İnsanı, yüreği tutsak kılan ne kadar çok görünmez bağlar vardır, ama bütün bunlar ne yazık ki böyle görülmez. Daha çok görünürde olanlardır. Oysa görünürde olanlardan kurtulmak bir yerden sonra mümkündür.

Selman-ı Farisi (r.a.), köleliğini kabul ettiği Yahudi nin kendisini Medine ye ulaştırdığında, bütün dikkatini Allah Rasulünün huzuruna çıkmada toplamıştı. Bir yolunu bulup huzuruna çıkmaya nail olur. İslâm ile onurlanır. Ancak kölelik bağından kurtulunması şartı ortada durmaktadır. Bizzat Allah Rasulü kurtuluş akçesini temin ederek Selman ı özgürlüğüne kavuşturacaktır. Bununla da yetinilmez. Ashabın katkılarıyla üç ağaç dikilerek yetiştirip Yahudiye verilmesi sağlanır.

Selman-ı Farisi, adeta ayrıcalıklı bir şekilde Allah Rasulü nün hanelerine teklifsiz girip çıkar. Bunu Ayşe Validemiz tanıklığından da öğreniyoruz. Nitekim Allah Rasulü, "Selman bizdendir, biz Selman dan" mealinde ifade buyurmuşlardır. Onun içindir ki bazı tasavvuf kolları silsileleri içinde Selman-ı Farisi yi sayarlar, hatta Ehl-i Beyt cümlesinde zikrederler.

İslâm ile şereflenen Selman-ı Farisi, yüreğinin serüvenini kendine özgü bir boyutta yaşayacaktır. Bu yaşayışın başat belirgin niteliği züht üzere oluşudur. İmkan ve şartların yetersizliğinin getirdiği ya da zorladığı bir züht yaşayışı değildir.

Bilerek isteyerek, özgür iradeyle tercih edilen bir züht hayatı olacaktır. Öyle ki barınacağı bir dört duvardan müteşekkil bir mekana bile sahip olmaktan kaçınacaktır. Bazı sahabilerin bu konudaki ısrarlarına dayanmayarak, sadece bir duvar yapmalarına razı olacaktır. Tek bir duvarın koruyuculuğunda hayatını sürdürebileceğini söyler.

Elde ettiği, sahip olduğu ayni, nakdi neyse, en kısa sürede elinden çıkartır. Adeta yüreği tutsak kılabilecek her şeyden, paradan, maldan, servetten, onların görünmez tutsaklık bağlarından azade yaşamayı yeğ tutar.

Bir ara valilik görevinde de bulunur. Ama yaşayışını, tutum ve davranışlarını etkilemez bu. O kadar ki, yapmak durumunda kaldığı bir denetim esnasında giysisi yırtılır ve o halde, yırtık giysi üzerinde denetimi sürdürür.

Tıpkı Ebu Zer (r.a.) gibi kamunun vicdanı, uyarıcı sesi olur Selman-ı Farisi de. Bu bağlamda, bir gün Hz. Ebu Bekir ve Ömer (r.a.) in de hazır bulunduğu sırada, yanlarından geçen Ebu Süfyan (r.a.) ı eleştirimsi şekilde değerlendiren beyanda bulunur Selman. Bunun üzerine Ebu Bekir ve Ömer (r.a.) hazretleri Ebu Süfyan a arka çıkacak tarzda Selman a tarizde bulunurlar. Ancak Allah Rasulü her ikisini de uyarırlar.

Cümlesinden Allah razı olsun diyerek yâd ediyorum Selman-ı Farisi yi.