Hüseyin Rahmi Göktaş ın kaleme aldığı Beñseñoğ (ğ Yay., İst. 2006, 92 s.) yayınlanır yayınlanmaz, hatırlarsınız, yer yerinden oynadı! Böyle bir cümleyle söze başlayıp, devamında, yerin yerinden oynama gerekçeleri üzerinde durmak isterdik. Şimdi tam tersini yapacağız, yer yerinden neden oynamadı

Beñseñoğ bir tefekkür kitabı. Göktaş, Türkçe yi tefekkür ediyor, okuyucuyu da böyle bir hamleye davet ediyor. Hangi okuyucuyu Rasim Özdenören in, bu kitabın takdiminde işaret ettiği "dilci"leri ve "genel olarak dil üzerinde düşünen"leri. Ben davetin sınırlarını daha da genişletmek istiyorum: Türkçe yle yoğrulanları

İlk bakışta titiz bir dilbilim kitabı gibi algılanabilir Beñseñoğ. Kalemiyle Türkçenin kökenine inmeye çaba harcayan ve bu konuda bir hayli iddialı olan Hüseyin Rahmi Göktaş ı da son zamanlarda türeyen yapısalcılık aktarımcısı sıradan bir dilbilimci olarak görmek isteyenler çıkabilir. Kitapla ilgili algı (dilbilim kitabı oluşu), bir derece doğrudur. Elbette, Beñseñoğ dili, Türkçe yi özellikle dilbilimin ses, biçim, anlam, köken, sözcük yönlerini ele alan dallarıyla bağlantılı olarak incelemektedir. Fakat, müellif, kesinlikle portresini çizdiğimiz mütercim ve mukallit dilciler sınıfından değildir. Çünkü, ele aldığı hususları, derinlemesine değerlendiriyor. Üstelik, ortaya koyduğu düşüncelerini ve bu düşüncelerin uygulanabilir sonuçlarını dile getirirken özgün bir eser sunuyor. Bunu da yeni bir terminolojiyle sağlıyor.  Bu arada doğal olarak gerek dilbilgisinin (gramerin) gerekse dilbiliminin mevcut yapıları sarsılıyor.

Yazar "Türkçenin Ruhu"na iniş hamlesini harfler (sesler) üzerinden başlatıyor, iki kök harf üzerinden: ñ ve ğ.  Bunlar önlerine gelen başka seslerle (ünlülerle) telaffuz edilebilirler ve böylece kök ses adını alırlar. "eñ" "oğ" gibi. Türkçenin kök sesleri "dört okunuş" ile karşımıza çıkar (s. 22 ve 90). Kök seslerin başına gelerek onların anlamına yön veren seslere ise değinge denilebilir. (Türkçenin değingeleri için bkz. s. 91) Göktaş ın terim ve kuram literatüründe başka adlandırmalar da var: "İyelik", "İyeliğin İsimleştirilmesi", "İyeliğin Kavramlaştırılması", "İzafiyet", "Dokunulamaz İzafi Alan", "Mutlak Sınır", "Nesnelerin Şahsiyetinin Belirlenmesi",  "Ses Anlam Kuralı"

Hüseyin Rahmi Göktaş, kuramını ortaya sererken bazı "özel" kelimelerden yola çıkıyor: "ben-sen-o", "odun", "soğan", "bu", "bulmak", "bakmak", "görmek", "var", "yok", "değmek", "bıçak", vd

Yeni kurulan bir öğretiyi ifade etmesi hasebiyle Beñseñoğ da yer yer tekrarlara düşülüyor. Bu kaçınılmaz bir durum. Halihazırda var olan köklü dil algı mekanizmasını da düşünecek olursak, Göktaş ın kimi satırlarda çektiği "anlatmaya çalışma" sıkıntısını da anlayışla karşılamamız gerekmektedir. 

Kendi adıma, Beñseñoğ u okurken zevkli, ilginç ve bol kazanımlı bir serüven yaşadım. Çünkü, elimde tuttuğum eser ezber bozuyor ve sıradanlığı aşıyordu. Ayrıca dile, kurallar yığını olarak bakmıyordu. Daha derinlere iniyordu: Düşünce mekanizmamızın sağlığını sağlayan anadile (Türkçe ye) bilinçli bir yaklaşımı hedefliyordu.

Sanırım, ilk paragrafın sorusuna ne cevap verdiğimiz anlaşılmıştır.