Öncelikle başlığa bakarak yüz yüze eğitime karşı çıktığımın anlaşılmasını istemem. Çünkü uzaktan eğitimin yüz yüze eğitimin yerini tutmadığını bu köşeden çeşitli kereler dile getirdiğim gibi bugün uzaktan eğitimin savunucuları tarafından da ifade edilir hale geldi. Söz gelimi uzaktan eğitimin ilk başladığı günlerde büyük başarı elde edildiği, öğrencilerin yüzde 80’inin uzaktan eğitimden yararlandığını söyleyenlerce geçen zaman içinde tüm eğitim camiasında uzaktan eğitimin yüz yüze eğitimin yerini tutmadığı itiraf edilmeye başlanmıştı. Bunun için de telefi eğitimi yapılacağı belirtildi, bununla ilgili bir takım kararlar alındı, hatta uygulanmaya çalışıldı ama geldiğimiz noktada telafi eğitiminin de sunulduğu gibi gerçekleşmediği görülüyor. Zaten böyle olduğu içindir ki, salgın devam ederken yüz yüze eğitime geçildi ve bu hususta kararlı olunduğu vurgulandı. Yani yüz yüze eğitim konusunda toplumda büyük oranda bir fikir beraberliği söz konusu. Bu bakımdan yüz yüze eğitimin başlamış olması öğretmen, öğrenci ve velilerde memnuniyetle karşılandı.

Okulların kapatılması ile hayata geçirilen uzaktan eğitim yüz yüze eğitimin yerini dolduramadı. Ancak, yüz yüze eğitimin başlaması toplumda genel olarak memnuniyetle karşılanırken salgının devam ediyor olması, özellikle de salgının yayılmasını engellemek için uygulanmakta olan maske, mesafe ve hijyen konusunda gerekli uygulamaların yapılabileceğine dair endişeler söz konusu. Söz gelimi 10 sınıflı bir okulda öğrenciler arasında istenen mesafenin sağlanabilmesi için sınıflardaki öğrenci sayılarının azaltılması, belki yarıya indirilmesi gerekiyor. Böyle olunca ister istemez sınıf ve öğretmen sayılarının artırılması gerekiyor. Bu ise sabahtan akşama sağlanabilecek bir husus değil. Yakın zamanda 20 bin yeni öğretmen alınmış olmasına karşılık Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 15 bin öğretmen daha alınacağını açıklamış olması sınıflardaki öğrenci sayılarının istenen noktaya çekilmesini sağlayacak bir durum değildir. Zaten alınan ve alınacak öğretmen mevcut öğretmen açığını karşılamaya yetmemektedir. Bunları bir eleştiri olarak sıralıyor değilim, sadece bilindiğini sandığım bazı hususlara bir kez daha dikkat çekmeye çalışıyorum.

Yüz yüze eğitim ile birlikte çocukların yaklaşık iki yıllarının boşa gittiği, bunun telafisi için çalışmalar yapılması gündemde olmasına rağmen bunun nasıl yapılacağı hususunda belirsizlik vardır. Öte yandan öğrencilerin uzun süre kapalı ortamda bir arada kalmamaları için ders saatlerinin kısaltılması gerektiği belirtiliyor. Söz gelimi, ders saatlerinin 30-40 dakikayı geçmemesi istekleri söz konusu. Bu arada telafi eğitiminin de başlatılması isteniyor. Bu ise müfredatın değişmesini gündeme getiriyor. Bunun da uygulanma imkânı olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Bir taraftan çocukların uzun süre kapalı ortamda kalmamaları istenirken öbür yandan kayıp iki yılın telafisi için telefi eğitiminin de devreye sokulması ister istemez çocukların okullarda ve sınıflarda geçecek sürelerini uzatacaktır. Bu bakımdan geçen iki yıl zaten çocukları okullarından ve derslerinde koparmış durumda. Öncelikli husus öğrencilerin yeniden derslerine ve okullarına ısınmalarının sağlanmasıdır. Bunun için ders dışı bir takım aktivitelere ihtiyaç vardır. Bu aktiviteler ise öğrencilerin iki yıl boyunca öğrenemediklerini beyinlerine doldurmaya çalışmakla değil, öncelikli olarak okul ile gönül bağlarının kurulmasından geçiyor.

Soruna çözüm bulunabilir. Söz gelimi telafi eğitimi 8 ve 12’inci sınıflar için düşünülebilir. Bu da dersler normal müfredat içinde yürütülürken, sözü geçen sınıfların öğrenci ve velileri de zaten çocukların sınavlara hazırlanması konusunda isteklidirler. Uygulamada bir sıkıntı çıkmaz. Hatta, bazı velilerin özellikle 12’inci sınıf öğrencilerini kurslara yazdırdıkları belirtiliyor. Ancak, salgını da dikkate alarak, çocuklar da boğulmadan bu dönemin değerlendirilmesi gerekiyor. Artık, öğrencilerimizin giremedikleri bazı dersleri zaman içinde öğrenmeleri gerekiyor. Bunun için dileğimiz okulların açılmasının yeni bir salgını tetiklememesidir.