Muhterem Müslümanlar!

İslâm ın beş temel esasından biri de zekâttır.

Zekât, Allah (c.c.) nün zengin Müslümanlara yerine getirmelerini emrettiği mâli bir ibâdettir.

Zenginliğin üç ölçüsü vardır:

1- Sahibini dilenmekten men eder.

Evinde bir günlük yiyeceği bulunan bu ölçü içindedir. Böyle kişilerin yarın için yiyecek bir şeyleri yoktur. Zengin böylelerini arayıp bulacak.Bizzat ayağına gidip vereceğini verecek. Böyle yapan ibâdet işlemiş olur. Zengin bunu yapmaz da o kişi dilenirse her ikisi de haram işlemiş olur.

2- Zaruri ihtiyacından başka elinde 80 gr. altın veya o değerden malı olan üzerinden de bir yıl geçmemiş olanlar zekât veremez. Ancak fitre verir, kurban da keserler.

3- Zekat verecek kişi, zaruri ihtiyaçlarından fazla 80 gr. altın veya o değerde malı olan ve üzerinden yıl geçen mala sahip olan kimsedir. Böyle kişiler zekât verecek, Hacc a gidecek, fakir fukrayı gözeteceklerdir.

Muhterem Müslümanlar!

Bazı terimler vardır; bunları hepimiz bilmek durumundayız. Bu konu ele alınınca nisab kelimesini çok duyarsınız.

Bir mala zekât düşer mi, düşmez mi onu belli eden ölçüye nisab denir. "Nisab miktarı mal" demek "zekât ölçüsüne ulaşmış" mal demektir.

*Nisab, sınır ve işaret demektir. Dinen zengin sayılmanın ölçüsüdür.

* Nisab miktarından fazla mala sahip olan zengin;

*Asli ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çeken fakir;

*Hiç malı olmadığı için dilenmek zorunda kalan kimseye miskin denir.

Zamanımızda Müslümanlar arasında sıkça rastlanan hırsızlık ve dilencilik olaylarının sebebi bu işi yapanların iman zaafları kadar zenginlerin zekât ve sadaka konusundaki ihmalleridir.

Kur ân-ı Kerim de zekât kelimesi başlı başına 32 defa; namaz ile birlikte 82 yerde zikredilmiştir. Bu da namaz ile zekâtın arasındaki sıkı ilişkinin derecesine delildir.

Muhterem Müslümanlar!

Ülkemizin önde gelen Müslüman bir profesörü diyor ki:

2004 yılı Millî gelir hesabına göre Türkiye nin 250 zengininin zekâtları 17 (onyedi) trilyon lira tutuyor.Buna göre geçtiğimiz yılda bu miktar zekât, zenginden fakire intikal etmesi gerekirdi. Maalesef intikal etmedi. Bu olumsuzluğun neticesi de hepimizin gözünün önünde cereyan ediyor.

Zekât, put olmaya başlayan, Hakk a giden yolu kapatan malının, putluğunu yıkmaktır. Hakk ile kendi arasında perde olan ve halkın kendisine ulaşmasını, kendisinin de onların yanına varmasını engelleyen kara perdeyi yıkmaktır.

Allah (c.c.) zekâtı günahlardan arınma vesilesi kılmıştır. (Tevbe s.â: 103) Zekâtlarını verenler korkudan kurtulur. (Bakara S.Â: 262-263)

Zekâtlarını vermeyenlere malları cehennem ateşinde kızdırılarak alınlarına, böğürlerine sırtlarına "bu mücrimdir" şeklinde damga olarak vurulur. (Tevbe S.Â: 34-35)

Rasûli Kibriya (s.a.) Efendimiz buyurdu:

Allah (c.c.) kime mal verir de zekâtını ödemezse, kıyamet gününde o mal, sahibine, gözlerinin önünde simsiyah iki benek bulunan gayet zehirli (ve zehirinin tesirinden başı) kel bir yılan şeklinde görünerek boynuna gerdanlık yapılacak. Sonra da iki çene kemiğini, yani avurdunun iki tarafından yakalayıp şöyle diyecek:

"- Ben senin malınım" (Buhari: 2/106)

Muhterem Müslümanlar!

Meselenin özü ve özeti budur!