Afrika nın batısında, Atlas Okyanusu kıyısı hariç üç
tarafı Senegal ile çevrili, küçük fakir bir ülke vardır. Adı Gambiya olan bu
ülke hakkında yıllar önce Avrupa da çalışırken Afrika ya giden, sonra da bu
ülkeye yerleşen bir kardeşimiz ile tanışmış, geniş bilgi almıştım. Hatta
Türkiye den ayrılıp Avrupa ya dönen oradan da Gambiya ya geçen Milli Görüş
sevdalısı bu kardeşim çok sayıda fotoğraf ile 8 sayfalık bilgi notu
göndermişti. O günlerde kafamda Sudan a gitmek, yapabilirsem orada yerleşmek
düşüncesi vardı. Benim bu Sudan sevdam sözünü ettiğim yüreği Afrika sevgisi ile
dolu kardeşimin üzerinde etkili olmuştu. Bu sebeple de o da Afrika nın pek çok
ülkesine gitmiş, oralarda ihtiyaç sahiplerine Avrupa da çalışan kardeşlerimizin
yardımlarını ulaştırmış olduğu için Afrika hakkında gerekli bilgileri aktarmış,
ardında da Gambiya ya davet etmişti. Gambiya yı öylesine anlatmıştı ki, o
yıllar gidebilseydim sanıyorum Gambiya ya giderdim. Ne var ki, Sudan hayalimi,
sonra Gambiya ya karşı içimde oluşan muhabbetin sesine uyup oralara yerleşmeye
gidemedim. Bu vesile ile gördüm ki, hicret bir yerden bir başka yere gitmek
değil. Çok soylu bir yürüyüş ve doğup büyüdüğün yerleri terk ederek kendine
yeni bir vatan edinmekmiş. İslam tarihinde hicret devlete giden yol olarak da
tarif edilir genellikle. Elbette her hicretin sonunda ortayla bir devlet çıkmaz
ama hicret ben gidiyorum deyince de yola çıkılabilen bir yolculuk değildir.
Kısacası hicret turistik bir gezi değil, zeninken fakir olmayı göze alabilmek,
tüm hatıralarını ve sevdiklerini geride bırakabilmek, yani muhacir olmayı göze
alabilmektir. Yoksa uçağa atlayıp geçici bir süre gezip görmek maksadıyla
yapılan geziler hicret değildir. Geçmişin ile gemileri yakabilmektir. Benim
maksadım ise Sudan, Gambiya ya da Afrika nın gidebileceğim ülkelerini gezip
dönmek değildi. Yapabilirsem gittiğim yerde yerleşmekti. Bir diğer ifadesiyle
gönlümde hicret arzusu vardı. Çünkü ülkemde inanan insanlara yönelik
saldırılar, toplumdan dışlamalar kanıma dokunuyor, bu olumsuzluklar karşında
fazlaca bir şeyler yapamamanın üzüntüsü, çaresizliği gönlümde hicret arzusunu
geliştirmişti. Ne var ki, bunu gerçekleştiremedim. Sonraki yıllarda Afrika nın
değişik ülkelerine gittim ve her dönüşümde Afrika ve Afrika insanına karşı
yüreğimde sempati koyulaştı ama bundan sonra herhalde hiç gidemem. Çünkü hicret
fikrimi gerçekleştirmek istediğim yıllarda 50 li yaşlarda iken bugün 70 i
geçtik.
Maksadım Sudan, Gambiya ve Afrika üzerine duygularımı
dile getirmek değildi. Gazetelerde genellikle, Fakir Gambiya dünyayı
utandırdı başlığı altında yer alan, bu küçük ve fakir ülkenin, vatanlarını
terk etmek zorunda bırakılan Arakanlı Müslümanları ülkelerine davet ettikleri
ile ilgili haber beni yıllar öncesine götürdü ve bu küçük Afrika ülkesine karşı
duyduğum muhabbetin boşuna olmadığını göstermesi beni heyecanlandırdı. Aslında
Gambiya nın Arakanlı Müslümanlara kucak açmasının dünyayı, özellikle dünya
üzerinde Müslümanların kanına ekmek doğrayıp yiyen kanlı katil sömürgecilerin
utanacağını hiç sanmıyorum. Çünkü sömürü ile utanma duygusu bir arada
bulunamaz. Sömürgeci için önemli olan her ne pahasına olursa olsun ülkeleri
sömürmek, zenginlikleri kendi ülkelerine taşımak, kendi insanlarını müreffeh
kılmaktır. Böyle olunca da sömürgecilerin utanmasını beklemek doğru olmaz.
Utanan her ne sebeple olursa olsun kişi ya da ülkeleri sömüremez. Elindekini
ihtiyaç sahipleri ile paylaşır. Bu kültür ise sömürgecilerde yoktur. Sadece bizim
medeniyetimizde vardır. Müslümanlar gittikleri her yere bu anlayışı taşımışlar
ve uygulamışlardır.
Sadece Arakan Müslümanlarına karşı değil, tüm İslam
dünyasına karşı İslam dışı güçler, ülkeler maddeyi putlaştıran anlayışları ile
zulüm götürmekte, kan dökmekte ya da buna zemin hazırlamaktadırlar.
Kısacası, gazetelereyansıyan Gambiya nın Arakan Müslümanlarına kollarını açan tavrı karşısında
keşke yıllar önce bu ülkeye gidip onlarla kucaklaşabilseydim diye düşünüyorum.
Allah bu güzel ülke ve insanlarını sömürgeci güçlerin bozmasına fırsat
vermesin. Âmin.