Geçtiğimiz transfer dönemini şampiyon olarak tamamlayan

ve avro ödeme rekorları kıran Fenerbahçe nin yıldızlar topluluğunun şampiyon

olup olamayacağı sezon başlarken en çok sorulan soru idi. Rakipler de, üç

kupalı ama kendi kendine çok sürpriz yapacak olan Galatasaray la, Şenol

Güneş le doğrulmaya çalışan Beşiktaş idi... Bu ne demek mi Şu demek; geçen

sezon Fenerbahçe ile Beşiktaş ayaklarıyla, elleriyle en büyük unvanı

Galatasaray a nasıl teslim ettilerse, bunun tersi de beklenir oluyordu.

Şimdi art arda patlayan bombalara bakalım. Beşiktaş ta

aynı on birde Quaresma, Oğuzhan ve Sosa oynayamaz diye kaç defa yazdım, ben de

hatırlamıyorum. Ama benim spor medyamdan tek bir zatı muhterem bunu dile

getirmedi. Neyse... Böyle olunca da Atiba tek başına kalır, dolayısıyla da

Beşiktaş savunmaya toparlanırken hep eksik kalırdı. Bu defa karşısında bizim

ligin en ezbere oynayabilen savunma göbeği Douglao ile sigortalanmış, Merter ön

liberoluğunda çıkışı da, çekilişi de dengeli, en önde de fırıl fırıl

oyuncularıyla Akhisar vardı. Alabildiğine genişleyen ve dikine de uzayan

Beşiktaş yarı sahası böylece kolayca kullanılabilir haldeydi. Gol öyle geldi,

kaçanlar öyle kaçtı. Peki ya Beşiktaş ne yaptı Yine bol pasla rakibinin

üzerine yüklendi. Bol pas olunca da Akhisar istediği gibi sıkıştı. Hele hele

ceza alanı civarlarında Beşiktaşlı futbolcuların topuk pasları fantezileri çok

olma ihtimali olan pozisyonu da yok etti. Tamam, Tolga ikinci golde hatalıydı

ama topu oraya kadar sorunsuz getiren ve son rakibi de çalımlayan Akhisarlının

hiç mi hakkı yoktu golde Daha doğrusu Beşiktaş nasıl ona o kadar da izin

vermişti Bu maçta hiç anlayamadığım bir şey daha vardı. Giderek kalabalıklaşan

rakip karşısında çalım üstadı Kerim ne yapabilirdi ki oyuna alındı Çift

santrfora dönmek de rakibin çoğalma işine kaymak, reçel sürmek olmaz mıydı

Diyoruz ya, iyi ki teknik adam olmamışız. Acaba panikleyip biz de aynı hataları

yapar mıydık Sonuç mu Tabii ki öyle oyunda gol pozisyonu olacaktı. Ama o

topları içeri atmak gerekirdi. Hele hele rakip kaleci iyi ise ve de top sizinle

o gün barışık değilse... Oğuzhan da yok, Quaresma da haftaya... Acaba daha iyi

mi olur

Sonra Kasımpaşa ya taşındık. Denizli hoca sahaya bir

Hamza takımı sürmüştü. Yani yok birbirimizden farkımızı mı demek istemişti Ben

yine de Hakan ın içeride, eldeki malzemeye göre de Olcan ın sol kenarda

olmasını bekledim. Neyse... Emre ile Sneijder hücum orta alanları, Selçuk ise

ön libero idi... Ama yine, beş-altı maçta bir topa vurup bizim spor medyasının

yıldız ilan ettiği Yasin vardı bir kenarda. Ve de attığı gol dışında koca

oyunda tek olumlu hareket yapmayan Burak en son adamdı. Aynı Beşiktaş ta

yazdığım bazı önemli noktalar gibi Galatasaray da da topu topu yedi oyuncu

vardı o formanın ağırlığını taşıyacak. Bunlardan altısı da sahadaydı. Muslera,

Sabri, Hakan, Selçuk, Sneijder ve Podolski... Hadi Chedjou yu da ekleyelim.

Rakip Kasımpaşa mı Rıza hocayla toparlanmış, nasıl ve ne zaman hücum edeceğini

bilmiş, aynı topluca işi genelde de savunmada da yapmaya başlamış bir takım...

Galatasaray hep öne geçti ama bu avantajları elinde tutacak kadar büyük takım

kalitesinde değildi. Ne olurdu yani, ha Yasin, ha Sinan... Rodriguez kurtarıcı

olamazdı ama Selçuk tan daha önde yararlanmak fikri vardı o değişlikte... Ama

Galatasaray, tek tek alın bakalım, kalitede hangi takım ağır basacaktır ki,

maçı koparsın gitsin... Ön tarafı Podolski nin de kötü gönünde oluşu ile sağır

dilsizi oynayan bir takım maçın ağırlığını ne kadar taşıyabilir, maçı nasıl

kolayca lehine çevirebilirdi ki     

Sonuç mu Yazının ilk paragrafına dönelim ve bilmeceyi

kolayca çözelim...