Bismillahirrahmanirrahim;

Âlemlerin Rabbi, Rahman ve Rahim olan Allah’a (C.C.) hamd ederim. Salât ve selâm, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’ya (S.A.V.), âline ve sahabelerine olsun.

Müslüman, Allah ve Resulünün emirlerine teslim olmuş, “Kur’an nizamını” kurmak ve yürütmek için bütün gücüyle, hep beraber ve teşkilatlı bir şekilde, malıyla, canıyla mücadele eden kimsedir. Bu tanımın dışında başka bir Müslümanlık yoktur. “Kur’an nizamı” ben Müslümanım diyenlerin düzenidir. “Kur’an nizamı” mahiyeti itibariyle bir “SİLM” yani barış düzenidir. Bu düzenin esası ise adalettir. “Kur’an nizamının” dışındaki bütün düzenler, adına ne derseniz deyin, nasıl tanımlarsanız tanımlayın ZULÜM düzenleridir. Bu düzenleri kim yürütürse yürütsün inkârcıdır, zalimdir, işbirlikçidir. Bizleri yoktan vareden, rızkımızı veren, yaşatan ve öldüren Rabbimizin “Kur’an nizamına” rızası, bu nizamdan başka bütün “zulüm düzenlerine” ise gazabı vardır. Yeryüzündeki bütün zulüm düzenlerine ve bu düzenleri yürüten zalimlere karşı, hikmetine uygun olarak mücadele etmek, İslam’ın en önemli emirlerinden biridir. İslam’ın “Din ve Düzen” olarak yaşanması ancak, zalimlere karşı verilmesi gerekenbir mücadele ve direniş iledir.

ZULÜM: Karanlık, haksızlık, hakkı yerine koymama, baskı, şiddet, hak yeme, eziyet ve işkence demektir. İnancımıza göre bu kelimenin esas anlamı: Bir hakkı, kendi yerinden başka bir yere koymaktır. Yani, hak edenin hakkını kendisine vermeyip başkasına vermektir. Allah’ın koyduğu, hak ve adalet ölçülerinin dışına çıkmaktır. İslam’ı “din ve düzen” olarak terk etmek en büyük zulümdür. Zulmün dayandığı şey, İslam’dan “din ve düzen” olarak mahrum olmaktır. Zulüm; karanlıktır, İslam ise aydınlıktır. Allah’a ait olan ilâhlık hakkını başkasına vermek de zulümdür. Hak ve adalet ölçüsü koymak Allah’ın hakkıdır. İnsanlar, hak ve adalet ölçüsü koyamazlar. Şayet insanlar hak ve adalet ölçülerini kendileri koymaya kalkışırlarsa, Allah’a ait ilahlık hakkını kendileri kullanmış olacaklarından dolayı zalim olurlar. Zulmün karşıtı adalettir. Adalet: Bir işi yerli yerine koymak, her şeyi yerli yerinde yapmak, hak sahibine hakkını vermek, hak ve hukuka uygunluk, doğru ve yerinde olmaktır. İnsanın eşya ile ilişkilerini, insanların birbirleriyle olan münasebetlerini ve insanın devletle olan alakasını, Allah’ın indirdiği hükümlere göre düzenlemeye adalet denir. Müslümanlar ADALET için savaşırlar. Siyonist ve inkârcı Yahudiler, müşrik ve haçlı Hıristiyanlar, Ateistler ve işbirlikçi münafıklar, topyekûn olarak ZULÜM için savaşırlar. Bunlar, Allah’tan ve İslam’dan kaçanlar ve gerçeği örtenler olarak KÜFÜR yolunda yürüyen KÂFİR sıfatlı zavallılardır. Bunlar, Allah’a ve razı olduğu İslam yoluna başkaldıranlardır. Günümüzde insanlar, KÜFÜR yolunda yürüyenlerin kurduğu “zulüm dünyasında” ZİLLET içerisinde yaşamaktadırlar. Kurtuluşun yolu bellidir. Müslümanlar “adalet” ve “zulüm” kavramlarının mahiyetini kavradıkları ve bu istikamette görevlerini yerine getirdikleri zaman, İZZET bulurlar. 

GARİP BİR DURUM

ABD’nin yeni başkanı olarak Donald TRUMP seçildi. Seçildi de ne oldu? Siyasetçilerimiz, aydınlarımız, hocalarımız, medya yorumcuları, gazeteler ve köşe yazarları bu olayı nasıl okudular veya okuyorlar? Bir zamanlar Barak Hüseyin OBAMA, ABD’ye başkan seçildiğinde de benzer iyimser yorumlar yapılmıştı. Sonradan görüldü ki Obama, dost değil düşmanmış. İslam âlemi onun döneminde daha parçalı hale geldi. Türkiye’nin başına Onun döneminde örülmedik çorap, geçirilmedik çuval kalmadı. Şimdi Trump geldi. Biliniz ki hiçbir şey değişmeyecek ve İslam dünyası ve Türkiye, daha da içinden çıkılmaz belaların içine sürüklenecektir. Bu böyle olacaktır, çünkü ABD ve temsil ettiği KÜFÜR ve ZULÜM dünyasından İslam’ın ve Müslümanların hayrına bir iş çıkmaz. Bunların karakterleri İslam’a düşmanlık, görevleri İslam ve Müslümanlar ile savaşmaktır. Bu gerçeği bize Kur’an haber vermektedir. MAİDE 82: “İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak Yahudiler ile şirk koşanları bulacaksın…” Bu düşmanlık açık ve net bir şekilde ortaya çıkmışken, Türkiye ve İslam ülkelerinin yöneticileri ve elitleri Allah’tan değil de,neden ABD’den medet umarlar?  Ki bu ABD ve müttefikleri, coğrafyamızda “vadedilmiş topraklar” üzerinde “Büyük İsrail’i” kurmak için yaptığı BOP planını tavizsiz bir şekilde yürütüyor. Müslüman bir toplumun, düşmanlığı ve zulmü bu kadar açık olan ABD ve müttefikleri ile işbirliği halinde olması, onların zulmüne ortak olmak değil midir? Bu tercihte ısrar ettiğimiz için Allah’ın yardımından mahrum kalıyor ve helak olmaya doğru gidiyoruz. Çünkü Rabbimiz zalimler ile böyle bir ilişkiyi yasaklıyor. HUD 113: “Bir de zulmedenlere (sevgi beslemek veya yaptıkları işlere rıza göstermek suretiyle) meyletmeyin. Aksi halde size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım göremezsiniz.” Bu ayeti bilen ve gereğini yapmak için çalışan hiçbir Müslüman toplum ve yöneticisi, ABD’yi stratejik ortak, AB’yi ulaşılması gereken hedef, İsrail’i müttefik edinemez. Allah, zalimlere lanet eder. Bu lânetten kurtulmak için, hem zorbalara, hem de onların zulümlerine karşı direnmek şarttır. ABD, AB ve İsrail’in, hem Allah’ın hukukuna, hem insanların haklarına tecavüz ettiği bir gerçektir.

TÜRKİYE’NİN DİRENME HATTI 

Türkiye’nin direnme hattı işbirlikçilik değil, Milli Görüş’tür. Milli Görüş’ün teklifleri, Türkiye, İslam âlemi ve bütün insanlık için tek çaredir. Çünkü Milli Görüş’ün teklifleri, insanın yaratılmış olduğu fıtrata, bu fıtratı insanın ruhuna yerleştiren ilahi iradeye uygun tekliflerdir.  

Bu tekliflerin başında Önce Ahlak ve Maneviyat gelmektedir. Ahlaki ve manevi değerler olmadan hiçbir şey olmaz. Bizim esas almamız gereken ahlaki ve manevi değerler, Kur’an’ın emretti değerler olmak zorundadır. Bizim ikinci teklifimiz maddi kalkınmadır. Bir ülkenin kalkınmışlığı hizmet sektörüne yaptığı yatırımlarla değil, sanayileşmeye, üretime, ziraata, sanata, tarım ve hayvancılığa yönelik yatırımlarla ölçülür. Selam hidayete tabi olanlara…