Türkiye’de son yıllarda gördüğümüz en gergin seçim süreçlerinden birini daha geride bıraktık. Tam bir kaokrasi diyebileceğimiz kaos ve gerilimden menfaat elde etme yarışından görünen o ki beklentileri aşan şaşırtıcı bir sonuç çıkmadı. Çıkamazdı çünkü muhalefet Erdoğan’ın en güçlü olduğu yerden, gerilim siyasetinden saldırdı. Yıllarca Erdoğan’ın ordudan yargıya bütün kurumlarla kavga ederek bu noktalara geldiğini unuttular. Erdoğan karşısına çıkan/çıkarılan krizlerle, her zaman bir olağanüstü an havası yaratmış ve bu olağanüstü koşullarda halkı ikna ederek halktan olağanüstü yetkiler talep etmişti. Bu sefer tehdidin milli iradeye olduğu söylenince, herhalde farklı bir sonuç beklenemezdi.

Aslına bakılırsa böyle bir analiz, Türk siyasal kültürü ve demokrasisi açısından hangi noktada olduğumuzu da bir yerde ortaya koymaktadır. Yani kriz dönemi iktidarları ancak azgelişmiş demokrasilerde bir karizmanın ortaya çıkıp çözülmesi imkânsız gibi görünen problemleri çözmesiyle hükümete oturur. Karizma daha sonraki dönemlerde eğer yönetimi rasyonelleştiremezse, iktidarda kalmasının tek yolu, sürekli yeni krizlerle ülkenin sahip olduğu en devasa problemlerini tek çözebilecek kişi olan kendisini sunmasıdır. Kim ne derse desin, Erdoğan bu işi iyi beceriyor. Sonuçta üzücü de olsa hâlâ Türkiye’de siyaseti karizmatik liderler belirliyor. Sistem, ulus, dayanışma vs. kimsenin umurunda değil, önemli olan karizmayı çizdirmemek.

Kutuplaşma Tam Gaz

Sonuçlar bir yana geriye baktığımızda seçim meydanlarında dile getirilip de akıllarda kalanlar neler diye bakacak olursak, yolsuzluk, dinleme, kasetler, Haşhaşilerden başka çok bir şey sayamıyoruz. Yani atılan çamurlar kaldı geriye. Bu çamurlar şimdilik kimse için tutmasa da, taraflar yaz döneminde gerçekleşecek ikinci raunda kadar bir köşede geçici soluklanmaya çekilmiş gibi duruyorlar.

Ama yine de söylemlerin yumuşamadan ziyade, aynı tonda devam ederek kutuplaşmanın dağılmasına engel olunduğu gözlemlenebiliyor. Herkes tek bir ağızdan seçimin kaybedenin Cemaat olduğunu söylese de, bence her şey daha yeni başlıyor. Bir gerçek var ki rakamsal sonuçlar açıklandığı andan itibaren ülke geneli ve illerdeki sonuçlar göz önünde bulundurulduğunda, tüm muhalefetin aklından geçen tek şeyin Erdoğan’a karşı ittifak düşüncesi olduğunu düşünüyorum. Muhalefet toplamının eskisi gibi iktidarla arasında uçuk farkların olmaması, önümüzdeki dönemlerde ittifak ihtimallerini arttıracağa benziyor.

Yeni Belirleyici Kürtler

Olası bir muhalefetin birlikte hareket etme ihtimaline karşı ise Erdoğan’ın elinde tek bir kozu kalıyor: Kürtler. Kürt siyaseti uzun bir dönemden bu yana sadece Türkiye’de değil Ortadoğu siyaseti açısından da belirleyici roller üstlenecek bir konuma doğru ilerliyordu. Türkiye özelinde bakacak olursak Erdoğan ile önümüzdeki günlerde pazarlık yapabilecek tek aktör Kürtler. Tabi bu destek karşılıksız olmaz elbette. Çözüm sürecinin de seçim sonrası süreçte en fazla tartışılması beklenen konulardan olması, yeni Türkiye’nin eski sorunlarının tekrardan önümüze geleceğini gösteriyor. Dolayısıyla son seçimlerde hedeflerinden hiç şaşmayan, almak istedikleri çoğu ili almayı başaran Kürt siyaseti hem Erdoğan için hem de ülke siyaseti açısından belirleyici olacaktır.

Saadet Partisi’nin Durumu

Oy oranlarının açıklanma anında eminim tüm Milli Görüşçüler büyük bir heyecanla sonuçlara odaklanmışlardır. Alınan sonuçlar belki birçok kişinin beklentilerini karşılamamış olsa da, şunu unutmamak gerekir. Milli Görüş sadece Türkiye’deki değil tüm dünyadaki düzene karşı duran bir gelenektir. Uzun yıllardır Milli Görüş’ün önünü kesebilmek için yapılanları herhalde anlatmaya gerek yoktur. Sistem daima Milli Görüş’ü dışlamaya çalışmıştır. Eskiden olduğu gibi bu seçimlerde de sistem tarafından dışlanan bir partinin, aleyhine olan tüm durumlara rağmen dimdik ayakta durabilmesi bile takdire şayan bir durumdur. Milli Görüş kazansa da kazanmasa da dik durmaya devam edecek ve Hakk’ı haykırmaktan vazgeçmeyecektir.