1991 yılında Abede emperyalizminin Irak işgalinden beri Millî Gazete’de okurlarımla birlikteyim. Zaman zaman ara verme durumum oldu. Bu da hastalıklarımdan kaynaklandı. Onun dışında neredeyse kesintisiz yazma çabası içinde oldum. Çok kısa aralıklarım oldu.

Bu sefer de gene bir rahatsızlıktan ötürü on bir günlük hastane sürecim oldu. Çok şükür, tedavim karşılık verdi, toparlandık, evimize geldik. Doğal olarak biraz yorulduk ve yıprandık. Bu da bizim sınavımız. Buna da şükrediyoruz. Bir bakıma bir lütuf olarak da görüyoruz. Tedbir, elbette ama bazen tedbiri de aşan durumlar oluyor. Hayatın dönemlerini yaşıyoruz. Bu da doğal. Kaderimizin bir tecellisi var. Her oluş, bir nedene bağlıdır.

Aniden hastaneye yatma durumum söz konusu olduğundan yazdığım yazıyı gazeteye gönderme fırsatım bile olmadı. O, bir kenarda duruyor. Güncelliğini yitiren bir yazı değil.

Yazı faaliyetimiz bizim için bir zorunluluk. Çünkü bu, üzerimizde bir vebal. Merhum Üstad Sezai Bey ile vefatından on beş gün önce uzun bir telefon görüşmemiz olmuştu. Benim için bir öğüt olan şu sözleri çok değerli: “Bu çağa ve bu çağın insanına medeniyetimizi, düşüncemizi anlatmaya devam edeceğiz. Takdir Allah’ın.” Benzer bir durumu da 2010 yılında hastanede iken, abdest almış, ameliyat giysilerimi giyinmişken merhum Erbakan Hoca aradı. Şifa bulmamız, sağlıkla dönmemiz, aralarına katılmamızın niyazında bulunmuştu.

Sorumluluk derken, biz fazlasıyla acılı bir kuşağız. Çok şeyler gördük, yaşadık, yaşıyoruz. Her dönemin kendine özgü durumları olur. Ömrümüzün bir kısmı darbelerle geçti. İnsanımız acı çekti. Ciddî ayrışmalar oldu, bölünmeler ve buna bağlı çatışmalar. İnsanımız genel anlamda çok acı çekti ve çekmeye de devam ediyor. İdamlar, faili meçhul cinayetler, ideolojik çatışmalardan heba olan gençlik, ırk ve mezhepçiliklerin getirdiği çatışmaların ardı arkası kesilmedi. Her dönemin bir bahanesi oldu, olan da insanımıza oldu. Büyük oyunlar oynandı, fakat asıl failler değil de halkımız çekti ne çektiyse. Onlar geri planda olduğu gibi duruyorlar. Aradan geçen zamanlardan sonra kimin ne yaptığı, niçin yaptığı anlaşılamadı. Hâlâ bir bilinmezlik olarak süregeliyor ve süregidecek gibi de görünüyor.

Emperyalizmin bölgemizi, Müslümanların yaşadığı coğrafyayı işgali, oynanan büyük oyunlar, insanların çektiği acılar, ırkçılık, mezhepçilik, Müslüman milletinin birbirinden kopuklukları, dağılmışlıkları, parçalanmışlıkları daha da derinleşiyor. Büyük oyunların farkında olunamayış asıl sorun. Meydanda görünenler ile değerlendirmelerde bulunuluyor.

İslâm milletinin içinde bulunduğu büyük bir kriz var. Emperyalizmin savaşı İslâm’a karşı. Bunu sömürü ve ekonomiye bağlı görenler ağırlıkta. Bu elbette var ama medeniyetimiz düzleminden bakılınca hiç de öyle değil. Filistin, Lübnan, Arakan, Doğu Türkistan bağlamında bakılınca durum farklılaşıyor. Rusya Ukrayna savaşını da bu düzlemde görmek gerekiyor. Dünyayı kontrolü altında tutmak isteyen egemenlerin, dahası ırkçı emperyalizmin farklı bir oyunudur. Coğrafyamızda, ülkemizde süregelen ırk ve milliyetçilik çatışmalarını da bundan ayrı tutamayız. İslâm milletinin ırkî çatışmaları emperyalizmin en sevdiği alan. Müslümanları birbirine başka nasıl düşürebilirler ki? Bu konular sürekli gündemimizde. Kimi zaman belki bir bıkkınlık olarak görülebilir ama asıl sorunlarımız bunlar.

Bu arada Saadet Partisi, örneğine az rastlanır bir kongre gerçekleştirdi. Başlangıçta yadırgansa da taraf gibi görünenler taraf değil kardeşlerin bir yarışı oldu. Kardeşlik ruhu finalde kendini gösterdi. Rakip gibi görünen listeler birbiriyle harmanlanmış, başkanlık adayı yarışında olanlar listelerine rakip diye bilinenleri ilk sıraya yazmış. Dileğimiz bundan sonra İslâm medeniyet dairesi ekseninden hareket ile İslâm milleti ve ümmeti bilincindeki öz ile devam etmeleridir. Sorunlar oldukça fazla. Mahmut Arıkan başkanlığında donanımlı, gayretli, medeniyetimizin özünden hareketle yolculuğun devam etmesidir dileğimiz. İnsanı merkeze alan bir yaklaşımın sürmesi. Dikkatlerimiz üzerlerinde olacak. Medeniyet geleneğimizin bir bakışıdır bu. Hayırlı olmasını niyaz ediyoruz.