi.

Sultan Abdülhamit büyük özen göstermesine rağmen yine de

çocuklarını istediği gibi yetiştirememekten şikâyetçiydi. Nitekim başkâtibi

Tahsin Paşa ya bu derdini zaman zaman açardı. Özellikle şehzadelerinin onca

itina göstermesine karşın tahsillerinden bir netice elde edemeyişinden

yakınırdı.

Ayşe Osmanoğlu: Annemi çok severdim. Ama babamı ondan

çok seviyordum. Anneme yaptığım teklifsizlikleri babama yapabilir miydim Babam

da beni annem gibi öpüyor, okşuyordu. Güzel kızım, melek evladım diyordu. Bu

tatlı sözlerine pek seviniyordum.

Abdülhamit in diğer kızı Şadiye Osmanoğlu da yazdığı

kitapta, babası ile ilgili pek çok bilgi verir ve babasının kendisini,

Çocuğum, senin güler yüzünün ve ahlâkının meftunuyum diye çok sevip takdir

ettiğini anlatır.

Böylece ülkesinin hakları hususunda çok titiz olan 2.

Abdülhamit in, o yoğun işleri arasında çocuklarını hiç ihmal etmediğini

görmekteyiz.