Maide suresinin 87. ayetinde: Ey iman edenler! Allah ın

sizler için helal kıldığı şeyleri haram etmeyin ve haddinizi aşmayın

buyrularak helal hiçbir şeyin yasaklanmaması emredilirken 88. ayette Allah ın

bize rızık olarak verdiklerinin helal ve tıbbı (faydalı) olanlarından yememiz

ilke haline getiriliyor, helal çemberinin daraltılması engelleniyor. 89.

ayette, yaptığımız yeminleri bozduğumuz takdirde en az on fakiri yediklerimizin

ortalamasından doyurmamız veya onları giyindirmemiz, (eğer zengin isek) köle

azat etmemiz emredilirken gücümüz yetmiyorsa üç gün oruç tutmamız emrediliyor.

90. ayette ise alkol, kumar, (tapılmak üzere) dikilen taşlar ve fal okları

pislik ve şeytanın işi olarak bildirilip onlardan sakınılması emredilerek

bunlardan uzak durmak ilke haline getiriliyor. 92. ayette: Allah ve Peygambere

itaat edin ve (onlara karşı gelmekten) sakının fermanı verilerek Allah ve

Peygambere itaat ilkesi tekrar ediliyor.

95. ayette, (hacda) ihramlı iken avlanan kişilerin avın

değerini sadaka olarak vermeleri veya on fakiri doyurmaları veya bunun dengi oruç

tutmaları emredilerek ilke haline getiriliyor. 96. ayette de deniz avlarının

tümünün helal olduğu, ancak ihramlılara bunları avlamak haram olduğu

bildiriliyor ve (mahşerde) Allah ın önünde toplanıp hesap vereceğimiz ve

Allahtan korkmamız emredilerek bu ilkenin önemine işaret ediliyor.

Maide suresi 101. ayette: Her şeyin dini hükmünün

sorulmaması, aksi takdirde hüküm haram olarak ortaya çıkabilir uyarısıyla

yasakların çoğaltılmasına sebep olunmaması isteniyor. 105. ayette, önce

kendimizi korumamız emrediliyor. Biz doğru yolda isek başkalarının bize zarar

veremeyeceği müjdeleniyor ve böylece kuralları önce kendimizin uygulaması

ilkesi ortaya konuyor. 106. ayette ölümün yaklaştığı hissedilince yapılacak

vasiyette iki adil şahit tutulması ve bu şahitlerin her hangi bir namazdan

sonra durdurulup ifadelerinin alınması çok hassas bir ilke olarak önümüze

konuluyor.

En am suresi 11. ayette: Yeryüzünde gezip dini

yalanlayanların (Peygamberleri dinlemeyenlerin) akıbetlerinin öğrenilmesi bir

seyahat ilkesi olarak önümüze konuluyor. Demek oluyor ki seyahat zevk için

değil ders almak için yapılır, yapılmalıdır.

48. ayette Yüce Mevla mız: Biz Peygamberleri ancak

müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik beyanını yaparak İslam ı tebliğ

ederken sadece müjde ile yetinmeyip korkutmanın da bir ilke olduğu ortaya

konuyor. 51. ayette ise: Rableri yanında toplanacaklarından korkan kişileri

Allah tan başka (gerçek) dost ve şefaatçi yoktur diye uyar emri verilerek

ancak Allah ın huzurunda hesap vereceğine inananların uyarılabileceği

bildirilerek önce insanların mahşere inanır duruma getirilmesi bir ilke olarak

öne çıkarılıyor. Yani mahşere inanmayanlara şunu yapmak haram, bunu yapmak

helal demek boşuna bir emek olabilir.

52. ayette de geçmişi ne olursa olsun artık Allah a dua

(ibadet) eder hale gelip bizden faydalanmak isteyenlerin kovulmaması, onların

geçmiş günahlarından veya sefil hayatlarından bize bir zarar gelmeyeceği

uyarısı yapılarak mazisi kötü olanlardan da hayır gelebileceği ilkesi ortaya

konuyor.

68. ayette, Allah ın ayetlerine dalıp kendi kafalarına

göre aykırı fikirler veren kişiler konuyu değiştirmedikçe onlarla beraber

oturmamak da bir ilke yapılmıştır. 70. ayette de dinlerini oyun ve eğlence

edinen ve dünya hayatının şaşırttığı kişileri (ne haliniz varsa görün diyerek)

kendi hallerine bırakmakla birlikte herkesin yapacağı kötülük ile tehlikeye

atılacağını hatırlatmak bir ilke olarak önümüze konuluyor. 78. ayette namaz

kılın, Allah a sığının emri verilerek namaz kılma ilkesi tekrar ediliyor.

108. ayette Yüce Rabbimiz: Allah tan başkasına dua

(ibadet) edenlere bile sövülmesini yasaklıyor. Böylece Müslümanlara sövmemek

çok önemli bir ilke olarak ortaya çıkıyor.