Halktan toplanan paralar başka alanlara kaydırıldığı için içi boşaltılan bankaların bedelini genellikle devlet ödemiş, bu da halkımızdan yeni vergi ve zam ya da emekli ve çalışanların daha az ücret alması şeklinde halka fatura edilmiştir.

İflas eden, bunun sonucu olarak bankalarına el konulanlar ne yaparlar Mal varlıklarına el konulanlar ya da konulduğu ifade edilenler fakirler gibi mi yaşarlar Yoksulluğa düşer, yardıma muhtaç hale mi gelirler Söz gelimi devlete bir milyar dolar külfet yükleyen bir bankacının ailesi ile yaşantısı nasıl devam eder

Türkiyede banka batıran, daha doğrusu bankalarının içini boşalttıkları için bankalarına ve mal varlıklarına el konulanlar içine düştükleri durum sebebiyle pişmanlık yaşarlar mı

Bu sorulara cevabı, Türkiye gerçeğine biraz olsun vakıf olanların vereceği cevap bellidir

Bu ülkede bankaları boşaltanlar hiçbir zaman fakirler gibi yaşayacak bir seviyeye inmezlar. Çünkü, bunlar bankaların içini boşaltırken daha sonraki hayatlarını sefalate düşmeden sürdürmenin yolunu bulmuşlardır. Bu yol buluşa sistem de müsaittir. Kısacası, bu ülkede bir kere yolunu bulup, aklını kullanıp(!) zengin olmayı becerdiyseniz artık bir daha yoksullar arasında yeriniz yoktur. Zaten zengin olurken de yoksulların omuzuna basarak zenginlik basamaklarını çıkmışsınızdır.

Bunları söylerken helal yoldan zengin olmuş bir insanın sefalet çukuruna yuvarlanmış olmasından hiçbir şekilde zevk almam. İçine düştükleri duruma yürekten üzülürüm. Bu yüzden de Allahın hiç kimseyi gördüğünden geri bırakmaması için dua ederim. Benim vurgulamaya çalıştığım husus bu ülkede bazılarının yaptıklarının yanına kalıyor olmasıdır. Daha doğrusu ensesi kalınlar ne yaparlarsa yapsın bir defa zenginlik basamaklarını tırmanmışlarsa bir daha yoksulluk ve fakirliği yaşamamaları, buna karşılık büyük kitlelerin devletin açıkladığı yoksulluk ve sefalet rakamının altında bir gelir ile yaşamaya ömür boyu mahkum edilmeleridir. Sanıyorum toplumsal sıkıntılarımızın temelini de bu durum oluşturuyor.

Elbette ticarette kazanmak ve zengin olmak olduğu gibi işlerin terse gitmesi sonucu kaybetmesi de vardır. Gönlümüz herkesin işlerinin iyi gitmesini arzu eder. Ancak, yüksek faiz vaadiyle milletten para toplayan daha sonra iflas ettiklerini açıklayanların lüks yaşantılarından birşey kaybetmiyor olmaları bir çarpıklığın ifadesi değil mi

Bir süre önce batık bankalar sebebiyle devletin uğradığı zararın 35 milyar dolar olduğu resmi ağızlarca açıklandı. Bu rakamın çok daha fazla olduğunu söyleyen ve yazanlar da var. Buna karşılık resmi ağızlarca IMFye 9 milyar dolar borcumuz kaldığı açıklanmasına karşılık uygulayacağımız ekonomik politikalar için IMFnin onayını almaya kendimizi mahkum hissediyoruz. Diyebiliriz ki, sahipleri tarafından batırılan bankalar olmasaydı devlet bugün kendisini IMFye mahkum hissetmez, ülkemizin borç stoğu da bugünkü boyutlarda olmazdı. Böyle oluncada ödemek mecburiyetinde olduğumuz faiz miktarı düşer, bu da dar ve sabit gelirlilerin daha rahat bir hayat sürmesine katkıda bulunurdu. Bunun için diyorum ki bu ülkede zenginler için fakirlik söz konusu değil. Çünkü sistem onları koruma üzerine kurulmuş. Fakir ve yoksul sınıfındaki dar ve sabit gelirliler için de zenginlik söz konusu olmuyor.

Öyle bir sistem oluşturulmuş ki bu ülkenin elit ve yöneticileri tarafından zengin daha zengin, fakir ise daha da fakirleştiriliyor. Meseleye bu açıdan baktığımızda ülke bir avuç elitin elinde kalmış. Sistemin işleyişini tersine çevirmeye yönelik  en ufak bir müdahale ise hemen büyük tepki ile karşılanıyor. Ya komünizm tehlikesi ya da irtica hortlayıveriyor.