Asr-ı Saadet’in, sahabe-i kiramın her konusu açıldığında, her onları anlatan sohbetler dinlediğimiz veya yazılar okuduğumuzda, hepimizin kalbinden ve zihninden geçen bir şey vardır, neden onlar gibi olamıyoruz, neden onlar gibi imanımızı zirvede yaşayamıyoruz?

Onlar da insan değil miydi? Onların da nefisleri yok muydu? Onların da zaafları, zayıf noktaları, aciz yanları yok muydu? Onları, cahiliye çöplüğünden Arşa çıkaran ve bizim bir türlü kendimizde bulamadığınız şey neydi?

Çok sık sorduk bu soruları kendimize, değil mi? Kendimizce cevaplar da türettik fakat bir yerden sonra, aklımız almakta, kalbimiz kabullenmekte zorlanınca “Onlar bir başkaydı” deyip bırakıverdik. Cennet yolunda kendimize yarış arkadaşları olarak göremedik. Onlar da olup da biz de olmayan şeyi tespit edemedik veya ettikse de “Artık düzeltme zamanı” deyip harekete geçemedik.

Hepimizin bir kırmızıçizgisi oldu. Hepimizin bir zaafı, asla bırakamadığı bir alışkanlığı, terk edemediği bir eylemi, vazgeçemediği bir hobisi oldu. “Ne istersen iste ama bunu isteme benden” dediği tutkuları oldu. Her şeyden taviz verebileceği ama o şeyden asla kısmayacağı bir şey!

Kiminin zaafı moda, giyim kuşam oldu. Özellikle bayanları kendine esir eden bu zaaf sayesinde her yer giyim mağazalarıyla, takı dükkânlarıyla doldu. Bununla da kalmadı ve her markanın internet üzerinden de satış hizmeti vermesiyle ihtiyaç olmasa bile göz dolduran ürünler bir tık kadar uzağımızda oldu...

Kiminin zaafı sigarası, nargilesi oldu. Maddeten zaten çok fazla külfet olan ama bedene de haddinden fazla zarar verdiği bilinen bu zaaftan, kadın erkek herkes hatta başı ağrıdığında çocuğuna zararı olur düşüncesi ile ilaç kullanmayan hamile kadınlar bile vazgeçemeyerek “Bu mereti bir türlü bırakamıyorum” deyip vicdan rahatlatma yoluna gitti...

Kimimizin zaafı harcama oldu. Eşimizle kavga ettiğimizde, canımız bir şeye sıkıldığında, stres atmak istediğimizde, masumane tabiriyle “Vitrin bakmak” olan ama bakılmakla kalmayıp bol miktarda harcama yapılan bu eylem bizim bir tutkumuz oldu...

Kimimizin zaafı hâlâ muhafazakâr insanların bile sofralarını hatta Ramazan sofralarını dolduran CocaCocalar oldu. Zararlarını, helal olması açısından dinen şüpheli olmasını ve en başta gelen boykot ürünlerinden olduğunu bildiğimiz halde yine de vazgeçemedik...

Aynı şekilde “Ama en güzel o temizliyor” bahanesine sığınıp da kullandığımız, İsrail yanlısı olduğunu bildiğimiz halde bırakamadığımız bir yığın temizlik ürünü oldu...

“En güzeli bende olmalı” hırsı oldu kimimizin hatta belki de hepimizin zaafı. Bir arkadaşımızın üzerinde gördüğümüz bir kıyafet hemen canımızı yaktı. Bir komşumuzun yaptığı ikramlıklar bizi, onu ağırlayacağımız zaman daha güzelini yapmaya itti. İş arkadaşımızın aldığı yeni model arabası bizim daha eski olan aracımızla aramızı buz etti. Çünkü en güzeli, en yenisi, en kalitelisi bizde olmalıydı...

Kimimizin zaafı son günlerde hepimizi esir alan “Kaliteli” etiketi ile pahalıya hatta çok çok pahalıya eşyalar almak, kıyafetler giymek, ürünler tercih etmek oldu. Bir eşarba sırf marka olduğu için, bir kravata adı bilinmiş bir mağazada satıldığı için, bir parfüme kaliteli olduğu için, normallerinin kaç katı para vermeyi bir ayrıcalık olarak gördük. Ve toplumun büyük bölümü böyle olduğu için daha uygun fiyatlı yerlerden alışveriş yapanların ötelenmesine sebep olduk...

Kimimizin zaafı izlediği “bir tanecik” dizisi, “bir tanecik” TV programı oldu. O çıkınca her şey durdu. O çıkınca hayat durdu ve belki uygunsuz sahnelerine, içeriğinin çarpıklığına rağmen o bir tanecik zaafımızdan vazgeçemedik...

Herkesin ki farklıydı belki ve kendince masumdu ama ortak olan yönümüz bir tek ondan vazgeçemememiz, nefislerimizi ondan vazgeçiremememizdi!

İşte başlangıçta sorduğumuz sorunun cevabı tam da burada ortaya çıkıyordu. Çünkü onların, “Yerdeki yıldızlar” olarak bize tarif edilen insanların “Bir tek bunu bırakamıyorum” dediği hiçbir şeyi kalmamıştı. Elbette onların da vardı zaafları. Hatta Allah Rasulüne gelip “Ben zina yapmak istiyorum” diyecek kadar da zorlamıştı onları nefisleri ama direnmeyi bildiler. Az da olsa şüphe varsa o şeyde ya da bir adım da olsa geri bırakacaksa Allah yolundan veya Rasulleri ile aynı cennette olamama, kademe farkının olması ihtimali varsa velev ki en büyük zaafları olsun, velev ki kırmızıçizgileri olsun ne kadar masum görünürse görünsün o şeyle savaştılar hatta en büyük düşmanları bildiler...

Elbette her zaaf zararlıdır diye bir şey söyleyemeyiz. Ama büyük ölçüde nefsimize hoş gelen, sağlığımıza zarar veren, toplumu bozan her şey bize çok çok masum gelse bile bırakmamız gereken hatta belki de en başta terk etmemiz gereken bir eylemdir diyebiliriz. Zaten imtihan da bu değil midir, zaten Rabbimiz bizden kendisi için o bir tek şeyi terk etmemizi istemekte değil midir? Nefse hoş gelmeyen şeyi bırakmak zaten tabiri caizse çocuk oyuncağı değil midir?..