Seçimlere iki gün kaldı. Başta iktidar partisi olmak üzere, siyasi partiler diyeceklerini dediler. Pazar günü konuşma sırası millette. Malum, seçmen sandıkta konuşacak. Hem de ne konuşma! Son sözü o söyleyecek...
2002’den bu yana tek başına iktidarda bulunan partinin yöneticileri başlarına gelecekleri şimdiden hissediyorlar. Onun için onlar, bu günlerde bir hayli stresliler. Korku bacayı sarmış vaziyette.
Neymiş efendim
8 Haziran’da koalisyon ihtimali varmış; ya Saadet gelirse, ya falanca parti barajı aşarsa, ya AK Parti tek başına iktidara gelemezse... N’olacak memleketin hali(!) diye hayıflanıp durur zavallılar. Başbakan meydanlarda. Cumhurbaşkanı da açılışları bahane ederek Başbakan’a destek atışı yapıyor. Adamlar iki koldan saldırıyorlar. Ama nafile. Seçmeni doğru dürüst ikna edemediklerini anlayınca Saadet’in yolunu kesmeye karar verdiler. Saadet Partili seçmeni ikna edip, bu partiye gidecek oylara el koymak istiyorlar. Bu nedenle son iki haftadan beri toplantı üstüne toplantı yapıyorlar. Özellikle eski teşkilat mensuplarına ulaşıyorlar; “aman ha! Hata yapmayın! Oyları AK Parti’ye verin” diyorlar. Önceden ezberledikleri belli olan bir yığın lüzumsuz lafı tekrarlayıp duruyorlar. Sanırsınız ki 13 yıl değil de 13 ay iktidarda kalabilmişler; zaman darlığından dolayı bir iş yapamamışlar.
Bir an için iyi niyetli olduklarını düşünelim ve onlara şu soruyu soralım:
Okul kapansın mı
Onlar farkında olmayabilirler ama Milli Görüş partileri siyasi parti olmanın yanı sıra aynı zamanda okul vazifesi görüyorlar. Türkiye’yi düzlüğe çıkaracak kadrolar ancak buradan yetişir. “Bırakın Saadet Partisi’ni” demekle, aslında, kapatın okulu demiş oluyorlar. Saadet’ten oy tırtıklamaktan vazgeçmeliler. Hatta kendi içlerinde “Bu Sefer Saadet” deyip, Saadete oy vermeleri gerekir. Öyle ya; sen oy vermezsen, ben oy vermezsem bu parti nasıl ayakta kalacak Türkiye’yi hangi ellere teslim edeceğiz Kaldı ki, bu parti bir seçimlik kurulmadı. Hele bir başkasına payanda olmak için hiç kurulmadı. Benden sonrası tufan anlayışıyla bir yere varılamaz. Hırsını aklının önüne koyanların bu millete verecek hiç bir şeyleri olamaz.
Ey Saadet Partisi’nin temiz oylarına göz dikenler: Saadet her zaman lazım ve herkese lazım. Unutmayın! Milli Görüşçüler milletle ittifak etti. Millet sandıkta diyeceğini diyecek. Milli Görüşçülerin aynı delikten defaatle sokulmaya razı olmalarını kimse beklemesin.
Her seçim dönemi bir bahane üreterek seçmenin karşısına çıkıyorlar. Tarihi süreci hep birlikte hatırlayalım:
Yıl, 2002...
Önce seçmeni şöyle aldattılar: Her evden bir oy Saadet Parti’sine, bir oy AK Partiye dediler. Bu söylemle zihinlerde oluşan oy verme algısını değiştirdiler. Seçimlere az bir zaman kala ikinci algı operasyonu geldi. Bu defa şöyle söylediler: AK Parti’nin tek başına iktidara geleceği anlaşıldı; oyların tamamını bu partiye verelim ki, Anayasa’yı değiştirebilsinler. Biz, Anayasa’yı değiştirip değiştirmediklerini seçmenin temiz vicdanına bırakalım ve devam edelim. 2007’de e-muhtıra ve Cumhuriyet mitingleri bahane edildi, gene tek başına iktidar oldular. Bir önceki seçimde parelel yapı ile mücadele ediyoruz dediler oy istediler. Şimdi de oylarımız eriyor tutun elimizden “bize oy vermezseniz HDP gelir” diyorlar. Şimdiye kadar seçmeni CHP ile korkuttular, bu defa HDP ile korkutuyorlar. İstikamet problemi gene had safhada. “Yönü belli olmayan gemiye hiçbir rüzgâr yardım etmez” özdeyişi bugün daha anlamlı.
Herkesin ve her kesimin gönül rahatlığıyla oy verebilecekleri bir parti var. Yönü, istikameti, kıblesi belli olan bir parti var; iyi ki Saadet Partisi var, iyi ki Milli İttifak var. Seçmenin kararlı duruşu mevcut iktidarın sonunu getirecektir.