İlk bakışta birbiri ile ilgisiz iki konuyu başlığa çıktığım düşünülebilir. Ama yeni bir anayasa yapılamaması ile 1 Mayıs’ta yaşanan olaylar arasında bir irtibat olduğunu düşünüyorum. Çünkü Anayasa uzlaşma komisyonunun uzlaşamaması ile 1 Mayıs gösterilerinin ille de Taksim’de olmasını isteyen anlayış arasında irtibatın ötesinde bir özdeşlik olduğu görülüyor.
Her fırsatta halkın seçtiklerinin sivil anayasa yapması gerektiği savunuldu. Bu hususta tüm siyasi partiler arasında sanki bir söz birliği vardı. Ne zaman ki, yeni anayasa hazırlanması gündeme geldi ve bu hususta TBMM’de partiler arasında bir anayasa uzlaşma komisyonu kuruldu, görüldü ki, sivil anayasa yapılmasını dillendirmek ile bu düşüncenin hayata geçirilmesi için tavır sergilemek çok farklı şeyler. Böyle olmasaydı anayasa uzlaşma komisyonu geçen bunca zamanın ardından sonuç alınamaz noktaya gelir miydi
Hemen belirteyim ki yeni bir anayasa yapılmasını kimlerin engellediği, sivil bir anayasanın yapılıp yapılamaması ilgilendiriyor. Seçilmişlerin özgürlükçü sivil bir anayasa hususunda anlaşamıyor olması karşısında kimin daha fazla sorumlu olduğu çok da önemli olmuyor. Çünkü seçilmişler ilk defa yakaladıkları anayasa hazırlama imkânını kullanmamakta direniyorlar. İleri sürdükleri gerekçelerin doğru ya da yanlışlığı da bu noktada önemini kaybediyor. Çünkü seçilmişlerin sivil bir anayasa yapamaması toplumu darbecilerin hazırlayıp uygulamaya koyduğu anayasaya mahkûm ediyor.
Niçin seçilmişler yeni anayasa konusunda uzlaşamıyor Gerekçeleri ne olursa olsun kesin olan husus dayatmacı anlayış olarak ortaya çıkıyor. Ortak değerlerde birleşmek, halkımızın darbe anayasasından çektiği sıkıntıları gidermek hususunda uzlaşma sağlayamamaları sonucu başlatılmış çalışma son bulma noktasına gelmiş durumda. Aynı dayatmacı zihniyet toplum hayatının hemen her alanında da karşımıza çıkıyor. Sanki partiler uzlaşmamak konusunda uzlaşmış durumdalar. Herkes kendi arzusunun kabul edilmesini istiyor. Hâlbuki günümüzde temel insan hak ve özürlükleri hususunda oluşmuş ve tüm dünyada genel kabul gören değerler var. Bu değerler etrafında bile anlaşamayanların tutumu sokaktaki vatandaşa da yansıyor. Kısacası insan hak ve özgürlükleri konusunda ülkemizde ortak bir noktaya gelinebilmiş değil. Bunun da en önemli sebebi herkesin özgürlüğü kendisi ve kendisi gibi düşünen ve inananlara istiyor olması. Böyle olunca da toplumda çatışma eksik olmuyor. Çatışma sadece sokaklarda ve meydanlarda polisle olmuyor, düşünce planında da çatışma kültürü kendini gösteriyor. Bu çatışma kültürü farklılıklara tahammülün toplum hayatına yansımasına mani oluyor.
Sözü uzatmadan yeni anayasa çalışmalarına dönmek istiyorum. Daha işin başında iktidar kanadı Meclis’te grubu bulunan partilerin uzlaşması ile yeni anayasanın yapılmasını ve bu husustaki ümidini dile getirdi. O günlerde bu Meclis’te 4 partinin uzlaşması ile yeni bir anayasa hazırlanmasının mümkün olmayacağını vurguladık. Buna rağmen komisyon kuruldu, maddeler üzerinde müzakereler başladı. Yapılan açıklamalara göre 29 madde üzerinde mutabakat hâsıl oldu, gerisi olduğu gibi duruyor. Uzlaşamamanın sebeplerini her parti sözcüsü kendi açısından dile getiriyor. Hâlbuki bu gerekçeler önemli değil ki! Önemli olan milletin beklediği sivil anayasanın hazırlanması. Ama bu olmuyor. Ve bu uzlaşmaz tavır meydanlara da yansıyor. Bu bakımdan 1 Mayıs’ı çatışma ortamına çeviren gruplar ne kadar yanlış yapmışlarsa yeni bir anayasa yapamayan siyasilerde o kadar yanlıştadır. Bir de topluma kötü örnek olmaktadırlar.