Okulun kapısına geldiğinde kısa bir soluklanma ihtiyacı hissetti Cem. Kafasını kaldırıp okula baktığında yeni binaların hep çok katlı ama soğuk olduğunu düşündü nedense. İçeri girip Mehmet hocayı görmek istediğini söylediğinde kalbi heyecandan yerinden çıkacak gibiydi. Yıllar olmuştu hocasını görmeyeli.
Uzaktan yaşı kemale ermiş, gözünde gözlükler olduğu halde Mehmet hoca göründü. Heyecan doruktaydı artık Cem için. Gözleri nemlendi ister istemez. Mehmet hoca yanına geldiğinde hemen eğilip elini öptü. Hoca iyice şaşırmıştı. “Evladım çıkartamadım seni.” Diyebildi sadece. “Hocam ben Cem. Haylaz Cem. Hani benim aslında zeki olduğumu ve mutlaka okumam gerektiğini söylediğinizde gülmüş ve kiim ben mi okumalıyım Diye sizi alaya almaya kalkmıştım.” Hatırlar gibi olmuştu Mehmet hoca. “Evet, hatırlıyorum galiba. Zeki ama ders çalışmayan bir öğrenciydin. Sadece ilgi ve şefkate ihtiyacın vardı oysa. Eee! Anlat bakalım ne yaptın, neler yaşadın ” Cem duraladı biraz sonra anlatmaya başladı: “Hocam o gün belki güldüm ama sonra babamın da desteğiyle okumaya devam ettim. Hatta lise son sınıfta babam o kıt kanaat şartlara rağmen beni dersaneye bile göndermeye çalıştı. Dersane müdürüne o kadar yalvardı, yakardı ki babam. Parasının yetmeyeceğini Allah rızası için kendisine yardımcı olmalarını istedi ama müdür o kadar kuralcı idi ki! Neticede dersane olmadı ama okudum hocam. Dersaneye gidip üniversiteyi kazanamayanlar oldu ama ben kazandım ve geçen sene üniversiteyi bitirdim. Tarih öğretmeni oldum. Şimdi sizin gibi yitip gitmekte olan gençlerin elinden tutup onları hayata kazandırmaya çalışacağım.”
Gözleri dolmuştu Mehmet hocanın; nihayet bir tane daha gencin hayata tutunmasına vesile olabildiği için Rabbine hamdetti. İyi ki öğretmenliği seçmişti. Şimdi çok daha fazla memnundu mesleğinden…
Suriyeli dilenciler
Millet olarak dara düşenlerin, yardıma muhtaçların elinden tutmayı kendimize şiar edinmişizdir. Dünyanın neresinde olursa olsun yardım elimizi uzatır ve oradaki kardeşlerimizin, insanların yaralarını sarmaya gayret gösteririz.
Suriye’de yaşanan dram hepimizi üzmektedir. Canlarını kurtarıp ülkemize sığınanlara yardımcı oluyoruz, olmalıyız da. Son zamanlarda İstanbul’un neredeyse tamamında sokaklarda dilenen Suriyeli çocuklar, aileler görmekteyim. Hatta son Cuma namazında oturduğum mahallenin camisine bile ulaşmışlar. Kapıda ağlayarak yarım yamalak Türkçesiyle yardım istemekteydi bir delikanlı. Devletimiz bu durumun farkında değil mi Bu insanlar bu kadar hızla nasıl İstanbul’a yayılmaktalar. Barındıkları kamplardan ne olursa olsun kapağı İstanbul’a atın orada bir şekilde yaşar gidersiniz diye ikna edilerek sokaklara terk edilen bu ailelere sahip çıkacak bir yetkili yok mudur Devletimiz bu aileleri bir yerlerde barındırmaktan aciz mi düştü ki çoluk çocuk parklarda kalmaktalar. Yazık değil mi bu insanlara ve yazıklar olsun bu insanları sırf para kazanmak için kandırıp İstanbul’a getirenlere!..
Minik bir tebessüm
Hayırlı iş
Adamın biri iki adamı çalışırken görmüş. Ama bir garip çalışıyorlarmış. Birisi bir çukur kazıyor, ardından diğeri kazılan çukuru kapatıyormuş. Adam sormuş:
- Niye böyle anlamsız bir iş yapıyorsunuz
İçlerinde biri cevap vermiş:
- Aslında biz üç kişi idik ve çok hayırlı bir iş yapacaktık ama üçüncü arkadaşımız bugün gelmedi. Birimiz çukur kazacak, ikincimiz çukura ağaç dikecek, üçüncümüz de çukuru kapatacaktı. Ağaç dikecek arkadaşımız gelmediği için böyle oldu.
İlgilisine notlar:
• Değeri yıllar geçtikçe idrak edilen öğretmenlerimize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. İyi ki varsınız!..
• “Allah’a kul olamayan davasına er olamaz” Prof. Dr. Necmettin Erbakan
• “İnsanın kazandığı paradan değil paranın kazandığı insandan korkulur.” Necip Fazıl Kısakürek
• Kudüs’ün savunulması, Gazze’nin kurtuluşu Türkiye’de doğru adrese atacağın bir oyla başlar.
• Kibrit çöpü kadar ışık vermeyen insanların kendilerini güneş zannetmelerine şaşıyorum.