Yaratılanı Yaratan’dan dolayı sevmek, bütün bir kâinatı Allah-u Teâlâ’nın emaneti olarak görmek Müslüman’ın görevidir. Hem de büyük bir görev. Çünkü Allah-u Teâlâ, Kur’an-ı Kerim’de, “O (Allah) ki, yeryüzünde ne varsa (faydalanıp ibret alasınız diye) hepsini sizin için yarattı” (Bakara, 29) buyurmaktadır.
İbret almamız, Allah-u Teâlâ’nın büyüklüğünü anlamamız, yeryüzündeki nimetlerden faydalanarak ibadet ve tâatimizi yerine getirmemiz için yeryüzündeki canlılar bizim için yaratılmıştır. O halde yeryüzündeki bütün canlıları emanet olarak görmeli ve Rabbimizin bize ikramı olduğu bilinciyle hareket etmeliyiz. Bunun için de zerreden kürreye bütün bir kâinatı “yaratıcımızın emaneti” olarak görmek, Allah-u Teâlâ’nın arzında fesat çıkartmak isteyen, yarattıkları üzerinde sinsi emellerini gerçekleştirmek isteyen ırkçı emperyalizmin bütün oyunlarını bozmak zorundayız.
Kâinata bir bütün olarak bakmak, kâinattaki tüm canlıları bu bütünlük içinde ve Yüce Yaratıcımızın nimeti olarak görmek gerekir. Allah-u Teâlâ’nın bütün kâinatı yarattığı ve düzene koyduğu, Kur’an-ı Kerim’de şöyle anlatılır: “Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah’ın ilmi, kudreti her şeyi kuşatıcıdır” (Al-i İmran, 126), “O Rabbin ki, (her şeyi) yaratmış da düzenine koymuştur” (Âlâ, 2), “O ki yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır” (Secde, 7), “Hayvanları da O yaratmıştır…” (Nahl, 5).
Müslümanlar, bütün bir kâinata, yaratıcının mükemmel eseri ve bize emaneti nazarıyla bakmalıdır. Zira ekolojik sistemin her bir unsuru aslında tek bir yaratıcının eseridir. Her biri birbirini tamamlar ve bütüncül bakıldığı zaman yaratıcının eserinin mükemmelliği, sınırsızlığı ve azameti daha da iyi anlaşılır. Bu bakımdan kâinatın her üyesi/parçası, mükemmel sanatın parçalarıdır. Bu gerçekten dolayıdır ki ekolojik dengenin her bir üyesi/parçası Kur’an-ı Kerim’de “ümmet” olarak tanımlanmıştır. “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi ümmetler olmasın. Biz kitapta hiçbir şeyi noksan bırakmadık. Sonra hepsi, Rablerinin huzuruna toplanıp haşrolunacaklardır” (En’am, 38) ayeti tam da bunu ifade etmektedir.
Biz, Sevâde bin Rebi’ye deve hediye ettikten sonra, “Evine döndüğün zaman ev halkına söyle, hayvanlara iyi baksınlar, karınlarını güzelce doyursunlar. Yine ev halkına söyle, tırnaklarını kessinler ki sağarken hayvanların memeleri incinip yaralanmasın” (Ahmed bin Hanbel) diyerek hayvan hakları konusunda hassasiyet ve ince ruh sahibi bir Peygamber’in ümmetiyiz.
Irkçı emperyalizmin Paris İklim Anlaşması’yla diğer canlılara, İstanbul Sözleşmesi’yle insanlara yönelik planlarını boşa çıkartmak için elimizden gelen gayreti göstermemiz gerekir. İstanbul Sözleşmesi’ni ve Paris İklim Anlaşması’nı kutsal metin gibi hemen imzalayan iktidar erkinin Paris İklim Anlaşması’nın iç hukuktaki altyapısı kanunlarını muhtevî düzenlemeye karşı çıkmalıyız. Hayvanlardan çıkan gazın iklim değişikliğine sebep olduğu gibi bilimsel olmayan iddiayla “yapay et”in teşvik edilmesinin ırkçı emperyalizmin nüfus kontrolü; başkalaştırılmış ve köleleştirilmiş bir insan modeli ortaya çıkartmak için ortaya attığı, gayr-i ahlaki ve gayr-i bilimsel yöntemler olduğunu görmek ve mücadele etmek gerekir.
Yeryüzünün tamamı bize Allah-u Teâlâ’nın emanetidir. Bu emanete sahip çıkmazsak veyl olsun bize. Bir avuç ırkçı emperyalist, Allah-u Teâlâ’nın arzında fesat çıkartacak ve Müslüman duyarsız kalacaksa veyl olsun o Müslüman’a!