Bismillahirrahmanirrahim;
AKİF’İN, “Donanma ilerlerken muzafferan ileri; / Üzengi öpmeye hasretti Garb’ın elçileri” mısralarıyla tasvir ettiği gibi; Batılılar ve dünya Osmanlı’nın yükselme dönemindeki insanlık ve cihangirlik idealine hayrandı. Kanuni sonrası bu anlayış zayıfladı. Yerini can düşmanımız olan Batı hayranlığına bıraktı. Tanzimat Batı’ya özentiyi resmileştirdi. Hele, Osmanlı sonrası Batı hayat tarzını benimseme noktasına ulaştı. Toplum ümitsizliğe düştü; kendine güvenini yitirdi. “Öğretilmiş çaresizlik” sonucu, “Biz toplu iğne bile yapamayız” karamsarlığı yaygınlaştı.
Erbakan Hoca, böyle bir atmosferde mücadeleye başladı. Önce zihinleri işgalden kurtarmaya çalıştı. İnsanlığa büyük hizmetler yapmış büyük bir millet olduğumuzu anlattı. İl il dolaşarak “İslam ve İlim” konferansları verdi. “Bütün ilimlerin kurucularının Müslümanlar olduğu, Batı’nın ilimleri
Müslümanlardan kopya ettiği” tezini işledi.
Hoca, “İslam ve İlim” konferanslarında, Fransa’da İlimler Tarihi Profesörü Hartnell’in şu sözlerini örnek gösterirdi: “Sizin milletiniz şu sayıların ondalık sistemini; toplamayı, çıkarmayı, çarpmayı, bölmeyi bize öğretmeseydi; Avrupa olarak bugün halimiz ne olurdu? Siz bugün bizdeki bu toplama, çıkarma, bölme, çarpma için; her mağazada, her dükkânda, her araştırma laboratuvarında sizin bu buluşunuzu bir defa kullandığımız zaman bizden para, patent hakkı isteyecek olsanız, biz de size ödemeye mecbur olsak; her sene 10 tane Paris’i, 2 tane Londra’yı, 15 tane New York’u size verseydik; acaba hakkınızı ödeyebilir miydik?
UYDU DEĞİL, LİDER ÜLKE
ERBAKAN Hoca’nın tezini işleyen başka ilimler de vardı. İsmail Hakkı İzmirli, “İslam AlimleriyleGarb Bilginleri Arasında Mukayese” adlı eserinde, İslam alimlerinin Batılı bilginlere öncülük ettiğini anlatır. DİB, bu eseri 1970’te yayınlamış; her nedense, yeni baskılarını sürdürmemiştir.
Hizmetleriyle tarihe adını altın harflerle yazdıran milletimiz inancı ve maneviyatıyla büyük kahramanlar yetiştirmiş, insanlığa öncü olmuştu. Onun için, maddi kalkınmadan önce manevi kalkınma geliyordu. “Önce ahlak ve maneviyat” sözü bu sebeple önemliydi.
Erbakan Hoca, MSP’nin iktidar ortağı olduğu ilk hükümette, DPT’nin 4. Beş Yıllık Kalkınma Planı’na “Manevi Kalkınma”yı koydurmuştu. Maneviyatı, ülkeye hız ve hamle kazandıracak motor gücü olarak görüyordu. Maneviyat yoksunu milletler başka ülkelerin tuzağına düşmekten kurtulamazdı. Çalışma azmi, ibadet şevki olmadan kalkınmak mümkün değildi.
Bu yüzden, dışa bağlı müstemleke tipi bir kalkınmayı değil; kendi gücümüzün ürünü milli, yerli, bağımsız kalkınmayı benimsiyordu. Lider ülke kalkınmasını... Milli Görüş partilerinde “Uydu değil, lider ülke” sloganının yerleşmesinin sebebi buydu.
Erbakan Hoca, mücadelesinde Batı’nın değerleri yerine, kendi değerlerimizi koydu. Varlığımızı bu değerlere bağlılıkta gördü. “Sağcılık” ve “solculuk” ifadeleri Batı patentini taşıyordu. Tahterevalli misali bu partilerin birini indirip diğerini çıkarıyorlardı. Milli Görüşçüler, “Ne sağdayız, ne solda;
hak yoldayız, hak yolda” sloganıyla hak merkezli bir mücadeleyi benimsediler.
ONURLU BİR MÜCADELE
ERBAKAN Hoca, Milli Görüş’ümüzle nice manevi ve maddi gelişmelere öncülük etti. Manevi değerlerden taviz vermeden devlet adamı olunabileceğini gösterdi. İlk defa TBMM’ye Allah’ın selamını soktu. Milletvekillerine, “Esselamüaleyküm, çok muhterem kardeşlerim” hitabı meşhurdur.
Türkiye’nin dışa bağlı olmadan da ayakta durabileceğini gösterdi. ABD ve Batı’ya rağmen, katliamların had safhaya ulaştığı bir dönemde “Kıbrıs Barış Harekâtı’nı başlattı. Ülkeyi fabrikalarla donattı. Makine yapan makinelerin üretileceği “Ağır Sanayi Hamlesi”ni başlattı. Toplumdaki ümitsizliği kırdı. Halka güven ve cesaret geldi.
Manevi kalkınma olarak hızla İmam Hatip Okulları açıldı. Kur’an Kursları’nın sayısı katlanarak arttı. Halkın refah düzeyi yükseldi. İnsanlar kardeşçe yaşamaya başladı. Cumhuriyet Dönemi’nde ilk defa “denk bütçe”yi yaptı. Müslüman ülkelerin varlığını koruması için zaruri olan ve İslam Birliği’nin çekirdeğini oluşturan D-8’leri kurdu.
Erbakan Hoca yalnız teorisyen değil; aynı zamanda büyük bir kurmaydı. Göstererek, yaparak öğreten bir liderdi. Prof. Dr. Hayri Kırbaşoğlu, Ahmet Davutoğlu’nun siyasette yer edinmesini sağlayan “Stratejik Derinlik” kitabıyla ilgili görüşü sorulduğunda şöyle demişti: “Yazar, Milli Görüş hareketinin ve Erbakan Hoca’mızın yaptığını sadece yazıya geçirmiştir. Bu yazar masa başında bir şeyler yazmış, Erbakan Hocamız ise bunları fiilen yapmıştır.” (Anadolu Gençlik Dergisi, Erbakan Özel Sayısı, 2015, sh. 38)
Türkiye, değerlerimizi yaşatmak uğruna yılmadan, vazgeçmeden amansız bir mücadele vererek yepyeni bir çığır açan liderini iyi tanımalı; mücadelesini hedefine ulaştırmalıdır.