Dünyada en çok yükselen değerlerin başında dini

değerler, birinci sırada yer alıyor.

İkinci sırada da, aile kurumu geliyor.

Asırlardan beri devam eden sosyolojik ve politik

değişimler, başta manevi değerler olmak üzere, aile kurumunu, insanlığı içten

içe kemirmekte ve büyük tahribatlalar yapmaktadır.

Batı dünyası, özgürlük adına birçok değerlerini

kaybetti ve bunun bedelini çok ağır bir şekilde ödedi ve hâlâ ödüyor.

Şimdi de kaybettikleri değerleri yeniden kazanabilmek

için büyük mücadeleler veriyorlar.

Bu kadar acı tecrübeler ve bedeller karşısında, iç

huzuru elde edebilmek için çok ciddi girişimler içine girdiler.

Milyarlarca dolarlar harcayarak kutsal değerlerini ve

aileyi yeniden kazabilmek için adeta seferber oluyorlar.

Bu girişimler, devlet düzeyinde bilimsel olarak sürdürülmektedir.

Her şeyden önce devlet, fertlerin huzuru için teşvik

edici organizeler yapıyor.

Evlilik okulları açıyor.

Anne ve babalar için özel kurslar tertipleniyor.

Çocuk eğitimi ve bakımı için dersler veriliyor.

Evlenecek çiftlere her türlü kolaylıklar ve imkânlar

sağlanıyor.

Her çocuk için belirli vergi indirimleri ve teşvikler

uygulanıyor.

Bunlara benzer daha bir sürü teşvikler, devlet tarafından

uygulanıyor.

Bütün bunlar ne için yapılıyor

İnsanlık adına zorunlu olan değerleri yeniden kazanabilmek

için

 ***

Bizdeki dini değerler ve aile kavramı ise, batıdaki

oluşumdan çok farklı.

Bu farklılık, olumlu yönde olduğu için, dünya

devletleriyle mukayese edildiğinde Türk halkı şanslı sayılabilir.

Tüm olumsuz gelişmelere ve menfi yaptırımlara rağmen aile

kurumumuz, tarihsel ve kültürel varlığını korumaya devam ediyor.

Atalarımızdan miras aldığımız aile müessesemizi, çok az

tahribatlarla hâlâ sürdürüyoruz.

Yozlaşmalar ve dejenerasyonlar karşısında en az zarar

gören kurumlarımızdan biri de aile kurumumuz sayılıyor.

Bizdeki aile içi dayanışma, sevgi-saygı tam olmasa

bile az-çok yerine getiriliyor.

Dedeler, nineler, anneler ve babalar huzur evlerine

yoğun biçimde terk edilmiyor.

Dünya devletleriyle kendimizi mukayese ettiğimizde, bu durumu

göz ardı edemeyiz.

Anne-baba evlatlarına sahip çıkıyor.

Evlatlar da anne ve babalarına saygı ve sevgilerini

gösteriyorlar.

Akrabalar arası ilişkiler sürüyor.

Komşuluk bağları, ne kadar zayıflamış olsa bile gidip

gelmeler ve ikramlar yine de var.

Yolda bayılan, yaralan bir insan, sokak ortasında

kalmıyor.

Tüm olumsuz gelişmelere rağmen, Türk insanının dirlik ve

düzeni hâlâ devam ediyor.

Ancak,

Aile kurumumuzun içine virüs girdiğini ve içten içe

kemirdiğini de hatırlatmak durumundayız.

Tedbir alınmazsa, gelecekte Türk insanının en ciddi

sorunlardan biri de aile krizi sorunu olacağını da unutmamalıyız.

***

Dünya hızla değişiyor.

Yükselen değerler de hızla taraftar buluyor.

Tüm dünya devletlerinin ortak gündemi insan haklarını

oluşturuyor.

Demokrasi, herkes tarafından istenen ve arzulanan bir

ilke oldu.

Hukukun üstünlüğü, en çok tartışılan konulardan biri

haline geldi.

Dini değerler, hızla yükselen ve önü alınamayan bir

yaşam biçimi haline geldi.

21. Yüzyılda, ailenin kutsallığı, daha da iyi anlaşılır

duruma geldi.

Bütün bu değerler, değişimin ve ilahi adaletin bir

tecellisidir.

Bu gidişatın önünde duranlar, kaybederler.

Hızla yükselen bu değerler karşısında, kendilerini

yenileyebilenler de kazanırlar...