Vatan aynı vatan, ülke aynı ülke, millet aynı millet... Ama değişen bir şey var, o da “Yönetim Sistemi”. Adına Cumhurbaşkanlığı Sistemi dediler. Halbuki bundan önce de zaten Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ya da Cumhur Reisi denirdi adına. Peki, o halde sistem değiştiyse, adı neden böyle? Aslında toplumdan bir şeyleri saklamak için mi adı böyle kondu? Bilmiyoruz, ama bu sistemin adı bize göre Başkanlık Sistemi’dir. Aslında bu sistemin alt yapısını oluşturmak için 30 ili büyükşehir statüsüne geçirdiler. Daha bundan sonra nice iller de bu statüye kavuşacak. Yani bir bakıma Eyalet Sistemi kurulacak gibi görünüyor. Zaten sistemler birden bire tepeden inme değişmez. Altyapıyı, zemini ve zamanı uygun hale getirdikten sonra hayata geçirilir. Bugün yapılanlar da bize bunu işaret etmiyor mu? Evet, bal gibi de Başkanlık Sitemi. Taa başından beri bunu öngörmüş ve söylemiştik.

Evet, bu böyle de, bundan sonra ne olacak? Toplumun beklentileri, vaat edilenler yerine gelecek mi? Bazı bakanlıklar birleştirilerek, bakanlık sayısı azaltılarak bir bakıma bir değişikliğin işareti verildi. Yani yetkileri rasyonel olarak kullanma ve pratiğe dönüştürme gibi. Bu arada bizim için müspet görünen bir durum var ki, o da Avrupa Birliği Bakanlığı’nın kaldırılması. Evet, bu bizim için müspet bir gelişme ama beklerdik ki, yerine İslam Birliği Bakanlığı kurulsun. O zaman yeni sistem, bizim için bir anlam ifade ederdi. Lakin bunu göremedik. Umarız ki gelecekte bu bakanlık kurulur, D-8’leri canlandırır, İslam Birliği’ni de hayata geçirir. Bu temenniden sonra, esas konumuza geçersek; seçim öncesi bütün partilere olduğu gibi Saadet Partisi’ne de toplumun çeşitli kesimleri, taleplerini içeren kucak dolusu dosyalar takdim etti. Bunların içerisinde Sağırlar Milli Federasyonu’nun dosyası bir hayli kabarıktı. İsteklerini sıralamış ve çözüm beklediklerini özellikle vurgulayarak; eğitim, istihdam, sağlık ve iletişim gibi problemlerini özellikle vurgulamış, engellilerin istihdamı hususunda işitme engelliler aleyhine bir haksızlığın söz konusu olduğunu özellikle belirtmişlerdir.  Aslında bu beklentilerin asıl muhatabı iktidardır. Lakin Saadet Partisi bu hususta duyarsız mı kalmalı? Hayır, asla. Bilakis iktidarı bu ve buna benzer konularda zorlamalı. Zaten dezavantajlı ve mağdur kesimin öteden beri sesi soluğu olan bir misyonu taşıyan Saadet Partisi, kayıtsız kalamaz ve kalmıyor da. Gücü ve yetkisi sınırlı olsa da, Parlamento’da mevcut iki milletvekilinin samimi gayretleriyle, bu ve buna benzer daha nice problemleri aşacağına inancımız tamdır. Yeter ki yeni sistemde yürütme, hak, hukuk ve adalet terazisinden şaşmasın; icraatlarını ve çalışmalarını şova yönelik değil, halka hizmet Hakk’a hizmet esasından baksın. O zaman çözülemeyecek hiç bir problem kalmaz. Sadece engelli camiası değil, bütün toplum refah içinde olur. Ayrıca ülkemizin mazlumlarıyla birlikte bütün İslam coğrafyasındaki mazlumların haklarını arama ve hakkı sahibine teslim etme yönetim anlayışını tahakkuk ettirsin.  İşte o zaman yeni sistem, bir anlam ifade edebilir.

Bu temennimiz, dileğimiz, arzumuz sadece merkezi yönetimden ve bir kişiden değil, esasen engelli toplumuna birebir hizmeti götüren yerel yönetimlerdendir. Bu esastan baktığımızda yukarıda bahsettiğimiz yönetim anlayışını, yerel yöneticilerden beklememiz de tabiidir. Sistem ne olursa olsun; zihniyet ne ise, hizmet anlayışı da o esasla olur. İnşallah bütün yöneticilere Milli Görüş zihniyeti tecelli eder ve insanlık huzur bulur vesselam.