Kalemin ve sözün sorumluluğu ağır. Bu zamanda daha da çok. İnsanın insan yerine konulmadığı, tüketildiği, öğütüldüğü, yok sayıldığı bir zamanda.

Zamanın bir suçu yok elbette. Zaman kutludur ve üzerine yemin edilir. Bu Allah’ın bize sunduğu ayrı bir güzellik ve sorumluluk.

Zamanı karartan, bulandıran içinden çıkılamaz hâle getiren insan. İnsan kendi kendisinin tuzağı, karartıcısı. Her şey onun ellerinde. Bu dünyayı yaşanabilir ve çekilmez kılabilen de insan. İyilik ve güzellikler hayata egemen olduğunda olumsuzluklara yer kalmaz. Şeytanların yenik düşeceği bir an ve durum olur böylesi zamanlarda.

Sevgi ve merhamet, hak ve adalet , hoşgörü ve anlayış ve güzellikler. Bunları hayatı bütün yönleriyle anlamlandırırlar. Bunlar hayattan çekildiğinde onun yerine olumsuzluklar akın eder, boşlukları doldurur.

İnsan sorumluluğu insanın en ağır yükü. Sadece kendine değil, yakınlarına, sevenlerine, dostlarına ve bütün insanlığa. Kalemin sorumluluğu ve sözün sorumluluğu artar ve giderek de ağırlaşır. Bazen taşınamayacak kadar insanı zorlar. Böylesi bir durumda çok çaba gerekir.

İnsanın uyanışı ve hayata katılışı bir bütün ve çok yönlü olarak gerekli. İnsan sevgisi ve sorumluluğu bilincinin oluşumu. İnsanın uyanışı ve dirilişi, kendini buluşu gereklilik.

Karanlık tünellerden geçiyoruz. Dört bir yanımızdan üzerimize abanan olumsuzluklardan korunma ve onu tersine çevirme sorumluluğumuz var. Bunun için büyük bir çaba gerekiyor.

Günün dalgaları etkileyici ve sürükleyici. İnsanı alıp götürücü. Bir anda neye uğrandığı bilinmez belki de farkında olunmaz. İpin ucu kaçınca bir daha toparlanılamaz.

Hızlı değişen bir dünya ve insanlık dengesi. Dengesizliklerin başlıca nedeni.

Yapaylıklar insanı en çok olumsuzluklara sürükleyen nedenler.

Hemen her an yaşanmakta olanlara tanık oluyoruz. Bilmezlikten, görmezlikten ve duymazlıktan gelemeyiz. Çünkü görüyoruz, okuyoruz ve yaşıyoruz öyle ya da böyle.

Hayata ve insanlığa aşk ile tutunmak sevgiyi vecd ile yaşamak bunu dalgalar hâlinde genişletmek insan sorumluluğunda. Yarını ve geleceği ancak böyle anlamlandırabiliriz.

Kalemin ve sözün yükü ağır. Yanlış yapmaya gelmez. Yarın onun hesabını vermek var.

Aşılacak dağlar, engebeler, yürünecek uzun yollar önümüzde duruyor. İnsan duraklarından geçiyoruz. Zalimin, mazlumun, mağrurun, yalnız ve kimsesizin tanığıyız.

Bağlandığımız düşünce, inanç sorumluluğu dağlardan daha ağır. Sorumlusu bulunduğumuz insan önce kendimiz için ve kendi adımıza. Yarın her hâl ve davranışımızla, söz ve yazımızla tartıya çıkacağız. Dönüşü olmayan bir an içinde kendimizi öyle ya da böyle bulacağız.

Hayata küsen, bıkan ve kendini bırakanlar sorumluluktan kaçıyorlar. Ondan asla yakalarını kurtaramayacaklar. Çünkü bilme, bilgi sahibi olma da bir sorumluluk. Dahası ağır bir yük ve kahır ve ecir.

Her şey iç içe.

Kendimizden kaçamayız. Kendi kendimizin aynası oluyoruz, ister istemez yüzleşiyoruz. Yüzleştiklerimiz asla yalan söylemez. Ağaran saç ve sakallarımız, kırışan yüzlerimiz, donuklaşan bakışlarımız bizi ele veriyor. Acılarımız, hüzünlerimiz de tartıdadır. Onlar iç dünyamızda zaten gezinip duruyorlar. İçten içe dışa vuruyorlar.

Kalemi, sözü, eylemi anlamlı kılmanın zamanı. Bunları zamanın en güçlü ve etkili olanları. Silâhlar ürkütür insanı. Kan döken nesnelerdir onlar, can veren değil.

Düşünme, konuşma, yazma ve eylem zamanı. Yol olma, ışık olma zamanı. Aşk ile hayata tutunma zamanı. İnsanın geleceği için bu önemli. Tükenmeden, bitmeden, yorulmadan, koşunun son demine kadar, güç yetirmek için yaşanmalı. Bu dünya, bu zaman, bu koşullar, bu hayatlar geçici. Geleceğin güzelliklerine erebilmek adına bu büyük, onurlu ve erdemli çaba gerekli.